İyi İnsanlar Nasıl Kötü İnsanlara Dönüşür: Stanford Hapishane Deneyi

· Şubat 23, 2018

Philip Zimbardo, “Şeytan Etkisi: Kötülüğün Psikolojisi” adlı kitabında psikoloji tarihinin en önemli deneylerinden biri olan Stanford hapishane deneyini anlatır.

Bu deneyin sonuçları insanlar hakkındaki görüşlerimizi değiştirmiştir. Ayrıca çevremizdekilerin ve davranışlarımız ile tavırlarımızın rolünün ne kadar önemli olduğunu anlamamız açısından çok etkili bir deney olmuştur.

Kitapta Zimbardo bazı sorular sorar. İyi bir insanın kötülük yapmasına sebep olabilecek şeyler nelerdir? Ahlaki değerleri olan bir insanı ahlaksız bir şekilde davranması için nasıl baştan çıkarabiliriz? İyiyi kötüden ayıran çizgi nerededir ve kimler bu çizgiyi geçme tehlikesi altındadır?

Bunların cevapların bulmaya çalışmadan önce Stanford deneyinin tam olarak nasıl bir deney olduğunu öğrenelim.

Stanford Deneyinin Başlangıç Noktası

Stanford Üniversitesinde profesör olan Philip Zimbardo insanları özgürlüklerinin olmadığı bir ortamda incelemek istedi. Bunun için de üniversitenin kullanılmayan bir alanını hapishane ortamına dönüştürmeyi teklif etti.

Alanı hapishaneye çevirdikten sonra Zimbardo’nun burayı “mahkumlar” ve “gardiyanlar” ile doldurması gerekiyordu. Bu yüzden deney için öğrencilerini görevlendirdi. Bu rolü oynamayı kabul ettikleri takdirde onlara bir miktar para da ödeyecekti.

Deneye rastgele bir şekilde iki gruba ayrılmış (mahkumlar ve gardiyanlar) 24 öğrenci katılım yaptı. Zimbardo gerçeklik hissini artırmak için onlardan rolleriyle özdeşleşmelerini istedi.

Bu yüzden bir tutuklanma sürecinden geçmeleri gerekiyordu (bunun için polisten de yardım aldılar). Daha sonra, Stanford hapishane simülasyonunu sağlamak için mahkum kıyafeti giymeleri gerekiyordu ve isimleri yerine onlara verilen kimlik numaralarını kullanacaklardı.

Gardiyanlara ise otorite rollerini sağlamlaştırmak için bir üniforma ve güneş gözlüğü verildi.

stanford hapishane deneyi

Stanford Hapishanesinde Kötülük

Stanford hapishane deneyinin başlangıcında mahkumların çoğu deneye bir oyunmuş gibi yaklaştı. Bu yüzden de rollerini benimseme oranları düşüktü.

Ancak gardiyanların otorite kurmaları ve mahkumların mahkum gibi davranmasını sağlamaları gerekiyordu. Bu yüzden devamlı olarak sayım yapmaya ve mahkum öğrenciler üzerinde adaletsiz bir kontrol uygulamaya başladılar.

Gardiyanlar mahkumları sayım sırasında bazı kurallara uymaya zorladı. Kimlik numaralarını bağırarak söylemek gibi. Ayrıca bu kurala uymadıkları takdirde şınav çekmek zorunda kalacaklardı.

Bu “oyunlar” ya da emirler ilk başta zararsızdı. Ancak ikinci günden itibaren gerçek bir hal aldı ve mahkumlar gardiyanların şiddetli aşağılamalarına maruz kalmaya başladı.

Garidyanlar yemek yemeyi ya da uyumayı reddeden mahkumları cezalandırdı. Örneğin, onları 4 saat boyunca hücreye kapatmak ya da çıplak bir şekilde ayakta durmaya zorlamak gibi.

Muameleler öyle bir noktaya geldi ki gardiyanlar mahkumları diğerlerine oral seks yapıyormuş gibi rol yapmaya bile zorladı. Bu tacizle birlikte mahkumlar artık deneye katılan bir öğrenci gibi hissetmemeye başladı. Artık gerçek bir mahkum gibi hissediyorlardı.

Stanford hapishane deneyini altıncı günde iptal etmek zorunda kaldılar. Neden mi? Kendilerini role tamamen kaptırmış öğrencilerin uyguladığı şiddet yüzünden.

Bu durumda akıllara ilk gelen soru şu olur: “Gardiyanlar mahkumlara bu kadar kötülük edecek dereceye nasıl gelebildi?”

