Neden İstediğim Partnere Sahip Değilim?

· Haziran 10, 2018

Er ya da geç, hepimiz kendimize aynı soruları soruyoruz. Ben kimim? Nereye gidiyorum ve kiminle yürüyorum? Bu son soru, arkadaş seçimimizle değil, aynı zamanda ilişkilerimizle de ilgilidir.

Bir problem, bir ilişkide olmanın çok fazla düşünmeyi gerektiren önemli bir karar olmasıdır. Algılar değişmeye ve daha açık olmaya devam etse de, hakim fikir herkesin bir ilişki içinde olmak istemesidir. Toplum, eğer birisi bir ilişkide değilse, bunun o kişinin yeterli veya arzu edilir olmadığını anlamına geldiğini söylüyor.

Bir partnerde ne arıyorsunuz?

Sosyal bakımdan arzu edilir olma, en iyi benliğinizi sevdiğiniz kişiye gösterme eğiliminde hissetmenizi sağlar. Bu, beyninizin fenilethilamin denilen bir madde üretmesine neden olur. Fenietilamin, vücuttaki önemli işlevleri yerine getiren bir nörotransmiterdir. Bunlardan biri, başkalarıyla çalışmak için motivasyonunuzu arttırmaktır. Bir diğeri ise açlık duygusunu engellemektir.

Yani, sosyal arzulanabilirliğin, bir deneye katılan kişinin deneyi yürüten kişiyi memnun etmek ihtiyacı olduğunu söyleyebilirsiniz. Araştırmacılar için istenen sonuçları elde etmek amacıyla kendilerindne beklenen veya itenen şeyleri yapmak isterler.

Hayatınızdaki kişiyle bir randevu

Pratik düzeyde, herkesi memnun etmeye çalıştığınız ve sadece iyi tarafınızı gösterdiğiniz anlamına gelir. Hatta başkalarının önünde bir maske takınabilirsiniz. Partneriniz olabilecek kişiyi seçerken, dikkate alınması gereken başka faktörler vardır.

elele akşam yemeği

Bu sadece oyuna giren psikolojik faktörler değil. Ayrıca birçok efsane ve yanlış inanç vardır. İlişkiler hakkındaki bu inançların gerçek olduğu kadar çok olduğu söylenir. İlişkileri oldukça zor yapma potansiyeline sahipler.

Yanlış inançlar, bir partnerde aradığınız şeyi etkiler

Söz konusu inançlar hayatı paylaşmaktan, cinsellik, sevgi ve çocuk sahibi olma gibi şeylere kadar her şeyle ilgilidir. Hayatımızın efsane içermeyen tek bir yüzü yoktur. Ne yazık ki, cehaletimiz bunları olduğunda daha gerçek gösteriyor.

İşte bu efsanelere bazı örnekler: “Birbirimize duyduğumuz sevgi gerçekse, yaşadığımız seks her zaman harika olacaktır… Senin için dünyanın en iyi sevgilisi olacağım … Sevgi her şeyi başarabilir ve affedebilir.”

Bunlar size tanıdık geliyor mu? “İlişkide kıskançlık yoksa, birbirimizi gerçekten sevmediğimiz içindir… Sertlik en önemli erkeksi değerlerden biridir… Ayrılamayız, birbirimize aitiz!”

Ruh eşi efsanesi

Ruh eşlerinin var olduğunu iddia eden efsane son derece kalıcıdır. Ancak bu düşüncenin olumsuz sonuçları vardır. Bir ruh eşi aramak, kendinizin eksik olduğunuzu ima eder. Mutlu olmak için başka birine ihtiyacınız olduğunu ima eder. Ruh eşi fikri, parçalanmış varlıklar olduğumuz anlamına gelir. Bu bağlamda, tüm ihtiyaçlarınızı karşılamak ve kusurlarınızı telafi etmek partnerinizin sorumluluğundadır.

Ruh eşi ya da “diğer yarım” efsanesi, diğer kişinin sizi tamamlamak şeklinde bir görevi olduğunu ima eder. Aynı şekilde, partneriniz eksikse, onu mutlu etmek sizin görevinizdir. Ancak bunu yapmaya çalışırken muhtemelen birbirinizi daha az tamam hale getireceksiniz.

konuşmayan küskün insanlar

İdeal partnerler

Biriyle birlikte yaşamak ve onlarla cinsel, psikolojik, sosyal, ekonomik ve manevi bir düzeyde anlaşmak duygusal olarak zordur. Hayat seçimlerle doludur ve çoğu zaman, ideal partnere sahip olmamakla ilgili sürekli olarak şikayette bulunmayı seçeriz.

Bunu teste tabi tutalım. Bir ilişkide sizin için sorun olan her şeyi düşünün. Muhtemelen sahip olduğunuz bir şeyi kaybetmek istememek veya o şeyi elde etmek istemekle ilgilidir. Peki bunu nasıl biliyoruz? Bunu anlamak için özel bir yetenek gerekmiyor. Çoğu insanın böyle cevap verdiğini biliyoruz.

Şikayet Etme

İstediğiniz partnere sahip olmamaktan şikayetçi olmanın çeşitli yönleri vardır. Bunlardan bazıları:

  • Aileniz ve sosyal çevreniz, ilişkilerinizden memnun kalmamayı öğretmiştir.
  • Duygusal eksiklikler
  • Hayatınızda olan şeyleri açıklama yolunuz. Seçimlerimiz için diğer insanları sık sık suçluyoruz ve kararlarımızın sorumluluğunu üstlenmiyoruz. Kendiniz için sorumluluk almak çok korkutucu olabilir. Bunun yerine, diğer insanların sorunlarını çözmeye çalışıyorsunuz.
  • Mutluluğun yükünü, partnerinize yüklüyorsunuz. Bu adil değil çünkü kendinizi mutlu etmek tamamen kişisel bir görevdir.
  • Öz-sevgi eksikliği. Kendisinden memnun olmayan biri, başka biriyle birlikte yaşamayı asla başaramaz. En iyi koşullarda bile, dikkatlerini olumsuzluklara yöneltir.
  • Güzelliğin psikolojik, sosyal ve kültürel kalıpları, partnerinizle birlikte olmanız gerekip gerekmediğini sorgulamanıza neden olabilir.
  • Partnerinizi idealize ederseniz, beklentilerinize uymadıklarında perişan olursunuz. Partneriniz idealize ettiğinizde“Ne kadar yükseğe uçarsanız, yere düştüğünüzde canınız o kadar yanar,” sözü doğru olur.
güneşe karşı sarılanlar

“Mükemmel” çiftler genellikle sadece dışarıya karşı rol yapmaktadır. İnsani olan zayıflıklarını gizlemeye ve yüzeysel şeylerin arkasına saklanmaya çalışırlar. Sosyal bakımdan arzu edilir olmak da bunda bir rol oynar. Gerçek partnerlerin var olduğunu unutmayın. Onlar etten kemikten insanlardır. Umut ve korkuları, hayal ve geçmişleri vardır. Tıpkı sizin gibi.