Piaget ve Öğrenme Psikolojisi Hakkındaki Teorisi

· Haziran 4, 2018

Jean Piaget psikoloji alanına adını altın harflerle yazdırmış isimlerden biri. Çocuklardaki bilişsel öğrenme hakkındaki teorisi ile pedagojinin babası olarak kabul edilmiş bir figür. Mantık ilkelerinin içimizde oluşmaya başlamasının, dil becerisi edinmemizin de öncesine dayandığını keşfetti. Bu ilkeler  çevreyle, özellikle de sosyal kültürel çevreyle, duyusal ve motor aktivite aracılığında kurulan etkileşimden gelir. Haydi, Piaget’in çalışmaları ile öğrenmek arasındaki bağlantıya biraz daha yakından bakalım.

Doğumla başlayıp yetişkinlikle sonlanan ruhsal gelişimi organik gelişim ile karşılaştırabiliriz. Bu, denge haline doğru devamlı bir ilerlemedir. Bedenlerimiz, gelişimin bitmesiyle ve organların olgunlaşmasıyla nispeten sabit bir düzeye evrilir. Zihinsel hayatımızı da aynı şekilde bir denge haline doğru eviriliyor gibi düşünebiliriz, bu da yetişkinliğe eriştiğimizi gösterir.

Piaget ve öğrenmek

Piaget’in öğrenme psikolojisiyle ilgili teorileri zihinsel gelişim, dil, oyun ve anlamaya dayanır. Bu yüzden bir eğitimcinin ilk görevi ilgi uyandırmaktır. Bu ilgi, öğrencileri anlayabilmek ve onlarla etkileşim içinde olabilmek için kullanacağı bir araçtır. Bu konu üzerine 40 yılı aşkın bir süredir yapılan araştırmalar var. Bu teori sadece çocukları daha iyi tanımak üzerine değil, aynı zamanda pedagoji ya da eğitim metodlarını geliştirirken çocuğu da bir birey olarak görmek üzerine kurulmuş.

“Okullardaki eğitimin esas amacı, diğer jenerasyonların yaptıklarını tekrarlamak yerine yeni şeyler yapabilme kapasitesine sahip olan kadınlar ve erkekler yaratmaktır. Yaratıcı, özgün, kaşif kadınlar ve erkekler. Eleştirel ve doğrulayıcı olan, ona sunulan her şeyi sorgusuz kabul etmeyen insanlar.”

– Jean Piaget

kızına öğreten anne

Piaget’in başlıca görüşü, çocukların doğası ve yetişkin hayatlarında zihinlerinin nasıl işlediği hakkında bilgi sahibi olabilmek için önce zihinsel mekanizmalarının oluşumunu anlamamız gerektiği yönünde. Bu yüzden pedagojik teorilerini psikoloji, mantık ve biyolojiyi teme alarak oluşturmuş. Piaget bu temellere dayanarak düşünmeyi, düşünmenin genetiklerden nasıl koşullandığını ve sosyal kültürel uyarıcılarla nasıl yapılandığını tanımlıyor.

İnsan bilgiyi alırken en bilinçaltına ait ve pasif görünen işlemleri bile aktif bir şekilde yapar.

Adapte olmayı öğrenmek

Piaget’in Öğrenme Teorisi’ne göre öğrenmek sadece değişim geçirme durumlarında anlam kazanan bir süreçtir. Bu yüzden, öğrenmek bir bakıma bu değişimlere adapte olmayı bilmekten gelir. Bu teori, özümseme ve uyumsama süreçlerindeki adaptasyon dinamiklerini açıklar.

Özümseme toplumsal düzeydeki uyarıcıları alma şeklimiz, uyumsama ise mevcut toplumun çevrenin getirdiği gerekliliklerle şekillenmesidir. Özümseme ve uyumsama ile gelişimimiz boyunca öğrenmemizi zihinsel olarak yeniden yapılandırıyoruz. Bunun için kullanılan terime ise bilişsel yeniden yapılandırma süreci denir.

Uyumsama ve özümseme

Bu uyumsama ya da uyum sağlama, öznenin planlarını ve bilişsel yapılanmalarını düzenleyerek yeni yapılandırmalar kurduğu süreçtir. Bunu, yeni bir plan oluşturarak ya da halihazırdaki bir planda düzenlemeler yaparak, yeni uyarıcıları ve bu uyarıcılarla ilişkili davranışları kendine uyarlamak üzere yapar.

