Daniel Goleman ve Duygusal Zeka Teorisi

Ocak 20, 2018

Parlak bir zeka veya yüksek bir IQ, empati kurmayı anlamadığımız sürece yararsızdır. Kendi duygularımızı okumayı bilmiyorsak (ve başkalarının), kendi kalbimize yabancıysak ve iletişim kurmamızı sağlayan sosyal farkındalık bizde eksikse, korkuyu yönetmeyi bilmiyorsak, savunamıyorsak… Hoşumuza gitsin ya da gitmesin, gerçekten mutlu olmanın anahtarı duygusal zekaya sahip olmaktır.

Zekanın ne olup ne olmadığı konusundaki tartışmalar devam ediyor gibi görünüyor. Deneysel kanıtlar bunu doğruluyor, örneğin; Spearman’ın “G” faktörünün varlığı tüm zeki davranışları tanımlayan temel ve gerekli bir yapı olarak anlaşılıyor.

Elbette bir de Robert J. Sternberg’in Triarik Zeka Teorisi ile Howard Gardner’ın çoklu zekaya odaklanan çalışması var.

“Yüksek kolektif entelektüel bir seviyeye ulaşmanın tek yolu sosyal uyumdan geçer.”

– Daniel Goleman

Peki Daniel Goleman’ın şu “duygusal zekası” nerede? Bu fikrin temellerinin psikolojinin tarihinde yattığını öğrenmek sizi şaşırtabilir.

Duygusal zekanın yıllar içindeki durumu

Profesör Goleman bu kavramı bulmamış olsa da 5 milyondan fazla satan “Duygusal Zeka” isimli kitabıyla 1955’ten bu yana popüler olmasını sağlayan kişi.

Örneğin 1920’lerin başında Edward L. Thorndike “sosyal zeka” dediği terimi basitçe başka insanları anlamak ve motive etmek olarak tanımlıyordu. 1940’larda ise David Wechsler hiçbir zeka testinin duygusal yönleri ele almadığı taktirde işe yaramayacağını açıkça belirtmişti.

Daha sonra Howard Gardner zeka türlerinin yedincisi olan ve duygusal zekayla çok büyük benzerlik gösteren kişilerarası zekayı ilk kez öne sürdü.

Fakat “duygusal zeka” terimi ilk kez 1985 yılında Wayne Payne’in “A study of emotions: the development of emotional intelligence” (Duygular üzerine araştırma: duygusal zekanın gelişimi) isimli doktora tezinde ortaya çıktı.

Bundan 10 yıl sonra Amerikalı bir psikolog ve gazeteci olan Daniel Goleman halen konuşulmaya devam eden bu olguya değinecekti. Bu, kim olduğumuz, ne yaptığımız ve nasıl ilişki kurduğumuz üzerinde duyguların ne kadar büyük etkiye sahip olduğunu anlamamıza yardımcı oldu.Daniel Goleman

Daniel Goleman ve duygusal zeka

Daniel Goleman New York Times gazetesinde çalışıyordu ancak bugün duygusal zeka gurusu olarak biliniyor. /0’li yaşlarındaki Goleman’ın içten gülümsemesi ve içine çeken bakışları hala dikkatimizi çekiyor.

Hala kalanımızdan çok daha fazlasını görebiliyormuş gibi; detayları asla kaçırmayan ve bizim yalnızca rastlantı olarak adlandırdıklarımızın arasındaki ilişkileri görebilen biri.

Psikolojiye olan bağlılığının psikiyatri uzmanı sosyal hizmetler çalışanı annesinden geldiğini her fırsatta dile getiriyor. Annesinin sinirbilim, insan aklı ve davranış bilimleri üzerine pek çok kitap biriktirdiğini söylüyor. Bu kitaplar Goleman’ın çocukluğunu ve günlük hayatını şekillendirmiş.

Başlarda açıklanamayan ve hayranlıkla okuduğu bu metinler daha sonra Goleman’ın motivasyonunun temelini ve bugünkü kimliğinin belirleyicisi oldu: sosyal zekanın en büyük tanıtıcısı.

Duygusal zeka gerçekten ne demek?

