Lucifer Etkisi ya da Kötü Şeyler Yapma Sebebimiz

· Aralık 1, 2018

Lucifer etkisi günlük hayatımızın herhangi bir anında olabilir. Bu bir dönüşümdür. Bu dönüşüm, çok normal, iyi ve eğitimli bir insanı zalimce şeyler yapacak hale getirebilir. Bu insanların hiç travmatik bir geçmişi yoktur ama yine de kendilerini belli durumların güçlü etkisiyle insanlıktan çıkmış olarak bulabilirler.

Biraz sosyoloji bilen her iyi suçbilimci bilir ki kötülük bir çeşit fantezi ya da “iyiliğin” tam karşıtı olan geleneksel bir terim değildir. Bağlama göre varlığı değişiklik gösterir: belli sosyal durumlar ve psikolojik mekanizmalarla ilgilidir.

“İyi ve kötü arasındaki çizgi geçirgendir ve hemen hemen herkes bazı durumsal güçler tarafından baskılandığında bu çizgiyi geçmeye meyillidir.”

– Phillip Zimbardo

Lucifer etkisinin ünlü örneklerinden biri, zamanında dini fanatiklik, puritenlik ve kolektif histeri tarafından ele geçirilmiş olan Salem cadı mahkemeleridir. Bir diğer iyi örnek de ünlü televizyon dizisi “Breaking Bad”in ana karakteri olan Walter White‘tır.

Antropolojist olan Alan Page Fiske ve Tage Shakti, Lucifer etkisinde, kişi doğru olduğuna inandığı bir şey üzerinden vahşi eylemler serisi başlatır. Yani, yaptığı şey ne kadar zalimce olursa olsun, bir şekilde kişsel bir durum ve sosyal bir bağlamla açıklanabilir hale getirilmiştir. Bununla birlikte, hiçbir vahşetin “erdemli” olamayacağını unutmamalıyız.

Belli bir anda, sosyal ve yapısal durumlara bağlı olarak bir insan, kötülük ya da zalimliği sınırlayan o çizgiyi geçme ihtiyacı hissedebilir. İşte bu Lucifer etkisidir. Her şeyden önemlisi burada anahtar kavram ahlaktır. Kısacası, ahlak, hafızamız için bir tuzak görevi görür: çevreden ya da çaresizlikten gelen baskının ötesinde bir mantık ya da bütünlük vardır.

lucifer effect yazısı

Lucifer Etkisi ve Philip Zimbardo’nun çalışması

28 Nisan 2004 gecesi Amerika’daki çoğu insan akşam yemeğini bitirmiş ve “60 Dakika” isimli bir programı izlemek için televizyonlarının karşısına oturmuştu. İşte o gün bir şey değişti. Televizyon ağı, bu insanları hazırlıklı olmadıkları bir şeyi görmeye davet etti.

Irak’taki Abu Ghraib hapishanesinden görüntüler gösterdiler ve orada (hem kadın hem erkeklerden oluşan) bir grup Amerikan askerinin hapishanedeki Iraklı insanları en felaket ve aşağılayıcı şekilde sodomize ettiği, onlara işkence yaptığı ve tecavüz ettiğini gördüler.

Bu sahneleri büyük bir korkuyla izleyen kişilerden birisi de ünlü psikolog Philip Zimbardo’ydu. Ama, bu görüntüler onun için yeni olmadığı gibi tuhaf ya da açıklanamaz değildi. Öte yandan, Amerikan toplumu bunu daha önceden inanılan şeylerin ihlali olarak gördü.

Birden “iyi” olarak gördükleri kişilerin aslında kötü olduğunu düşünüyorlardı. Kurtarıcılar artık işkenceci olmuştu. Belki de Amerikan ordusunun yeteneklerini fazla gözlerinde büyütmüş olabilirler miydi?

1971 Zimbardo deneyi

Fotoğrafların yayınlanmasından sonra, buna dahil olan 7 Amerikan askeri suçlanarak mahkemeye çıkarılmıştı. Her şeye rağmen, Dr. Philip Zimbardo, aslında neler olduğunu açıklayabilmek için mahkemeye bilirkişi olarak katılması gerektiğini düşündü.