Özümseme ve uyumsama bilişsel gelişimde paralel ve devamlı iki süreçtir. Piaget’e göre uyumsama ve özümseme birbirileriyle bir dengeleme süreci kurarak etkileşim içine girer. Bunu, özümseme ve uyumsama arasındaki ilişkiyi yöneten üst düzey bir düzenleme süreci olarak düşünebiliriz.

iki puzzle parçası

John Lennon, hayat biz planlar yaparken başımıza gelenlerdir demiş, çoğunlukla da durum bu oluyor. İnsanoğlu huzur içinde yaşayabilmek için bir güven hissine ihtiyaç duyar ve bu yüzden de kalıcılık ilüzyonu yaratırız. Her şeyin sabit olduğunu ve hiçbir şeyin değişmediğini düşünürüz fakat aslında durum böyle değildir. Her şey devamlı olarak değişim içindedir, biz de dahil. Değişim bariz bir hale gelip bize yüzleşmekten başka bir şans bırakmayana kadar genellikle bunun farkında olmayız.

“Zeka ne yapacağını bilmediğinde kullandığın bir şeydir.”

– Jean Piaget

Dil sayesinde sosyalleşiyoruz

Çocukluğun ilk dönemlerinde zekamızın değişim geçirdiğini görürüz. Pratik ya da duyusal motora dayalı zekadan başlayıp, dilin ve sosyalleşmenin çifte etkisiyle düzgün düşünceler kurmaya giden bir süreçten bahsediyoruz.

Dil, öznenin eylemlerini açıklayabilmesine, anlamlı bir geçmiş kurmasına ve daha önceki davranışlarını yönlendirmeye katkısı olmuş hatıraları ya da durumları anımsayabilmesine imkan verir.

Dil, gelecekte nasıl davranacağımızı tasarlayabilmemizi, bunları kelimelere dökebilmemizi ve hatta belki de hiçbir zaman gerçekleştirmememizi mümkün kılar. Bilişsel süreçlerin ve Piaget’in de kendi düşünce biçiminin başlangıç noktası burasıdır (Piaget 1991).

Dilin kendisi, bireysel düşünmeyi geniş bir kolektif düşünce sistemiyle pekiştiren ve herkese ait olan kavramları ve fikirleri bir araya getirir. Bir çocuk ancak kendisini bu şekilde ifade edebilmeye başladığında gelişiminin bir sonraki evresine ulaşmış olur. Daha genel bir anlamda bakarsak, aynı şey düşüncelere olduğu kadar davranışlara da yansır.

Çocuğun, keşfettiği yeni geçrekliklere tamamen adapte olmak ve bunları günbegün yapılandırmak yerine daha yavaş bir tempoda gitmesi gerekir. Bu bilgileri karakterine ve performansına entegre etmelidir. Bu ben merkezci özümseme, çocuğun hem düşünmeye hem de toplumun içine girmeye başladığı süreci tanımlar.

“İyi bir pedagojinin hedefi, çocuğu gerçek hayat deneyimleri edinebileceği durumlara sokmak olmalıdır. Dil de bu durumları önceden düşünüp ona göre davranmamıza yardımcı olan şeydir.”

– Jean Piaget

Evrimin motoru davranış

Piaget 1976’da Davranış, Evrimin Motoru adında kısa bir kitap yayınladı. Bu kitabında, davranışlarımızın nasıl evrimsel değişimin belirleyici bir faktörü olduğu konusundaki fikirlerini anlatıyor. Piaget’e göre davranışlar yalnızca evrimin bir ürünü değildir. Yani buna göre davranışlar, canlıların eylemlerinden bağımsız olan mekanizmaların da bir sonucu olarak gelişir.

Biyolojik evrimin sadece doğal seleksiyonla oluşmadığına inanan Piaget, genel olarak yeni Darwincilerin fikirleriyle tartışıyor. Burada, özellikle de rastgele meydana gelen bir genetik değişkenliğin ürünü olan, ve adaptasyonda avantaj sağlama açısından farklı hayatta kalma ve üreme oranlarına sahip bir doğal seleksiyondan bahsediyor.

Bu açıdan bakınca, evrimin canlının davranışından bağımsız gelişen bir süreç olduğunu söyleyebiliriz. Bunu açıklamanın tek yolu, tamamen rastgele gelişen mutasyonların ve bunların nesillere yayılımının sebep olduğu fenotipik değişimlerin olumlu veya olumsuz sonuçlarına bakmaktır.

Piaget’in gözünde davranış, canlının küresel dinamiklerinin çevreyle devamlı bir etkileşim içinde olan açık bir sistem şeklinde kendini göstermesidir. Bu aynı zamanda evrimsel değişime sebep olan faktörlerinden biridir.

Piaget, davranışın bu işlevi yerine getirme mekanizmalarını açıklamaya çalışmak için epigenetik kavramından yararlanmış ve özümseme ile uyumsama kavramlarını açıklayan kendi adaptasyon modelini oluşturmuş. Epigenetik, deneyimlere dayalı fenotipin kurulmasını sağlayan, genotip ile çevre arasındaki ortak etkileşimdir.

