Sevmek ve Sevilmek: Duygusal Ayak İzleri

Temmuz 19, 2017

Günümüz toplumunda, bizde iz bırakan tek şeyin travma olduğu şeklinde yaygın bir inanç var. Oysa, diğer olayların, mesela sevmek ve sevilmenin önemini göz ardı ediyoruz. Yalnızca negatif şeylerin bir iz, yara ya da travma bırakabileceğini düşünerek aşk ve diğer duygusal ayak izlerini bundan uzak tutuyoruz.

Genel olarak konuştuğumuzda ve düşüncelerimizi televizyon, sinema ve kitaplara dayandırdığımızda diyebiliriz ki toplum, duygusal bir ayak izinin travmatik bir durum yaşamış bir kişide yaşanan değişim olduğunu düşünmekte. Normal olarak, bu değişim çok önemlidir.

Dolayısıyla, başından beri gördüğümüz gibi duygusal ayak izlerine dair her şey kötü ya da acı verici gibi gözüküyor. Travmanın acı yarattığı gerçekten doğru. Peki ama pozitif olaylar söz konusu olduğunda ne yaşanıyor? Sevdiğimizde ve sevildiğimizde ne oluyor?

Aşkı ararken 

Şu soru soruldu: Pozitif olaylarda ne yaşanıyor? Onlar da bizde iz bırakıyor mu? Cevap, evet.

İlk olarak, doğru soruları sormalıyız. Olumlu olaylar davranışlarımız, duygularımız ve düşüncelerimiz üzerinde etki bırakabilir mi? Güzel bir şey yaşarsak yani iyi bir haber alırsak ya da iyi bir işimiz olursa, değişimi fark edecek miyiz?  

Kişiliğimiz; zamana yayılan davranış, duygu ve düşünce şablonlarından oluşur. Yani yeterince uzun bir süre pozitif şeyler yaşarsak, bu bizde bir iz bırakmayacak mıdır?

Ve son olarak, sevmek ve sevilmenin hayatımızda ortaya çıkabilecek en güzel ve olumlu şeylerden biri olduğunu söyleyebilir miyiz? Kısacası, insanın içindeki en güçlü motorlardan biridir sevgi. Aşk ve sevgiyle bağlantılı onca nöron, hormon, davranış, düşünce ve duyguyla birlikte kişiliğimizin sevgiye dayanıklı olacağını düşünmek tuhaf.

Yeterince uzun süre sever ya da sevilirsek (bu son derece kişisel ve değişken bir şeydir), kişiliğimiz değişebilir. Sevgi, doğru ifade edildiğinde duygusal bir ayak izidir?

Sevmenin ve sevilmenin bir örneği  

Psikoloji, sevgi ve iki kişi arasında kurulan bağ konusunda çok şey söylemiş, çeşitli tipleri sınıflandırarak pek çok terim kullanmıştır. Ama belki de sevmek ve sevilmenin bizi nasıl etkilediğini basit bir örnekle daha iyi anlayabiliriz.

Bir süredir birlikte olduğumuz bir partnerimiz vardır. Ama bu ilişkiden önce epey bir süre yalnız yaşamışızdır. Sonra birden o kişi karşımıza çıkar ve dünyamızı hafiften sarsar. Ya da en azından bunun için uğraşır çünkü belli ki bizim de yaralarımız vardır. Tekrar aşık olduğumuza inanamayız. Çektiğimiz onca acıdan sonra! Dahası artık liseli bir çocuk değilizdir. 

İlişkiler ilerlerken istemeden, zevk alma güdümüze engel olan her şeyi unutmaya başlarız, havuza bombalama atlarız. O kişi gizliden gizliye havuzu doldururken, daha çok atlamamızı istememizi sağlar. Sonunda böyle yapar, defalarca suya dalarız ve her seferinde daha çok eğleniriz.

Son olarak umutla dolu bir halde onlara hayatımızda bir yer ararız. O kişi zihinsel taslağımızın bir parçası olur, mutluluk standardımıza ve hayat beklentimizde dahil olur. Aldatmaca ya da sırlar olmadan kendimiz oluruz tekrar.Birlikte yaşıyorsak, tartışmalar ve aptallıklar yaşanabilir. Rahatsız edici bazı alışkanlıklar ortaya çıkabilir ve sonunda elimizi gösterip durumu kabul ederiz.

Fakat büyünün bir parçası olarak yalan olduğunu, geçmişte kalıp unutulduğunu sandığımız bazı yönlerimizi keşfederiz. Sevdiğimiz biri için empati. Onun iyiliğini düşünmek. Çelikten sinirlerimizin yerini o imkansız kekeleme alır. Paylaşma ve birlikte eğlenme isteği. Hepsinden önemlisi, imkansız sandığımız ve gerçek olamayacak kadar güzel olan iyiliğimiz. 

Kısacası, değiştiğimizi fark ederiz. Değişiriz ama o kişi yüzünden değil, zihnimiz ve kalbimizde yaratılan ve yayılan o duygu sayesinde. Aslında mutluluk ve şükranla, korkularımızı unutup yaralarımızı ve travmalarımızı aşarak değişir ve değişimi kucaklarız. Geçmiştekinden çok daha derin, görünür ve çok daha güzel bir iz bırakırız.

Onca çaba neden?

Bu yazıda sevginin ruhumuzda ve kişiliğimizde negatif olaylardan çok daha güçlü bir etkiye sahip olduğuna kendimizi ikna etmeye çalıştık. Elbette bu doğru olabilir ama olmayabilir de. Her iki türden olayların tüm faktörlerini göz önüne almalıyız. Öyleyse, onca çaba neden?

Doğruyu söylemek gerekirse, adaletli olmak için. O duyguya, o sağlıklı ilişkiye ve pozitif duygulara adaletli davranmak için. Her gün sevmek ve sevilmek hakkında negatif durumların, klişe ve basmakalıp fikirlerin ortaya atıldığını, bizi tekrar havuza atlamaktan alıkoyan argümanları, gizli korkuları, bir ilişkide mutlu olabilmek için kendimizi kısıtladığımızı görüyoruz.

Bu sebeple, atlamaya tereddüt eden herkes için, yaralara odaklanıp izin kaldığını göremeyen ya da atlamak istediğini bildiği halde korkanlar için cesaretlendirici bir mesajdır bu. Günün sonunda, neden daha fazla duygusal ayak izi edinmeyelim ki? Ama bu seferkiler güzel izler olsun.

Bu nedenle yalnızca duygularımız ve duygusal ayak izlerimiz için değil, aynı zamanda bu ayak izlerini yaşayarak, onları fark ederek ve anlayarak yaptıklarımız için de minnettar olup gurur duyabiliriz. Bu, kendimizi sevmek ve sevilmek tabanından inşa etmemizin sonucudur bu.