Hatta mahkemeye gitmeden önce bir şeyi çok net şekilde açıkladı. O hapishanede ortaya çıkan kötülük, Bush yönetimi ve politikalarının ortaya çıkardığı Lucifer etkisinden kaynaklanmıştı.

Bu işbirliğinde bulunmak zorunda hissetmesinin bir sebebi de kendisinin de Abu Ghraib hapishanesindekine benzer bir durumu yaşamış olmasıydı. Kendisi 1971 yılında, Stanford Üniversitesi’nde o ünlü Stanford hapishane deneyini yaptı. Lisans öğrencilerinden oluşan bir grubu “tutuklular” ve “gardiyanlar” olarak ikiye ayırdı.

Birkaç hafta sonra, Zimbardo hiç beklenmedik ve hayal edilemeyecek seviyede bir zalimliğe tanıklık etti. Bu, yardımseverlik, iyilik ve sosyalliğiyle bilinen liberal öğrenciler, sadist olmuşlardı. Ve bu “gardiyan” rolünü sonuna kadar sahiplenmişlerdi. Sonuçta bu deney, Zimbardo’nun durdurması gerektiği ekstrem bir noktaya geldi.

kese kağıdı geçirilmiş insanlar

Lucifer etkisi ve bunun psikolojik süreçleri

Stanford Üniversitesinde olanlar, sanki yıllar sonra Abu Ghraib hapishanesinde olacakların bir uyarısı gibiydi. Dr. Zimbardo, suçlanan askerleri savunmak ya da temize çıkarmak amacında değildi. Kesinlikle onların mağdur olduğunu söylemeye çalışmıyordu. Bunun yerine, bazı belli durumların eylemlerimizi tamamen değiştirmesinin bilimsel sebeplerini açıklamaya çalışıyordu.

Zimbardo’nun belirlediği ve Lucifer etkisini ortaya çıkaran psikolojik süreçleri aşağıdaki gibidir:

  • Gruba uygun davranma. Solomon Asch, belli sosyal baskıların bazen değerlerimize ters düşecek şekilde davranmamıza sebep olabileceğini söylemiştir. Peki ya ne için? Kabul görmek.
  • Otoriteye itaat, Stanley Milgram. Bu kavram örneğin, ordu ya da polis hiyerarşisinde çok yaygındır. Bu gibi toplulukların üyelerinin büyük bir kısmı, eğer rütbesi daha yüksek birisi tarafından emredildiyse ya da aklandıysa vahşice eylemlerde bulunabilir.
  • Ahlaki kopukluk, Albert Bandura. Herkesin kendi ahlaki kodları ve değer sistemleri vardır. Bununla birlikte, eğer prensiplerine tamamen zıtsa, insanlar zihinsel bir 180 derece dönüş yapabilirler. Hatta bazen işler öyle bir noktaya gelir ki, ahlaki olarak kabul edilemez gördükleri bir şeyi doğru görmeye başlarlar.
  • Çevresel faktörler. Dr. Zimbardo, bu askerlerin haftanın 7 günü 12 saat boyunca aralıksız 40 gün çalıştıklarını öğrendi. Ayrıca, fiziki şartları da kötü olan kaldıkları yerler küflü, kan lekeli ve ceset kalıntılarıyla doluydu. Haftada yaklaşık 20 ölümlü saldırıya maruz kalıyorlardı.
karmaşık bir yüz

Bunu engelleyebilir miyiz?

Sonuç olarak, Zimbardo “Lucifer Etkisi” isimli kitabında insanlıktan çıkmanın kaçınılmaz olduğundan bahsediyor. Durumsal faktörler, bağlamsal sosyal dinamikler ve psikolojik baskılar içimizdeki kötüyü besleyebilir. Hepimiz istesek de istemesek de bu “tohum”u içimizde taşırız. Bununla birlikte, kararlılık, dürüstlük ve net çizilmiş sınırlar sayesinde bu kötü huylu tarafa karşı savaşabiliriz. Bu şeyleri, kendimize aslında kim olduğumuzu hatırlatmak için kullanabiliriz.