Otomatik Portakal: Davranışçılık ve Özgürlük

· Nisan 18, 2019

Otomatik Portakal hakkında daha önce söylenmemiş ne söylenebilir? Stanley Kubrick hakkında ne söylenebilir? Film, sonu ve felsefi analizi hakkında saatlerce konuşabilirsiniz. Filmin önemini birkaç kısa satırda özetlemem imkansız. Sunduğu tüm konulara daha derinlemesine değinmem imkansız. Ancak, filmin altta yatan anlamına yaklaşmaya çalışacağım.

Stanley Kubrick bu filmi 1971’de gösterime soktu. Ancak, birçok ülkede, daha sonraki zamanlara kadar görülmedi. Film sansür ve yasaklara maruz kaldı. Bununla birlikte, Otomatik Portakal yine de bir klasik haline geldi ve bir kült film olarak kabul edildi.

Otomatik Portakal, Anthony Burgess’in aynı adı taşıyan romanına dayanıyor. Bu roman İngiltere’deki en önemli distopya romanlarından biri olarak görülmektedir. Yine de, tam anlamıyla bir analiz yapmanın ne kadar zor olduğunu akılda tutarak, sadece sinema versiyonuna odaklanacağım. Ne de olsa, bu en bilinen versiyondur ve kitaptan biraz uzaklaşır.

Otomatik Portakal bir sanat eseridir

Hiç şüphe yok ki Otomatik Portakal, sinemaya ait bir sanat eseridir. Kubrick kişisel izlerini bıraktığı bir film yapmayı başarmıştır. Renkler, dekorlar, müzik… Otomatik Portakal‘daki her şey milimetril tasarlanmış ve ölçülmüştür. Görsel olarak film, başından itibaren büyüleyici ve sürükleyicidir.

Dil de dikkat çekicidir. Kahramanlar tarafından kullanılan argo diğer ülkelerden, özellikle Rusça’dan gelen kelimeleri birleştirir. Bu argo, romanın yazarı Anthony Burgess tarafından icat edilmiştir ve Nadsat olarak bilinir. Müzik önemli bir rol oynar. Synthesizer kullanımını ve klasik müziğin varlığını – özellikle de Beethoven’in varlığını – unutmayalım.

Otomatik Portakal‘dan Alex’i Keşfetmek

Alex ana karakterdir. Beethoven’a hayranlık duyan, şiddeti seven ve ahlak hakkında hiçbir şey bilmeyen genç bir adamdır. Otomatik Portakal bizi Alex ve serserilerinin aşırı şiddetten zevk aldıkları bir distopyan geleceğe götürüyor. Geleceğin gençleri şiddetin sınırlarını bilmiyor gibi görünüyor. Bundan zevk alıyorlar ve bu onların tek eğlence şekli. Tecavüzler, soygunlar, kavgalar… her şey Alex ve arkadaşları için sayılabilir.

Alex, içgüdü tarafından motive edilen genç bir adam. Davranışlarının sonuçlarını düşünmekten, iyiyle kötüyü birbirinden ayırt etmekten acizdir. Doğuştan gelen bu şiddetini açıklamak için hiçbir sebep ya da motivasyon yok gibi görünüyor. Bunun dışında, çok etkili ve serserilerinin (arkadaşlarının) lideri. Yaşadığı dünya ve ailesiyle olan ilişkisinin de davranışlarıyla ilgisi olabilir. Bununla birlikte, bu distopyan gelecekte, genç insanlar vakitlerini, hayatlarında başka bir amaç olmadan suç işlemekle geçirirler. Bu, belki de toplumun bununla bir ilgisi olduğuna inanmamızı sağlar.

Alex, suçlarından biri sırasında kendisine ihanet eden sersemlerine bile iyi davranmaz. Alex genç yaşta bir cinayet işler ve sonuç olarak hapse yollanır. Orada, Alex adını kaybeder ve numara 655321 adıyla bir mahkum olarak yeni kimliğini alır ve tutsak olur. Hapishanede Alex, Kutsal Kitap’a sempati duyar. Ancak bu kitabı yorumlayışı geleneksel yorumlamadan oldukça farklıdır. Alex en şiddetli sahnelerle kendini özdeşleştirir. Kendisini Mesih’in soygununa katılan bir Roman olarak görür.

otomatik portakal duvar sahnesi

Kötülüğün doğası

İncil’e olan ilgisinden dolayı, hapishane papazının Alex’e kanı ısınır. Onu yardım edilecek genç biri olarak görür. Yine de, Alex, belli etmemesine rağmen, papazdan nefret eder. Alex, hapishaneden çabucak çıkmaya yardımcı olan Ludovico adında deneysel bir tedaviden haberdar olduğunu papaza itiraf eder. Papaza, “iyi bir adam” olabilmek için bu teste katılmak istediğini söyler.