“Bir çocuğa bir şey öğrettiğinizde bunu kendi kendine keşfetme şansını da sonsuza kadar elinden almış oluyorsunuz.”

– Jean Piaget

oyun oynayan kız

Piaget tüm davranışlarda içsel faktörlerin gerekli müdahaleyi yapması gerektiğini iddia ediyor. Ayrıca çevreye uyum sağlama eğiliminin tüm hayvan ve insan davranışlarında bulunduğunu da vurguluyor. Bunu bilişsel özümsemeyle beraber yapmasıyla bir önceki davranışsal yapıya entegre olduğunu anlıyoruz.

Piaget’in günümüzdeki eğitime katkıları

Piaget’in eğitime olan katkıları eğitim teorisinin oluşturulmasında oldukça önemli bir yere sahip. Piaget genetik psikolojinin kurucusuydu. Bu da teoriyi ve etrafında kurulan eğitim uygulamalarını önemli ölçüde etkilemiştir. Bu yönüyle de zamanla farklı formulasyonlar getirmiş doğal değişimlerden ayrı bir yere sahiptir.

Piaget’in katkıları önemli birçok makalenin de geliştirilmesinin yolunu açmıştır. Çalışmalarının merkezinde biyolojik, psikolojik ve mantıksal bakış açılarıyla insanlar hakkında ulaştığı kendi keşifleri vardır. “Genetik Psikoloji” teriminin, insan genlerini kapsamadığı için tamamen biyolojik ya da fizyolojik bağlamda düşünülmediğini de belirtmek gerekir. “Genetik” denmesinin sebebi, çalışmalarını köken yani insan düşüncesinin doğuşu açısından geliştirmiş olmasıdır.

Piaget’in bugünkü eğitime en büyük katkılarından biri de öğretim hedeflerinin temellerini iyi atmış olmasıdır. Burada bahsettiğimiz hedef, çocuğun ilk eğitim yıllarında iyi bir bilişsel gelişime ulaşması gerektiğidir. Çocuğun öğreniminde ilk önce odaklanmamız gereken amaç bu olmalıdır. Bu kesinlikle olmazsa olmazdır ve ailenin çocuğa evde öğrettiklerine katkı sağlar niteliktedir. Bu kurallar ve yönetmelikler çocuğun okul ortamına iyi bir şekilde uyum sağlamasına imkan verir.

Eğitimin ikinci hedefi

Piaget’in bugün bazı okullarda hala etkisini görebileceğimiz bir başka katkısı daha var. Çocuğun sınıfta aldığı teorik eğitimin, o konuyla ilgili tüm bilgileri edinmesi için kendi başına yeterli olmadığını belirtiyor. Öğrenmek bilginin uygulanması, deneyleme ve uygulamalı olarak gösterme gibi pedagojik metotları da içeriyor.

“Eğitimin ikinci hedefi zihinleri eleştirel olmak üzere eğitmektir. Doğrulayarak öğrenmek ve onlara verilen her şeyi sorgusuz kabullenmemek üzere eğitmektir. Bugün en büyük tehlike öğretilen konular, kolektif fikirler ve zaten var olan eğilimlerdir. Bu fikirleri değiştirebilmeli ve doğru ile doğru olmayanı birbirinden ayırabilmeliyiz.”

– Jean Piaget

sınıfta soruya cevap vermek

Eğitimin esas hedefi yenilikler getirebilen insanlar yaratmaktır, sadece diğer nesillerin yaptıklarını tekrar eden bir nesil yaratmak değil. Yaratıcı, icat eden ve keşfeden insanlar yetiştirmektir. Eğitimin ikinci hedefi zihinleri eleştirel olmak ve doğrulamak için eğitmektir, verilen her şeyi sorgulamadan kabul etmek için değil (Piaget, 1985).

Piaget’in teorilerini incelemek, her öğretmene öğrencilerinin akıllarının nasıl evrildiğini anlama imkanı verir. Piaget’in teorisinin merkezinde, bilginin gerçekliğin bir kopyası değil, kişinin çevresiyle olan etkileşiminin bir ürünü olduğu fikri yatar. Bu yüzden bu bilgi var olan diğer bilgilere kıyasla her zaman bireysel ve farklıdır.

Kaynakça

  • Piaget, J. (1987). The moral judgment of the child. Ediciones Martínez Roca.
  • Piaget, J. (1981). The theory of Piaget. Childhood and Learning, 4 (sup2), 13-54.
  • Piaget, J. (1985). Building up reality in a childthe child.
  • Piaget, J. (1969). Psychology and pedagogy. Barcelona: Ariel.
  • Piaget, J. (1991). Six studies of psychology.
  • Piaget, J., & Inhelder, B. (1997). Psychology of the child (Vol. 369). Morata editions.