Jerome Bruner’in Daha İyi Bir Eğitim İçin Teorileri

· Ocak 3, 2019

Jerome Bruner, klasik hesaplama paradigmaları konusunda bilişsel psikolojide devrim yaratan yazarlardan biridir. Bruner’in bakış açısına göre psikoloji hayli hesaplamalara dayalı ve mekanik paradigmalara kurban gitmiştir.

Buna karşılık, Bruner kültürel psikolojiyi merkez alan bir disiplinin gerekliliğini savunur. Argümanına göre hiçbir beyin aktivitesi içinde bulunduğu sosyal bağlamdan bağımsız düşünülemez. Ayrıça Bruner için aklı anlamak, kültürel bağlam hesaba katılmadan imkansızdır.

Bruner’in bilişsel psikolojiden öğrenme teorilerine kadar, eğitim psikolojisine büyük katkıları bulunur ve kültürel psikoloji uygulamalarının eğitim üzerindeki etkisini analiz eder. Bununla birlikte, indirgemeci ve ezber sistemine dayalı eğitim sistemi üzerinde büyük değişiklikler yapmayı amaçlar. Bruner yapılandırmacı ve bireysel ölçekte bir eğitimi destekler.

Bunu başarabilmek için, Jerome Brunerin eğitim psikolojisinin eğitim sistemini adapte etmesinin gerekliliği üzerine 9 teorisi bulunmaktadır. Lafı daha fazla uzatmadan, bu teorilere bir göz atalım.

Jerome Bruner

Jerome Bruner’in Eğitim Üzerine Teorileri

Perspektivizm

Öncelikle Jerome Bruner’in teorilerinin alt metnini oluşturan ana fikirlere bir göz atalım. Jerome’ye göre bütün bilgilerin yaratılışı bu süreçteki bakış açısına bağlıdır. Amaçlar objektif veya mutlak değildir.

Büyük bir kısmı konunun bakış açısına bağlıdır. Amacı anlamak demek kendisiyle birlikte diğer tüm ihtimalleri anlamayı gerektirir. Bunlar bağlam açısından doğru veya yanlış olarak değerlendirilir.

Anlamlandırma sürecindeki yorumlamalar bize kültürdeki gerçekliği inşa etmenin yollarını gösterir. Daha sonra bireyler, bu yolları kendi bilişsel filtrelerinden geçirirler. Böylece hepimiz hem aynı, aynı zamanda da farklı yapım süreçlerini tecrübe ederiz.

yapboz parçaları ve beyin

Limitler Teorisi

Bir sonraki teorisi anlamlandırma sürecindeki varoluş sınırlarıdır. Jerome Bruner bu konuda iki farklı sınırdan bahsetmektedir.

  • İlki insanın çalışma şeklinin özünde bulunur. Evrimsel süreç bizleri spesifik bir şekilde bilmek, düşünmek, hissetmek ve algılamak konusunda eşsiz kılar.
  • İkincisi ise simgesel sistemin beraberinde getirdiği kısıtlamalara üstü kapalı bir şekilde değinir. Bu sistem, akılsal işlemlerimizde aktif olan kısımdır. Dilsel görelilik (Sapir ve Whorf hipotezi) bu sınırlama için temeldir. Bu hipoteze göre dil, düşüncelerimizi ifade etme ve açıklama süreçlerini etkiler.

Yapılandırma Teorisi

Bilginin oluşumu ve anlamlandırma süreçlerinden bahsettiğimizde ilk başta yapılandırmacı paradigmalardan söz etmeliyiz. Yapılandırmacılık, içinde bulunduğumuz gerçekliğin inşa edildiğini savunur. Nelson Goodman’ın yorumuyla, “gerçeklik bulunmamış, yapılmıştır.”

Sonuç olarak toplum, eğitimi çocukların eleştirel ve uyarlanabilir bir şekilde anlamlandırma yapabilmesi için onlara gerekli kültürel araçların sağlanması üzerine temellendirilmelidir. Her ne olursa olsun, yalnızca bilgi aktarımındansa bu eğitim sistemi iyi mimarlar ve bilgi inşa edebilen bireyler yetiştiriyor diyebilmelisiniz.

sınıfta el kaldıran çocuklar

Etkileşim Teorisi

Bilgi alışverişi, insanların diğer bütün karşılıklı işlemleri gibi, etkileşim içinde olan insan topluluklarının varlığını kanıtlar. Örneğin çocuklar kültürlerini ve dünya görüşlerini diğer kişilerle bulundukları etkileşimlerden elde ederler. İnsanlar çoğunlukla birbiriyle ilişki içinde olan bu toplumu dilin bir hediyesi olarak değerlendirirler.