Film, kötülüğün doğasını düşünmemizi istiyor. Alex doğası gereği mi kötü? Koşullarından dolayı mı kötü? Toplumun bununla bir ilgisi var mı? Alex’i tanıdıkça ortaya çıkan birçok soru var. Fakat Ludovico tedavisinin nasıl bir şey olduğunu keşfetmeye başladığımızda daha da fazla soru ortaya çıkıyor.

Devlet, şiddeti ortadan kaldırma mücadelesinde, “kötü” insanları “iyi” insanlara dönüştüren deneysel bir tedavi geliştirmiştir. Bu deney aracılığıyla, yalnızca şiddet oranlarını düşürmekle kalmayıp, aynı zamanda daha üretken ve yararlı insanlara da sahip olmayı başarıyorlar. Ayrıca hapishane masraflarını düşürüyorlar. Gerçekte, tedavi bir hükumet stratejisinden başka bir şey değildir. Bu, nüfusun daha fazla maliyet çıkaran o bölümünü daha işlevsel hale getirmenin bir yolundan başka bir şey değildir. Alex’i iyileştirmeye çalışan insanlar aslında kötü mü?

Otomatik Portakal‘da Özgürlük

Hükumet hapishanenin rehabilitasyon için uygun bir yer olmadığını düşünüyor. Aksine, insanları daha şiddetli kılar. Ludovico tedavisi, bu gençleri ve antisosyal davranışlarını uygun ve sosyal olarak kabul edilen davranışlara dönüştürmeyi vaat ediyor. Bu tedavi, Pavlov’un en saf uyarıcı-tepki stilinde klasik şartlandırmaya dayanmaktadır. Alex tedaviye başvuruyor ve iyi bir adama dönüşüyor.

Tüm bunlar, Alex’in özgürlüğünü mü yoksa özgür iradesini mi kaybettiğini sorgulamamıza yol açıyor. Alex iyi olmayı seçmemiştir. Tedavi onu öyle şartlandırıyor ki, kendisini savunamayacak duruma geliyor. Gerçekten yapmak istediği şeyi yapamayacak hale geliyor. Bir kadına dokunması, hakarete yanıt vermesi veya aşağılayıcı durumlardan kaçınması imkansız hale geliyor. Bu kendi isteğiyle değil, tedavinin etkilerinden kaynaklanıyor.

şapkalı adam sahnesi

Otomatik Portakal, şiddet üzerine bir çalışmadır. Kahramanın cinsel davranışına, şiddet uğruna şiddete ve şiddetin doğasına bağlı şiddet söz konusudur. Fakat en fazla şiddet içeren kimdir? Devletin eylemleri şiddet değil midir? Hatırlayın, filmde mahkumların tüm özgürlüklerinden nasıl mahrum bırakıldıklarını görüyoruz. Kimliklerinden mahrum bırakılıyorlar ve şiddet içeren durumlara maruz kalıyorlar. Ludovico tedavisi Alex’i tamamen etkisiz hale getirerek onu Devlet’in bir kuklası haline dönüştürüyor. Devlet’in çıkarları için ve gelişimi için kullanılıyor. Sosyal olarak kabul edilebilir görünüme bürünerek bir tür izin verilen şiddete neden olur.

Devlet ve şiddet

Alex, özgürlüğünü elinden alan hapisten çıkmayı başarır. Bununla birlikte, şimdi daha da az özgürdür. Otomatik Portakal‘da her şey oldukça paradoksal görünür. Hapisten çıktığında özgürlüğünü kaybetmekle kalmaz, aynı zamanda geçmişiyle de yüzleşmek zorunda kalır. İşkenceler içerisinde bir hayat yaşayacaktır. Öte yandan eski arkadaşları, şiddet içeren yöntemlerini devam ettirirler. Ancak, şimdi meşrudur ve buna izin verilir, çünkü polis memuru olmuşlardır.

Devlet o kadar fazla güce sahiptir ki, bireyler üzerinde şiddet uygular, onları kuklalara dönüştürür ve onları tanıtım için kullanır. Görünüşe göre Alex artık kötü bir insan değildir. Şimdi o bir kurbandır. Artık kendi kararlarını kendisi vermekten aciz olan Alex, hala aynı adam mıdır? Geçmiş davranışları ahlakla sınırlı değildi, fakat Ludovico tedavisi bağlamında ahlak var mıdır? Film çok sayıda düşünceyi ortaya çıkarıyor, o kadar çok ki, bunları tek bir makalede özetlemem imkansız hale geliyor.

otomatik portakal karakterleri siyah beyaz

Otomatik Portakal, şüphesiz ki tüm zamanların en iyi filmlerinden biridir. Görsel olarak muhteşem, agresif, düşündürücü ve hipnotiktir. Bıraktığı etki o kadar güçlüdür ki, bazılarımızı Alex’i şartlandıran Ludovico tedavisi kadar şartlandırmıştır. Öyle ki, bir Beethoven eserini her dinlediğimizde, Otomatik Portakal’daki o sahneyi düşünmememiz oldukça zordur.

“Kötü olanı seçen bir adam, belki de bir şekilde kendisine zorla iyi olmak dayatılan adamdan daha mı iyidir?”

– Otomatik Portakal