Kendim Olmadan Yaşayabilir Miyim?

Nisan 18, 2021
Bizi rahatsız eden her şeyden uzak durarak yaşamayı öğrendik. Bu özelliğimiz bir canlı türü olarak gezegende hayatta kalmamızın temelini oluşturur. Peki kaçıp uzaklaştığımız şeyler aynı zamanda bizi mutlu eden ve bizim için önemli olan şeyler olabilir mi?

Mutluluktan bahsederken bu amaca ulaşmak için kendimize karşı olan sorumluluklarımızı unutmamamız gerekir. Ancak aldığımız duygusal eğitim genelde bizi yanlış bir yaklaşıma yönlendirir. Bu bağlamda, hiçbir zaman peşimizi bırakmayan ve son derece rahatsız edici o klasik soruyla karşı karşıya kalırız: “Sen olmadan yaşayabilir miyim?” Aslında bu sorunun diğer bir soruyla yer değiştirmesi gerekir: “Kendim olmadan yaşayabilir miyim?”

Yaşadığımız tecrübeler, kabullenme ve bir şeylere kendini adama kavramlarını anlamamıza ve bunları içselleştirmemize yardımcı olur. Bu tür terapiler, kişinin kendinin farkına varması ve kendini bilme konusuna odaklanmasını içeren kabullenme kavramını vurgular. Terapötik süreçlerin temel amacı da zaten budur. Bu nedenle de, insanın kendini bilmesi sağlıklı ve mutlu bir yaşam sürmesi için temel bir gereksinim konumundadır.

“Eğer hayatla dolu olmazsanız hayatı yaşayamazsınız. Siz tutku ve duygularınızla yaşadığınız sürece hayat da tutkulu ve duygusal bir dille sizinle konuşur. Bu insanın var olmasının en iyi yoludur. Ayrıca eşsiz olmanın tek yolu da gerçek olmaktan geçer.”

– Francisco Alcaide

duygusal bir kadın

Mutluluk Arayışı

İnsanların tümünün hayattaki en temel amacı mutlu olmaktır. Sağlıklı ve mutlu bir yaşam sürerken düşledikleri şeylere ulaşmak her insanın hedefidir. Ancak mutluluk arayışı olarak algıladığınız her şeyin yanlış bir arayış olabileceğini hiç düşündüğünüz oldu mu? Ya bunlar aynı zamanda kendimizi kötü hissetmemize neden olan şeylerse? Ya mutluluğa ulaşmak için verdiğimiz onca çaba aslında onu bizden çekip uzaklaştırıyorsa?

Özellikle Kabul ve Kararlılık Terapisi  (ACT – Acceptance and Commitment Therapy, Steven C. Hayes & Wilson, 1994) konusunu ele alan içeriksel terapiler konusunda yapılan çalışmalar, mutluluğu aramak için yaşadığımız bir dizi faydasız ve yanlış inanıştan bahseder.

Başlangıçta bu tür arayış yolları mantıklı gibi görünür. Ancak hayata dair vurguladıkları felsefe aynı zamanda bu inanışların bir tür kısır döngünün hem nedeni hem de besleyicisi olduğunu gösterir. İşte bu yüzden uzun süredir beklediğimiz mutluluğu yakalamak için bu kısır döngülere zaman zaman gireriz.

Yani bu şekilde mutluluk arayışımızda daha fazla acı çekmemize neden olacak bir girdabın içine düşmüş oluruz. Bu noktada toplum tarafından kabul edilmiş olan fikirlerden bahsediyoruz. (Elbette bunların doğru olduğunu herkes bilir!) Sonunda farkında olmadığımız bir psikolojik tuzağa düşeriz. Bu durum kendi kendimizi kandırma ve hiçbir şeyden memnun olmama gibi ilacı olmayan problemler yaşamamıza neden olur.

Kendim Olmadan Yaşam

Kişinin kendisi olmadan yaşaması demek sadece biraz konforlu bir biçimde yaşamak istemesinden dolayı onu mutlu eden her şeyden uzak bir yaşam sürmesi demektir. Elbette her birimiz rahat ve konforlu bir hayat sürmek isteriz.

