Çok Acı Çekmiş Bir Dahi, John Nash

Mart 9, 2018 İçinde İlginç Bilgiler 0 Paylaşıldı

John Nash’in adını ilk kez 1994 yılında aldığı Nobel Ekonomi Ödülü ile duyduk. Daha sonra, Akıl Oyunları isimli (A Brilliant Mind-kitapla aynı adı taşır) filmle bu matematik dehasının inanılmaz öyküsüne tanık olduk.

John Forbes Nash 13 Haziran 1928 tarihinde Virginia’daki küçük bir kasabada dünyaya geldi. Genç yaştan itibaren içe dönüktü ve sosyal becerileri yoktu. Tek başına bir çocukluk ve ergenlik yaşadı. Diğer çocuklarla fazla oynamasa da kitapları çok merak ediyordu. Annesi onu caydırmaktan uzaktı, bu yüzden onu aklını yetiştirmeye teşvik etti.

Düşündüğünüzün aksine, birçok diğer dahi gibi John Nash okulda iyi not almadı. O kadar sosyal açıdan beceriksizdi ki öğretmenlerinin çoğu entelektüel kapasitesinden şüpheliydi. Hatta bazıları onun hafif bir gelişimsel gecikmesi olduğunu ileri sürdü. Her şeye rağmen, Nash odasının mahremiyetinde bilimsel deneyler yapmaktan hoşlanıyordu.

“İnsanlar daima zihinsel hastalıkları olanların acı çektiğini ileri sürüyor. Bence delilik bir kaçış. İşler o kadar da iyi gitmiyorsa belki de sadece daha iyisini hayal edersiniz.”

– John Nash

John Nash, “garip” çocuk

Genç yaşındayken, John Nash matematiğe ilgi göstermeye başladı ancak özellikle kimya ile ilgileniyordu. Bazıları, okulda patlayıcı madde üretmeye karıştığını söylüyor. Hatta trajik bir şekilde, birisi yanlışlıkla onun yaptığı düzenekleri kurdu ve birinin hayatını kaybetmesine neden oldu.

1945 yılında Nash, Carnegie Institute of Technology’de okumak üzere burs kazandı. Kimya mühendisliği eğitimi alacaktı, ancak Matematik Bölümü müdürü John Synge, onu uzmanlaşmaya ikna etti. 1948’de matematik eğitimini bitirdikten sonra yüksek lisans yapmak için Princeton’da burs kazandı.

1949’da doktorasını hazırlarken neredeyse 50 yıl sonra kendisine Nobel Ödülü kazandıracak bir makale yazdı. Tez başlığı “Kooperatif Olmayan Oyunlar” idi. Ondan sonra, soğuk savaş ile ilgili bilimsel çalışmalar yapan RAND Corporation’da bir iş buldu. İki yıl sonra ise MIT’de profesör olarak çalışmaya başladı.john nash'in eşi

Şizofreninin gölgesi

Bu noktaya kadar, hikayesi filmde anlattıkları hikayeye benzer. Ancak bu noktadan itibaren, gerçekler filmde gösterilenden farklıdır. John Nash’in Eleanor Stier’le gayri meşru bir çocuğu vardı, bu da ailesinde büyük bir skandala neden oldu. Bundan kısa bir süre sonra babası öldü. Ardından 1954’te polis Nash’ı eşcinselleri yakalamak için baskınla tutukladı. Bu yüzden işverenleri onu işinden kovdu.

1957’de Nash, Salvador kökenli öğrencisi Alicia Larde ile evlendi. Birlikte bir oğlu vardı, ama doğumundan kısa süre sonra Nash Alicia’dan boşadı. Nash’in şizofreni hastalığı vardı ve Alicia ona katlanamadı. Bundan sonra Nash, Avrupalı bir siyasi mülteci statüsüne girmeye çalıştığı bir tura başladı.

Nash’in hiç görsel sanrıları olmadı ancak işitsel sanrıları vardı. Seçilmiş biri yani bir çeşit dini figür olduğunu düşünüyordu. Aynı zamanda kendisine karşı Sovyetler Birliği ve Vatikan tarafından düzenlenen bir komplo olduğunu düşünüyordu. “Beynimde, fikirlerime karşı çıkan insanlardan telefon görüşmeleri gibi bir şeyler duymaya başladım” dedi.

Nash, şizofreniden kurtulmaya bir örnek

John Nash akıl sağlığını birçoğunun mucize olarak sınıflandırdığı şekilde kurtardı. Farklı zihinsel sağlık merkezlerinde sekiz kez hastaneye kaldırıldı. Doktorlar ona elektroşok tedavisi gibi agresif tedaviler ve yüksek doz ilaçlar verdiler. Kendi ifadesine göre, sadece duyduğu seslere dikkat etmeyi bırakmaya karar verdi.

Bir gün, bu matematik dehası reçeteli ilaçlarını almayı bıraktı. Xavi Ayén ile yaptığı röportajda, tıbbın iyileştirmekten çok zarar vermeye başladığı bir noktada olduğunu söyledi. Ayrıca, ilacı durdurmanın çok hassas ve potansiyel olarak tehlikeli bir işlem olduğunu da ifade eden Nash yine de tedaviyi bıraktı ve birkaç yıl sonra iyileşti.

Nash, eski eşi Alicia ile hasta olduktan sonra bir süre yaşadı. Alicia, Nash’in durumu hakkında mucizevi bir şey olmadığını iddia etti. “Bu tamamen huzur dolu bir hayat yaşamakla alakalı” dedi.

1996 yılında Dünya Psikiyatri Derneği başkanı Felice Lieh Mak, onu “umudun sembolü, zihnin sınırsız evreni araştırmacısı” olarak tanıttı. “Hikayesi hakkında pek çok cesaret verici ve de beklenmedik şey var. Onun yaşamı, birinin hayatının şizofreni yüzünden sona ermediğinin bir kanıtı niteliğinde. Üstelik daha etkili tedaviler araştırma konusunda da oldukça ilham verici” diye belirtti.

Bunlar da ilginizi çekebilir