Fakat aslında bunun kaynağı özneler arasılıktır. Başka insanların zihin formlarını algılayabilme yetisi özneler arasılığın temelini oluşturur (zihin teorisi).

Haricileştirme Teorisi

Bu teori tamamiyle kolektif kültürel aktivitenin asıl amacının çalışmalar veya harici ürünler yaratmak olduğu ilkesi üzerine kuruludur. Bu yüzden, kültürü haricileştirmenin pozitif bir sonucu toplumsal kimlik yaratılmasıdır ve bu kimlik kolektif dayanışmayı besler.

Bu dışsallaştırılmış çalışmalar ortak paylaşılan düşüncelere ev sahipliği yapar. Böylece aynı amaç altında birleşmek kolaylaşır. Haricileştirmeler (yani kitaplar) eğitim sisteminin temelini oluşturur ve sistem eylemlerin nasıl olması gerektiğini kitaplar vasıtasıyla bireylere iletir. Bu sebeple de eğitim sistemi içinde bulunduğu kültürden bağımsız düşünülemez.

Araçsallık Teorisi

Bireyleri nasıl eğitirsek eğitelim, bunun bazı sonuçları olur ve eğitimi alan insanların hayatlarını etkiler. Bununla birlikte bu sonuçlar bireyler açısından araçsaldır; tıpkı kültürün ve kurumlarının araçları olduğu gibi.

Bu teori eğitimin hiçbir zaman tarafsız olmadığını savunur. Sonuçlar, başka güçler ve diğerleri için araçsal nitelik taşır. Bu sebeple eğitim, en geniş anlamda politik bir öznedir.

eğitimsel psikoloji

Kurumsallık Teorisi

Jerome Bruner’in yedinci teorisi kurumsallık. Gelişkin dünyada eğitim, kurumsallaşmaya devam ettiği sürece davranışları da kurumsallaşır. Bu bağlamda eğitimin rolü diğer kurumlardan farklıdır. Eğitimin amacı, çocukları kültüre bağlı kalarak diğer kurumlarda daha aktif rol almaya hazırlamaktır.

Sonuç olarak, eğitimin kurumsallaşması kendisi için dahi bir çok sonuç barındırır. Böylece eğitim, doğası gereği kendi içinde barındırdığı aktörlerin işlevlerini belirleyebildiği gibi bu aktörlerin statü ve saygınlıklarını da belirler.

<3>Kimlik ve Özsaygı Teorisi

Belki de insanlığın deneyimlediği yegane evrensel fenomen “öz”dür diyebiliriz; diğer bir deyişle kendini algılama veya özfarkındalık. Hepimiz kendimizi içsel deneyimlerimizden tanıyoruz.

Aynı zamanda diğer “özbenlikler”in varlığının da farkındayız. Sosyal psikolojinin bazı branşlarının çıkarımlarına göre özfarkındalık, diğer kişiliklerin varlığı ile var olur.

Bu nedenle eğitim, özsaygı ve özfarkındalık oluşumunda önemli yer tutar. Bu yüzden eğitim sisteminin, Jerome Bruner’in Daha İyi Bir Eğitim İçin Teorileri oluşumunda akademik yönergelerin sonuçlarını hesaba katması gerekir.

okulda çocuklar

Anlatım Teorisi

Son olarak, hikaye teorisi. Bu teori düşünme ve hissetme üzerine, özellikle bireylerin kendi yaşadıkları bireysel dünyalarını yaratırken ne düşündükleri ve ne hissettikleri üzerine bir kapı aralar.

Bruner için bu sürecin en önemli parçası hikayesel kapasitedir, ki bu da Bruner’in psikoloji literatürüne en büyük katkılarından biridir. Bruner, kültürel psikolojide anlatımın önemine dikkat çeker.

İnsanlar her zaman anlatım yetisinin doğuştan geldiğini ve sonradan öğretilemeyeceğini düşünürler. Fakat daha yakından bakıldığında hepimiz bunun doğru olmadığını biliriz. Gerçek şu ki, eğitimin bir çok insanın anlatım niteliğine büyük katkısı bulunur ve bu yüzden de eğitim sisteminin anlatım üzerindeki etkisini gözlemlemek önemlidir.