Her çabanın bir ödülü olduğunu biliriz. Bu yüzden bir sınav için oturup saatlerce ders çalışır, spor yapar ve kendimizi daha iyi hisseder, karşılık bulamama riskini göze alarak aşık olur ve daha sonra çok daha büyük ödüllere ulaşma beklentisi ile kısa sürede elde edebileceklerimizden vazgeçeriz.

Ancak bazen acı çekme, başarısız olma, reddedilme, kendimiz hakkında iyi hissetmeme gibi korkular, bu tür bir korkudan uzaklaşacak şekilde hareket etmemize neden olabilir. Aslında bu tür duyguları yaşayacağımız durumlardan kaçmak demek, hayatımızı anlamlı kılacak şeylerden kaçmak anlamına gelir. Yani bu davranış biçimiyle aslında kendimizden kaçmış oluruz.

Gerçek olmak, günlük hayatta karşımıza çıkan her durumu kendimiz gibi yaşamak demektir. Şu anda ve burada olmak, düşündüklerimiz, hissettiklerimiz ve içimizdeki her türlü duygu konusunda bilinçli bir bakış açısı ile hareket etmek demektir. İşte bu yüzden psikolog ve yaşam koçu Laura Chica, temel odak noktamızın dışarılarda bir yerler ya da başkaları değil, kendimiz olması gerektiğini ifade etmektedir.

“Her şeyin dışarılarda olduğunu söylediler:
problemlerin çözümlerinin,
koşulsuz sevginin,
başarının.
İşte bu yüzden de hep oralarda bir yerlerde aradık bunları,
dünyada,
başka şeylerde,
başkalarında.
Kimse bize aslında,
dışarıda aradığımız her şeyin,
içimizde olduğunu söylemedi;
olmak istediğimiz her şeyi,
aslında zaten olduğumuzu,
fakat sadece kendimiz olmamıza izin vermemiz gerektiğini;
hayalini kurmamıza izin verdiğimiz her şeyi,
gerçekleştirebileceğimizi.
Bugüne dek.
Şu ana dek.
Sen bile.
Kendin olmanın büyüsünü yaşa.”

– Laura Girl

mutlu bir kadın kollarını açıyor

Deneyimsel Kaçış Sendromu

Deneyimsel kaçış sendromu – kendim olmadan yaşamaya giden bir yol – çaresiz ve kötü hissettiğimiz o tecrübelerden uzaklaşmamızı sağlayan bir durumdur. Bu durumun etkisi altına girdiğimizde genellikle bizi rahatsız eden sonuçlardan (yıkıcı düşünceler, acı verici duygular vb.) kaçınma, bunları kontrol etme ya da değiştirme türünde davranışlar sergileriz.

Korkulan olaylardan kaçınmak, bu tür durumlardan kaçmak ya da bunlara saldırmak, psikolojik kabullenme ile uyumlu davranış biçimleri değildir. Aslında bu şekilde hiçbir şey yapmama üzerine kurulu bir yöntemden bahsediyoruz. Bu durumu duygusal tecrübelerimizle bizi rahatsız eden her şeyden kaçınarak yüzleşmek olarak da özetleyebiliriz. Yani bu tür davranışlar özel bazı olayları ya da kendi durumunuzu herhangi bir şekilde değiştirmeden kabullenmek, bunları hoş görmek veya bunlardan kaçınmak demektir.

Son olarak, kendimizi olumsuz ya da karmaşık bir durumun içinde bulduğumuzda deneyimsel kaçış ve psikolojik kabullenmenin iki uyumsuz davranış şekli olarak karşımıza çıktığı sonucuna varıyoruz.

İşte bu nedenle kendim olmadan yaşamak demek ister korkudan, ister tembellikten olsun bizi biz yapan ve bizim için önemli olan şeylerden kaçınarak yaşamak zorunda kaldığımız bir tutum demektir. Bu davranış biçimi genelde zor zamanlar yaşadığımızda, kendimizi kötü hissettiğimizde ya da “insanlar ne der” korkusu taşıdığımızda sıkça tecrübe ettiğimiz bir durumdur.

Bu noktada, uzaklaşma ve kaçmanın insanı amaçlarından ve hedeflerinden de uzaklaştıracağını unutmamak gerekir. Bu yüzden kendi duygusal yönetimimizin farkında olmak ve sorumluluk almak, Kabul ve Kararlılık Terapisi tarafından teşvik edilen ve etkili bir değişim stratejisi olarak gösterilen temel davranış biçimleri arasındadır.