Değişim Körlüğü: Görme Yeteneklerinizi Abartmak

Nisan 13, 2019

Etrafınızda sürekli olarak değişiklikler meydana geliyor. Bu değişiklikler belirgin olmalarına rağmen ilk görüşte fark edilemezler. İşte tam da bu yüzden, insanların muzdarip oldukları şeyin değişim körlüğü olduğu iddia ediliyor. İnsanlar olarak, görülebilir değişiklikleri tespit etme kabiliyetimize çok fazla güveniyoruz.

Görme yeteneklerimiz hakkında sahip olduğumuz bu aşırı iyimserliğe parmak basmak amacıyla sizi aşağıdaki videoyu izlemeye davet ediyoruz. Bakalım, videoda gerçekleşen tüm değişiklikleri belirleyebilecek misiniz?

İnanılmaz, değil mi? 21 değişikliğin tamamını da fark edebildiniz mi? Değişim körlüğü, farklı alanlarda ve mesleklerde ortaya çıkan etkileri nedeniyle bilim insanlarının üzerine eğildiği bir konu halini almıştır.

Hız ve bakış açısı

Ronald Rensink, görüş alanımızdaki değişiklikleri tespit edemediğimizi tanımlayan ilk kişi olarak tarihe geçer. 1997’de, bu psikolog, modifikasyonların kademeli halde veya aniden ileri sürülmesine bağlı olarak fenomenin değişkenlik gösterdiğini bulmuştur. Dahası, bir kesinti veya genel görüş sırasında değişiklikler meydana geldiğinde etkinin daha büyük olduğuna inanır. Aşağıdaki videoda durum böyle:

Bir film izlediğinizi hayal edin. Daha spesifik olarak belirtmek gerekirse, bir müşterinin satış tezgahının arkasındaki bir çalışanla konuştuğu bir sahneyi izliyorsunuz. Eğer çalışan bir şeyler almak için aşağı eğilir ve yerine başka bir oyuncu geçerse, muhtemelen bu değişikliği fark etmezsiniz. Bu nasıl mümkün olabilir? Neden böyle önemli bir değişikliği fark etmiyorsunuz?

Neden değişim körlüğü yaşıyoruz

Değişim körlüğü hakkında yapılan açıklamalardan biri de, zihnimizin doğal olarak farklı şeylere dalıp gitmesidir. Nihayetinde, bilişsel ve enerji rezervlerimizi mümkün olduğunca korumak adına evrimsel olarak programlanmış canlılarız.

Beyin, algıladığı tüm ayrıntıları ve bilgileri sürekli olarak kaydedip işleyen bir kayıt cihazı değil. Bunun yerine, beyin, farkında olduğumuz değişmesi muhtemel olan şeylere odaklanma eğilimlidir. Bu seçici odak, deneyim ve kişisel bağlantıların bir sonucudur (Simons ve Levin, 1998).

Yukarıdaki senaryoda, örneğin, muhtemelen değişecek şey satılan üründür (satış görevlisinin tezgahın altından çıkaracağı şey). Aktörlerden birinin değişme olasılığı oldukça düşüktür. Beyniniz, satış elemanının aynı kişi olduğunu varsayar, böylece enerji tasarrufu sağlar.

Seçici dikkat

Bu değişim körlüğü fenomeni, dikkatinizi çeken ve yakalayan uyaranlara sahipseniz daha belirgindir. Bu, silahlı bir soyguna tanık olurken neden gözlerinizi silahtan alamayacağınızı açıklar. Genel olarak, bu görüntü dikkat kaynaklarınızı tüketir ve diğer detaylara yer bırakmaz. Söz konusu yetenek hakkında olan bu ilginç videoya bir göz atın.

İlüzyonistler ya da sihirbazlar, bu tekniği sık sık kullanır ve değişim körlüğümüzün onlara sunduğu “avantajlardan faydalanırlar”. Dikkatimizi nereye çekeceklerini ve doğru anda hilelerini nasıl yapacaklarını tam olarak biliyorlar. Bu tür bir görünmezlik peleriniyle hareket etmek bir sanattır!

Değişim körlüğünü görmezden gelmek

Daha önce de söylediğimiz gibi günlük hayatımız değişime tabidir. Bununla birlikte, mütevazı olmak ve bu değişikliklerin çoğunu göremediğimizi fark etmek yerine, çok küçük ve kademeli değişiklikleri bile yakalayabildiğimize tamamen inanmış haldeyiz. Bu yüzden uzmanlar genellikle değişim körlüğünü göremediğimizi söylüyorlar.

Kendi sınırlarınızı tanıyamamak kendi içinde başlı başına bir sınırlamadır.

İşte oldukça yaygın olan ve bu konuyu mükemmel bir şekilde gösteren bir örnek. İşe giderken yıllarca aynı rotayı kullanır ve bir günden diğerine meydana gelen küçük değişiklikleri fark edemezsiniz. Yolun kenarındaki bir çiti farklı bir renge boyadıklarını, bir trafik ışığının kaldırıldığını ve bir dükkanın kapatıldığını fark etmezsiniz… Sonra bir sabah yine evden işe giderken bir anda “Burası ne zamandır böyle?” diye düşünürsünüz. Böyle bir şey sizin de hiç başınıza geldi mi?

Etrafınızda olan şeyler sizlerin de başına gelir. Her gün aynada kendinize bakarsınız ve gerçekleşen evrimi ve yaşın yüzünüze ve vücudunuza getirdiği değişiklikleri fark edemezsiniz. Peki ya kendinizi iki aydır görmeseydiniz ne olurdu? Sanki bir arkadaşınızı bir süredir görmemişsiniz gibi olur. Gerçekleşen bütün küçük değişiklikleri fark edersiniz. Kilo kaybı, kırışıklıklar, yara izleri… Öte yandan, bir kişiyi her gün görürseniz, zamanın geçişini gösteren bu işaretler o kadar belirgin olmaz.

Beynimiz hala hakkında çok az şey bilinen bir evrendir. Nörobilim ve bilişsel psikoloji alanındaki algısal olaylar (değişim körlüğü gibi) bu önemli organın ne kadar karmaşık olduğunu bir kez daha bizlere gösterir.