Sevdiğimiz Şeyler Daima Yanımızda Kalır

04 Ağustos, 2017
 

Fiziksel gerçeklikle dolu 587 kilometre, 27 gün ve 17 şehirle ayrılıyoruz ama Julio Cortazar’ın da katılacağı gibi sevdiğimiz şeyler daima yanımızda kalır. Mesafeler olduğunda ilişkilerin yavaş bir şekilde, kararlılıkla ve çok daha fazla emekle geliştiğinin en iyi kanıtıyız bizler.

Başka bir deyişle, sevdiklerinizden uzun bir süre ayrılıp geri döndüğünüzde her şeyin değiştiğini ama onlarla olan ilişkinizin aynı kaldığını hissettiniz mi hiç? Aslında yaşadığımız şey şudur: Birbirimizden fiziksel olarak uzak olsak bile yakın kalmışızdır çünkü birbirimizi unutmamıza izin vermemişizdir.

Evimiz gittiğimiz yere yakındır

Birçok farklı nedenle, sevdiğimiz birinden belli bir süre ayrılmak zorunda kalırız. Başka bir şehre transfer edilebiliriz, başka bir yerde iş aramamız gerekebilir, başka bir ülkede bizi bekleyen ailemiz vardır vs.

“Diyebilirim ki her yer benim evim,
eğer kapıyı açan sensen.”

– Elvira Sastre


Gitmeden önce aklınızdaki en büyük endişeler, hislerimize ve geride bıraktığımız insanlara ne olacağıdır. Beni unutacaklar mı? İlişkimiz değişecek mi? Bunlar kendimize en çok sorduğumuz sorular. 

Ne var ki yeni yerimize vardığımızda “evimiz” dediğimiz yerin de bizimle geldiğini ve bizi tüm sıcaklığıyla sardığını fark ederiz. Orayı evimiz olarak görmeye devam ederiz çünkü kimliğimiz ve düşündüklerimizle onu gittiğimiz yere götürürüz. Yeni insanlarla zenginleşen ama asla unutmayan özümüzün bir parçasıdır.

 

Engellerden daha güçlü ortaklık

Siz gitmeden önce kurulmuş ortaklık, ayrı geçirdiğiniz ve geri döndüğünüz zamanın ardındaki başarıdır. Yani bağlarınız, mesafelerin üstesinden gelmiştir. Ama mesafelerin getireceği engelleri aşabilmek için bu bağların önceden güçlü olması gerekir.

Hiç şüphesiz, aşıksanız mesafelere katlanmak daha kolay hâle gelecektir. Sevdiğimiz şeyler daima yanımızda kalır çünkü bizim için ve hayatımız için ne anlama geldiklerini biliriz. Ve ne pahasına olursa olsun, onları kaybetmek istemeyiz.

“Neydi bilmiyorum ama özel bir şey vardı aramızda ve bunun farkındaydık. Hareketlerimizden ve konuşmamızdan belliydi bu. Çok şey söylememize gerek yoktu, konuşmadan anlaşıyorduk. İşte herkesi üzen de buydu, saldığımız güvenlik havası.”

– Charles Bukowski

Kavuşma zamanı geldiğinde arkamızda bıraktığımız dünya biz olmadan ilerlemiş gibidir. İnsanlar hayatlarına devam etmiştir ve artık dünyalarına yeniden girmek size düşer. Ortaklık sürdürüldüyse, ilişkinizin değişmediğini kısa süre sonra görürsünüz ve çok geçmeden geçmiş ve gelecek arasındaki noktaları birleştirirsiniz.

Kim daha çok acı çeker: bekleyen mi yoksa kimseyi beklememiş olan mı?

 

Ayrılıklar, belli ölçüde acıyı da beraberinde getirir çünkü kısa bir süre için de olsa insanın kendini başkalarından uzaklaştırması zordur. Vedalar geçici bile olsa çoğu insan için zordur.

Ne var ki şair Pablo Neruda, şu soruyu soruyor bize: kim daha fazla acı çeker, bekleyen mi yoksa kimseyi beklememiş olan mı? Başka bir deyişle, kendinizi yalnız hissetmek ve uzaktaki sevdiklerinize sarılamamak acı verir. Yakınımızdakilerin uzaklığı da canımızı acıtır ve uzaktakilerin yakınlığı bizi teselli eder.

Soruya verdiğiniz cevap ne olursa olsun, en doğru şey, kendi bağımsızlığınızın tadını çıkarmak olacaktır. Bizi sevenler daima yanımızda olacak ve eskisinden daha büyük bir özlemle geri gelecektir. Diğer yandan, kimseyi beklemiyorsak kendimize olan sevgimizi büyütmek, başlıca görevimiz olmalıdır.

“Bazen kilometrelerce uzaktaki birini neşelendirmek için tek ihtiyacınız olan şey, 56 saniyelik bir telefon konuşmasıdır.”

– Carlos Miguel Cortés