Çıkarılan Sonuçlar: İçinde Bulundukları Durumun Getirdiği Güç

Zimbardo, gardiyanların davranışlarını inceledikten sonra bu duruma etki eden değişkenleri tespit etmeye çalıştı. Normal bir grup öğrencinin -patolojik bir hastalığı olmayan- bu şekilde davranmasına neyin sebep olduğunu anlamak istiyordu.

Gardiyan öğrencilerin davranışlarındaki kötülüğe kötü insanlar olmalarına göre puan veremeyiz. Çünkü iki grup da rastgele ayrılmıştı.

Hatta deney yapılmadan önce şiddet ile ilgili bazı testlerden geçmişlerdi. Sonuçlar gayet açıktı: hiçbiri şiddeti hoş karşılamıyordu, ya da sadece birkaç istisnai durumda tolere edebiliyorlardı.

gardiyanlar ve mahkum

Bu yüzden, etken unsur deneye özgü başka bir faktör olmalıydı. Zimbardo, bunun hapishane ortamının yarattığı durumun gücünden kaynaklandığını düşünmeye başladı. Uysal öğrencileri kötü davranmaya iten şey içerisinde bulundukları koşullardı.

Kişinin kötülüğe doğuştan yatkınlığı olduğunu düşünmeye meyilli olduğumuz için bu çıkarım size tuhaf gelebilir. Yani bir tarafta iyi insanlar varken diğer tarafta da onlara verilen rol ya da koşullardan bağımsız olarak kötü olan insanlar vardır.

Yatkınlığın ya da kişiliğin etkisinin koşullardan ya da rollerden daha güçlü bir faktör olduğunu düşünmeye eğilimliyiz. Zimbardo’nun deneyi ise bize bunun tam tersini söylemektedir. Bu yüzden de deneyin sonuçları devrim niteliğindedir.

İçinde bulunduğu durum ile beraber kişinin bu durumun farkında olması, kişinin hangi yönde davrandığını belirlediği için çok önemli faktörlerdir.

Bazen bulunduğumuz durum bizi şiddet göstermeye ya da kötülük yapmaya itebilir. Bunun farkında değilsek bunları yapmaktan kaçınmaya çalışacak bir durumda da olmayız.

Stanford hapishane deneyinde insanlıktan uzaklaşma

Stanford hapishane deneyinde Zimbardo mahkumların insalıktan uzaklaşmaları için mükemmel bir ortam yaratmıştı. Gardiyanların da onlara aynı gözle bakmaları sağlanmıştı.

İnsanlıktan uzaklaşmaya sebep olan birden fazla faktör vardı. Birincisi, örneğin: gardiyanlar ile mahkumlar arasındaki güç dengesizliği. Ya da gardiyanların mahkumları bir grup olarak görmeye başlaması ve özellikle de isimlerinin kimlik numaralarıyla değiştirilmiş olması gibi.

Bütün bunlar gardiyanların mahkumları gerçekten mahkum gibi görmesine sebep oldu. Onları artık empati kurabilecekleri birer insan olarak görmüyorlardı.

Onların, deneyin simülasyon ortamının dışında, gerçekte önemli bir rol paylaştığı insanlar olduklarını unuttular. Halbuki hepsi birer öğrenciydi.

İyilik ve Kötülüğün Bayağılığı

Zimbardonun kitabında ulaştığı bir başka sonuç daha var. Kötü kalpli ya da kahraman olmak diye bir şey yoktur, ya da en azından bizim düşündüğümüzden de az sayıdalar. Aslında kötülük ve iyilik daha çok bulunduğumuz koşulların bir ürünüdür.

Sandığımız gibi kişilik ya da çocukluk değerleri ile o kadar da bir ilgisi yoktur. Bu aslında iyimser bir mesajdır. Neredeyse her insan kötülük yapabilir. Ancak bu aynı zamanda da her insan kahramanca davranabilir demektir.

Birinci durumu önlemek için yapabileceğimiz tek bir şey var. Kötü ya da zalimce davranmamıza sebep olan durumun özelliklerini ve bizim bu durum içinde sahip olduğumuz rolü tespit etmeliyiz.

Zimbardo bizim için bu “kötülük-karşıtı” el kitabını yazdı. Bu sayede her durumun üzerimizde yarattığı baskıya karşı gelebiliriz. Bu o kadar popüler bir düşünce haline geldi ki bu deneye yeniden ışık tutan büyük bir film yapımı bile bulunmaktadır.

Bizim üzerinde durmamız gereken soru ise hepimizin kendini içinde bulduğu belli başlı durumlarla igilidir.

Birinin kötülük yaptığına karar verirken nasıl bir değerlendirme yaparız? Onun durumunu ve üzerindeki baskıları mı değerlendiririz yoksa onu öylece kötü insan kotegorisine mi koyarız?