Geri Kalanlar İçin Geçmeyen bir Acı: İntihar

· Mayıs 13, 2018

İntihar, medya tarafından sessiz kalınan ve toplumun her gün, yine sessiz bir içimde mücadele ettiği bir konudur. Bu, tıpkı bunun gibi bir acının yaşanması durumunda ortaya çıkan tüm hisler nedeniyle, en üst seviyede tabu olarak kabul gören konulardan biridir. Sevdiğimiz biri, kendi hayatına bir son vermeye karar verdiğinde, bunun hakkında ne kadar düşünürsek düşünelim, çoğu zaman bizim için anlaşılması zor bir karardır.

Zihnimiz, aldığım her nefeste, bu tür bir sonun meydana gelmemesi için milyonlarca soru, şüphe ve diğer olası seçenekler ile dolup taşar. Sevdiğimiz insanın bizi terk etmeye karar verdiğini kabul etmek, insan zihninin kavraması için gerçekten zor bir görevdir.

Bizi vuran şok, uzun bir süre devam edebilir. Bu süre zarfında, başımıza gelen olaya inanamamanın vermiş olduğu etki, uzun bir süre devam edip, yaşananlara inkar etme de eklenecektir. “O asla intihar edecek biri değildi, kesin başka bir şey olmuştur çünkü bizleri bırakmayı hiç istemezdi. Yok, ben intihar ettiğine falan inanmıyorum. Sevdiklerini böyle bırakacak biri değil ki!”

masa üstündeki soru işaretleri

İntihar bizi çok sınırlayıcı bir şekilde suçlu hissettiriyor

Sevdiğimiz insanın kendi iradesi ile aramızdan ayrılmaya karar vermesi dışında, her olası açıklamayı araştıracağız. Bilinçli olarak bu kararı vermelerinin ve bu durum ile birlikte gelen tüm sonuçlar dışında, her taşın altına bakacağız. Bu tür şeyler düşünürsek, aramızdan ayrılan sevdiklerimizin, yaşamlarına devam etmeleri adına yeteri kadar destek olmadığımız gibi tuhaf bir düşünce tarafından aldatılabiliriz. İşte o zaman, haksızlığa uğradığımız ya da haksız muamele gördüğümüz için öfkemiz yüzeye çıkacak. Yeteri kadar çabalamadığımız ve değer vermediğimiz için kendimizi suçlayacağız.

Sevdiğiniz kişinin intihar etmesine siz sebep olmadınız. Onların gitme arzusunun sebebi siz değilsiniz. İntihar etmelerinden de siz sorumlu değilsiniz. Bunlar, geride kalan yakınlarının duyması gereken cümlelerdir. Ayrıca, yaşananlar hakkında neler olup bittiğine dair yeni anlatılarını bütünleştirmeli ve bunları söze dökmeliler.

kadın üzülmüş oturuyor

Suçluluk duygusu, çoğu zaman bu uyarı işaretlerini “görmemiş” olmaktan geliyor. Sevdiklerimizin kaybını önleyememekten duyduğumuz utançtan mustarip oluyoruz. “Nasıl fark etmemiş olabilirim ki? Eğer yanında olsaydım, hayatta böyle bir şey olmazdı.” Kendimizi hiç de doğru olmayan bir yere koyduk. Maalesef, bu durum ile ilgili daha fazla bir şey yapamazdık. Artık hayatta kalma acısını kaldıramayacakları için gitmesi gereken bir kişi, ne zaman olursa olsun gitmek için bir yol bulacaktır… Buna karar verecek olanlar ancak ve ancak onlardır.

Öfke ve anılar geride kalan insanlar için çok yaygındır

Bu durum, kendinizi suçlamadan, yaşadığınız kayıp yüzünden kendinizi sorumlu tutmadan kabul edilmesi zor bir gerçektir. Bu süreç, en başından itibaren, ciddiye alınması gereken ve kendinizi cesaretlendirmeniz gereken bir durumdur. Suistimale dayalı ve gerçekçi olmayan suçlamalar, bu acıyı daha uzun ve daha zorlu bir şekilde yaşamanıza neden olabilir.

Merhum kişiye karşı duyulan öfke de çok yaygın bir insan hissidir. “Beni burada nasıl bırakabilirsin? Beni bir an olsun bile hiç mi düşünmedin mi?” Geride kalan boş alanlarımızı, bir tür nefret doldurur. Açıklanamaz bir şeye karşı duyulan öfke, yöneltilmesi en zor duygulardan biridir. Suçlanacak başka kimse olmadığı için, bunu başka kimseye yönlendiremeyiz .

“Belirsizlik, yaprakları asla tamamen kopmayan bir papatyadır.”

– Mario Vargas Llosa

Böyle bir deneyiminiz olduğunda, geride kalan anılar sizin ayrılmaz bir dostunuz olur. Ne kadar acı çekmişlerdi? Küçük bir pişmanlık anları var mıydı? Kararlarından pişman olduklar mı? Ve sonsuz, cesaretinizi kıran NEDEN sorusu hala aklınızın bir köşesinde durur. Bu, kolayca çözülemeyen bir sorundur. Biraz daha huzur  içinde yaşayabilmek için, kendi içinizde çok fazla şeye karar vermenizi gerektirir.

Başka bir sevilen insanın başına gelecek korkusu hayatınızı felç eder

Korku da ortaya çıkacak… Bir başka sevilen insanın da, aynı şeyi yapacağı korkusu sizi saracak. Birçoğumuzun hissettiği suçun, bu kadar dayanılmaz olabileceği korkusu. Bu korku, birçok insanın hayatını ele geçirebilir. Başka bir trajediye yol açacağı korkusu ile, her zaman diken üzerinde dururlar.

kadın bunalıma girmiş

Ve son olarak… damgalanma. Ailelerin çoğu, bu trajediyi önleyemedikleri için hissettikleri utanç, bu utancın yarattığı bitmek bilmeyen sessizlik, bu sessizlik ile beraber gelen ölüm hakkındaki suskunluk sanki üzerimize bir etiket gibi damgalanır.

Tüm bunların hepsini yaşamak ve hissetmek gayet doğal bir durumdur. Tüm bu hisleri hissetmek doğal olsa da, aslında orada olmaması gereken tüm akıl dışı duygu ve utançlarımızdan kurtulacağımızdan emin olmalıyız. Böylelikle ruhumuzu yiyip bitiren bu sessizliğe bir son verebiliriz. Çünkü ruhumuzun konuşmaya, kendisini ifade etmeye ve yalnız olmadığını hissetmeye ihtiyacı vardır.

Tüm sevgimizi ve desteğimizi, trajik bir şekilde, intihar sebebi ile bir yakınını ya da sevdiğini kaybetmiş herkese gönderiyoruz.