Bir Çiftin Ateşi Özgürlük ile Yanar

· Ağustos 24, 2017

İnsan olarak bizler, seçmediğimiz bir toplulukta dünyaya geldik; iki insanın birbirlerini ne kadar çok sevdiğine dair şarkıları yazılan bir toplum… Birbirlerine ne kadar ihtiyaç duydukları ve beraber olmalarının herkes için ne kadar güzel olacağı… Çocukken izlediğimiz filmlerde, bir prensin, bir prensesi ejderhalarından nasıl kurtardığını gördük, böylece prenses, kendisine biçilmiş rol olan kraliçeliğe ulaşabildi. Ancak, bu gibi durumlarda kişilerin özgürlüğüne, bağımsızlığına ve bireyselliğine ne oluyor?

Eviniz, arabanız, bilgisayarınız ve hatta evcil hayvanınız size ait olabilir, ama bir insan size ait olamaz. Birey, kendine, yaşadığı evrene ve kendi deneyimlerine aittir. Hiç kimsenin, sizin benliğinizi alıkoyup, kanatlarınızı kırmaya hakkı yoktur.

“Romantik” ilişkilerde nasıl hayatta kalırız?

Romantik ilişki kavramının geçtiğimiz son iki yüzyıl içerisinde meydana geldiğini görebiliriz. Bu kavram, bireylerin birbirlerini düşünmesi ve tek bir insanmışcasına yaşaması anlamına gelmektedir. Aşk, sevdiğiniz insan yanınızda olduğu için, onun gününü benzersiz kılmak anlamına gelir.


Yeni biriyle tanışırsınız ve her şey harika gitmeye başlar. İlk birkaç ayda, yaşadığınız her şeyi, sanki ilk defa hissediyormuş gibi olursunuz. Her bir jest, her bir kelime, her bir mekan… Dünyadaki hiçbir şeyi, beraber olduğunuz kişi ile değiştirmek istemezsiniz. Tek kişilik olan hayatınız, artık iki kişilik bir insanın hayat standartlarına göre şekil almaya başlar. Bu duygunun tarifi de olamaz. Ancak zaman geçer ve ilişki, bir insanın, diğeri olmadan yaptığı her şeyin bencillik olarak yorumlandığı bir şekle bürünmeye başlar.

İşte hatayı burada yapıyoruz. Aşkın yarattığı mantıksızlık duygusu içerisinde, kendi özgürlüğümüzü kaybetmeyecek kadar mantık sınırları içerisinde yaşamaya alışmalıyız. Sahip olduğunuz aşkın ve tutkunun daha da güçlü bir şekilde sizlere nüfus etmesi için, bireysel ilgi alanlarınızın, kendi dostlarınızın ve yalnız kaldığınız zamanların, aldığınız nefes kadar doğal birer ihtiyaç olduğunu unutmamalıyız.

Konuşmak bireyin bağımsızlığını teşvik etmenin en iyi yoludur

Bireyin özgürlüğünü ve bağımsızlığını teşvik etmek için, sağlıklı ve işlevsel bir iletişim tarzı önem arz eder. Eşinizi, yaptığınız planlar hakkında bilgilendirmek bir sorun teşkil etmemelidir. Sanki bir iş sözleşmesi imzalıyormuş gibi, ne istediğinizin ya da neyi arzuladığınızın pazarlığını yapmak sağlıklı bir ilişki yapısı oluşturmaz. Bunun sebebi, ilişkinizin bir iş anlaşması olmadığıdır. Her iki tarafın iyi niyetlerini ellerinden geldiğince gösterdiği bir güven ve karşılıklı anlayış noktasıdır.

Eşinizle konuştuğunuz zamanı, ikiniz de, sadece eşinizle konuşmadığınız, aynı zaman da onun geçmişi ile de muhatap olduğunuzu unutmamalısınız. Burada, hal ve tavrınızı iki kıstas belirlemeli. Birincisi,  geçmişte yaşanılan ve şu an insanın gözünü korkutan tecrübelerin, her iki bireye de uygun bir şekilde yorumlanması gerektiği. Diğeri ise, geçmişinizde başınıza gelen olayları rafa kaldırıp, karşınızda bambaşka bir insan olduğunu ve her ikinize de iyi gelecek bir geleceğe sahip olduğunuzu bilmeniz.

Beraberken gülüp eğlenmek, hoşça vakit geçirmek

En büyük özgürlük, zamanımızı en doğru şekilde kullanıp, tıpkı birinin zamanını bize ayırdığında hissettiğimiz o minnettarlık duygusunda olduğu gibi, kaliteli bir yaşam sürmektir. Bu şekilde, zaten bana böyle davranmalı” veya bir eş olarak toplumun beklentilerinin karşılanması gibi düşüncelere kapılmadan, yanınızdaki kişiye ve bizim için yaptıkları her harekete değer verebiliriz.


Dolayısıyla, sonuç olarak, bir ilişki içinde, ilişkiye dahil olan bireylerin kendi yaşam alanlarının koruma altına alınmasının hayati önem taşıdığını unutmamak gerekir. Aslına bakacak olursanız, büyük olasılıkla kişisel alanlarınıza karşılıklı olarak ne kadar çok saygı duyarsanız, paylaştığınız şeyler de o kadar artacaktır. Bu bireysellik yaklaşımından uzaklaşmak, yalnızken yaptığınız aktiviteleri özlemek ilişkinize zarar verebilir. Eğer her anınızı beraber geçirirseniz, bu aktiviteleri yerine getirmeniz zorlaşır.

“Benim. Hepsi benim. Aşık olduğum sen, kendine ait olduğun kadar benimsin de. Senin olan, bizim olduğu kadar, artık sadece benim de. Ama burada, yanı başımda, bana bağlanmış bir köle gibi sana sahip olmak değil bu hissiyatım. Bu hislerin, tıpkı bir oyuncak gibi sana sahip olmak ile hiçbir ilgisi yok. Çünkü seninle birlikte, kimsenin çekip gittiği kapıyı açık bırakmadığını öğrendim.

Çünkü seninle birlikte artık ben herhangi bir yer değil, bir son durak oldum. Çünkü en büyük özlemim, her zaman dönüp gitmek istediğin, ayaklarında başka denizlerin başka kumları olsa da, senin yuvan olabilmek.”

– Risto Mejide