Kurban Olmaya Elveda Deyin

· Temmuz 21, 2017

Kurban olmaya bir kez ve sonsuza dek elveda demek, heyecan verici ve mutlu bir hayatın kilit noktasıdır. Kimse kurban olmak istemez, fakat gerçek şu ki bazen kurbanı oynamanın belirli avantajları olduğuna inanırız. Örnek olarak, kurban olmasak talep edemeyeceğimiz bir durumda, bakım ve ilgi talep edebiliriz.

Hayat genelde, hem bizim hem de dünyanın geri kalanı için zor ve çetindir. Herkes bu yolda bir noktada tersliklerden muzdarip olur. Bazıları daha zor, diğerleri daha katlanılabilirdir, fakat şu da açıktır ki engeller de aynı zamanda bu hayatın bize hediyeleridir.

Açıkça söylememiz gereken en önemli şey şudur ki, muhteşem Buda’nın da dediği gibi, acı kaçınılmazdır fakat acı çekmek isteğe bağlıdır. Yani, hayatta bize dokunacak olanı seçme imkanımız yoktur. En fazla, daha az doğru ya da daha çok doğru karar verebiliriz, fakat hiçbir şeyin bizi acıdan kurtaracağına dair bir garantisi yoktur. Tabii ki, problemlerle nasıl başa çıkacağımızın tercihini her zaman biz yapabiliriz.

Kurban olmaya demir atmak

Hepimiz, sürekli her şeyden şikayet eden insanlarla tanışmışızdır. Zarar görmüş ya da kalbi kırık bir insanın tavrını düşünürsek, genelde dünyayı ya da diğerlerini suçlarlar fakat sözüm ona gömüldükleri kara delikten çıkmak için oldukça az çaba sarf ederler. Tanıdık geldi mi?

Kurban olmaya demir atmış insanlar vardır, ki mutsuz olduklarını düşünmeye meyillidirler, kara talihin en sevdiği hedef olduklarına inanırlar ve gerçek bundan çok daha farklı olsa da, diğer insanların onlara karşı acımasız olduğunu ve onları kırmak için çabaladıklarını düşünürler. Algısal bozulma yüzünden ya da basitçe o şekilde davranmak istedikleri için buna gerçekten inanabilirler.

“Kurban olmaya demir atmış biri, içine düştüğü o çukurdan çıkamaz, fakat onun yerine kendini oraya daha çok batırır.”

Etraflarındaki insanlar nafile bir şekilde yardım etmek ister ki onların kötücül tutumunu güçlendirmekten başka bir işe yaramaz ve en nihayetinde bu, herkesin acı çekmesiyle sonuçlanır. En çok acı çeken, kurbanın kendi olmasına rağmen, çünkü derinlerde bir yerlerde kendileri için kötü hissetmeyi bıraktıkları çok az zaman vardır, çoğu zaman, özsaygıları düşüktür ve kurban rolü oynayarak biraz yakınlık ve ilgi görürler.

Bir insanın kurbanı oynadığını nasıl anlarız?

Başkalarının onların acı çektiğini fark etmesini isterler

Kendi çevreleri yardım etmeye çalıştığı zaman, saldırıya uğramış gibi hissederler çünkü bulundukları ruh halini sağlamlaştırmak isterler. “Zavallı şey”, “hayat sana karşı çok acımasız” ya da “talihsiz bir insansın, çok kötü bir talihin var” gibi laflar duymayı tercih ederler. Eğer hayatlarının kontrolünü ellerine almaları için cesaret vermeyi denerseniz ve çözümler bulmaya çalışırsanız, saldırıya uğramış gibi hissederler ve onları anlamadığınızı düşünürler ya da kendinizi onların yerine koymanızı istemezler.

Hayatta diğer insanları suçlamaya çalışırlar

Daha önce bahsettiğimiz gibi, hayatın karşımıza pek çok engel çıkardığı doğru olsa da, mutluluk seviyemizi belirleyen bu zorluklarla nasıl başa çıktığımızdır.

Başkalarını ve dünyayı suçlamak gereksizdir. Bu tutum yalnızca problemi devam ettirir ya da bizim kaynaksız bir biçimde kurban olmamızı tekrar garanti eder. Kendilerini kurban olarak gören insanlar çözüm aramaz fakat onun yerine kendi ve diğer insanlar yorulana kadar hayatın adaletsizliğine itiraz eder.

Başkalarını duygusal açıdan manipule eder:

Belirli ayrıcalıkları elde etmek için başkalarında üzüntü hissini uyandırma taktiğini kullanırlar.

İnsanın aklına bazı laflar gelebilir: “seni çocukluğundan beri yetiştirdim ve şimdi eşinle yaşayacaksın ve beni yalnız bırakacaksın”, “eğer iyi notlar alırsan annen iyileşecek”. Bu yolla, sorumluluğu bir başkasına yüklerler.

Bu insanlar hakkında ne yapacağız?

Direkt olarak: oyunlarına alet olmayın. Eğer kurbanı oynayan kişinin şantaj ve gözyaşlarına bağlandıysak, bunları güçlendiriyoruz ve onlara yardım etmiyoruz, fakat onun yerine onlara kötülük yapıyoruz demektir. Sorun şu ki, bunu yapmak çok zordur çünkü kültürümüz bize küçük yaşlardan beri acı çekenlere şefkat göstermemiz ve yardım etmemiz gerektiğini öğretti, fakat bizim ilgimiz arka plana itildi ve bu gerçekten böyle olmamalıdır.

Konu aile bireylerinden biri olunca, işler daha da karmaşık bir hal alır… Bundan kurtulmak için hiçbir şey yapmasa bile, hasta, depresif ya da üzgün olduğunu söyleyen annesine kim yardım etmez ki?

Herkes onun şikayetlerine teslim olur ve onu korumaya geçer, fakat bu kesinlikle bir çözüm değildir çünkü bu, onun bundan kurtulma becerisi olmadığı ve çözümün şikayet etmek ve hiçbir şey yapmamak olduğu düşüncesini kuvvetlendirir. Bu zordur, fakat eğer kurbanlaştırma çabasını doğru bir biçimde tanırsak, ona boyun eğmemeye ve bu tutumlarını desteklemeyerek onlara bir biçimde yardımcı olmaya çalışmalıyız.

Onlara, bu problemlerine bir çözüm bulmak üzere yardım etmek için yanlarında olduğumuzu anlatmalıyız. Fakat şikayet duymak ya da olumsuzluklar aşılanmak için değil. Aksi halde, “kurban” değişmesi gerektiğini düşünmeye başlamayacaktır.