Yaşasın Anti-Prensesler!

· Mayıs 23, 2017

Nadia Fink, peri masallarındaki klişeleri yıkan kadınlar hakkında hikayeler yazmış Arjantinli bir yazar. Bunlar, çocuklar için hazırlanmış hikayeler ve Disney prenseslerinin, Barbie bebeklerin ve diğer klişelerin sunduğu cinsiyetçi fikirleri ortadan kaldırmayı amaçlayan öyküler.

Her ne kadar 21. yüzyılda yaşıyor olsak da kadınlara dair klişeler hala çok güçlü. Hayali bir ‘prenses’i ideal kadın şeklinde gösteren çocuk masalları, bu klişeleri tekrarlıyor ve çok genç yaşta bunları aklımıza sokuyor.

“Geçmişi olan kadınlar ve geleceği olan erkekler, dünyanın en ilginç insanlarıdır.”

– Chavela Vargas

Bilgisayar oyunları ve büyük Hollywood filmleri, bu klişeleri çocukların aklına yerleştiriyor. Bu yüzden, çocukluktan itibaren cinsiyet rollerine ilişkin modası geçmiş bir bakış açısını öğreniriz.

Peri masallarındaki kadınlar

Geleneksel masallarda çok benzer bir yapı vardır. Hepsinde mükemmel aşk hikayelerine yer verilir. Çatışmanın merkezinde, kaderin adaletli davranmadığı bir kadın vardır. İstisnasız hepsi, sorunu iki faktör yardımıyla çözer: bir başka kadının sihir kullanarak yaptığı müdahale yani bir perinin yardımı ve nihayetinde, bir prens sayesinde gerçekleşen kurtuluş.

Bu masallar, kahramanımızın sihirli bir krallıkta ‘prensesliğe’ erişmesiyle sonlanır. Bu tür konular ve sonuçlar, farklı dizi ve filmlere uyarlanarak yüzlerce kez tekrarlanır.

Peki ama sonunda adalet ve mutlu bir aşk kazanıyorsa, bu masallar neden olumsuz olsun?

Bu masalların en sıkıntılı yanı, pek çok değerin özünü bozuyor olmalarıdır. Mesela,keyfi bir şekilde iyiliği güzellikle bağlarlar. Bir ”prenses” daima iyidir ama aynı zamanda da güzeldir. Çirkin prenses yoktur. Çirkin olanlar, prensese karşı planlar yapmaktadır çünkü onu kıskanmaktadırlar.

Ayrıca kadınlar için en büyük zaferin, prenslerini bulmak olduğu fikrini aşılarlar. Böylece aşk hakkında çok yanlış bir düşünce iletirler.

Gerçek aşkta hikâye, masalların bittiği yerde başlar. Sonsuza dek mutlu yaşamayız, ama birlikte yaşamak bir çift için en büyük zorluklardan biridir. Hem, prens falan da yoktur ortada. Etten kemikten bir adam vardır karşımızda. Onu idealleştirmiş bir kızın beklentilerini daima karşılayamayan bir adam.

Son olarak, bu tür hayalci hikayeler, hayal kırıklığı ve mutsuzluğa yol açar. İnanması zor olsa da birçok insan, hayatın sunduğu gerçek durumlarla mutlu olmak yerine aradıkları ideal kadını,erkeği ya da aşkı bulamamaktan dolayı acı çekmektedir.

Anti-prensesler

Nadia Fink, masal koleksiyonuna iki anti-prensesle, Frida Kahlo ve Violeta Parra’yla başlıyor. Onları kurtarması için bir prens beklememiş, kurtarılmaya ihtiyacı olduğunu düşünmemiş, oturup bir şeyler olmasını beklememiş iki kadın.

Bu kadınların aşk hikayelerinde çelişkiler, terk edilme ve yanlış anlamalar var. Ayrıca romantik aşkın kararsızlıklarından bağımsız olarak elde ettikleri muhteşem başarılar ve kişisel gelişim vardır. Bu hikayelerde yeni bir ilgi vardır: gerçek dünyaya duyulan ilgi.

Frida Kahlo, rüyalarının prensini bulmuş tipik sarışın melek değildi. Genç yaşta hastalıklarla boğuşmak zorunda kalmış, Barbie’nin erkek arkadaşı Ken’e hiç de benzemeyen bir adamla tutkulu ve çelişkili bir aşk yaşamıştı. Bu hikayenin asıl ilginç tarafı ise bütün bunların Frida’nın resimlerinde yansıtılış şekliydi: resimlerden oluşan gerçek bir şiir.

Şilili büyük sanatçı Violeta Parra, sonsuza dek mutlu yaşamadı. İlk kocasından ayrıldı. İkinci eşinden olan ilk kızı ise daha iki yaşındayken öldü.

Meşhur şarkısı “Gracias a la vida” adlı şarkıyı, intihar teşebbüsünün ardından bestelemişti. “Volver a los 17” adlı güzel şarkıyı ise kendisinden 21 yaş büyük Pedro Messone için yazmıştı. Şurası kesin ki Disney masallarına ilham olacak bir kadın değildi.

Klişeleri reddettikleri için dünyada derin bir iz bırakmış ve gerçek hayatı yaşamış pek çok anti-prenses var. Muhteşem bir kişiliğe sahip yetenekli bu kadınlar, ön yargılarla yüzleşebildi ve özgür olmaya cesaret etti. Bu yüzden şunu kesinlikle söyleyebiliriz: Yaşasın anti-prensesler!

Resimler: Benjamin Lacombe