Bu, zekayı bilişsel (hafıza ve sorun çözümü gibi) boyutlarının ötesinde görme biçimidir. Öncelikle etkili şekilde kendimize ve başkalarına hitap etmekten , duygularımızla bağlantı kurmaktan, onları yönetmekten, kendimizi motive etmekten ve olumsuzlukların üstesinden gelmekten konuşuyoruz.

Goleman duygusal zeka yaklaşımına ilişkin 4 temel boyut olduğunu açıklıyor:

  • İlki, kendinin farkında olmak. Bu ne hissettiğimizi anlamak anlamına geliyor. Kendi değerlerimizle, kendi özümüzle bağlantılı olmak demek.
  • İkinci bakış açısı ise kendimizi motive etmek ve kendi hedeflerimize, harekete geçmeye, stresi yönetmeye karşı kendimizi eğitme kapasitemizdir.
  • Üçüncüsü sosyal farkındalık ve empati kurmaktır.
  • Sonuncusu ise şüphesiz ki duygusal zeka felsefecilerinin esas silahı: bağlantı kurma yeteneğimiz, iletişim, anlaşmaya varma, başkalarıyla olumlu ve saygılı bir şekilde iletişim kurma…

Daniel Goleman, kitabında bize bu dört boyut hakkında uzmanlaşmayı öğütlüyor. Çünkü diğer türlü, örneğin yalnızca duygusal zeka üzerine eğitilmiş ama kendinin farkında olduğu halde başkalarıyla empati kuramayan biri olursunuz. Bu nedenle bu dört boyutu birlikte görmemiz gerekiyor.beyin ve duygular

Duygusal zeka öğrenilebilir ve geliştirilebilir

Duygusal Zeka(1995) ve Sosyal Zeka(2006) isimli iki kitabında, yazar bu beceriden, kapasiteden ve kendi epigenetiğimizde bulunuyor oluşundan söz ediyor. Buna göre yetiştiğimiz sosyal çevreye göre etkinleşebiliyor veya etkinliği durabiliyor.

“En iyi durumda bile CI başarıyı belirleyen faktörlerin yalnızca %20’sini oluşturuyor.”

– Daniel Goleman

Fakat asıl büyü işte burada yatıyor, duygusal zeka değişiklikler yaratan ve bağlantı kuran sistematik öğrenmenin, devamlı uygulamanın ve uyaranların olduğu beynimizin esnekliğiyle ilgilidir. Yukarıda bahsettiğimiz 4 alanda daha yetkin olabiliriz.siyah beyaz beyin, rengarenk düşünceler

Daniel Goleman çocukları da buna göre yetiştirmek gerektiğinin altını çiziyor. Öte yandan yetişkinleri de aynı ölçüde etkilediğinden seminerler, kitaplar ve diğer türden eğitici yöntemlerde sıkıntı çekilmiyor.

Duygusal zeka belirleyicileri

Profesör Goleman’ın yazdığı bu anahtar maddeleri uygulamak için irade ve kararlılık gerekiyor.

  • Hareketlerimizin ardındaki duyguları tespit etmemiz gerek.
  • Duygusal dilimizi geliştirmeliyiz. (bazen sadece “üzgünüm” demek yetmez, daha çok detay vermeliyiz. “Üzgünüm çünkü hayal kırıklığına uğradım, sinirliyim ve aynı zamanda kafam karışık.”)
  • Nasıl davrandığınızı kontrol etmek için ne düşündüğünüzü kontrol altına alın.
  • Başkalarının davranışlarının altında yatan nedenleri sorgulayın, başkalarının duygu ve düşüncelerini anlamaya çalışın.
  • Duygularınızı açıkça ifade edin.
  • Sosyal becerilerinizi geliştirin.
  • Kendi kendinizi motive etmeyi ve sizi mutluluğa yaklaştıracak şeyler için mücadele etmeyi öğrenin.

Son olarak, IQ dan daha önemli zeka türleri var ve tüm başarı aslında buna bağlı. Başkalarıyla daha iyi iletişim kurduğumuz, dengeli ve uyum içinde yaşadığımız, yeterli, mutlu ve kişisel doyuma ulaşmış hissettiğimiz kişisel başarıdan söz ediyoruz. Bu gerçek bir macera!