Sağlıklı Çocuklar Spontane, Gürültücü, Duygusal ve Renkli Olurlar

· Ağustos 1, 2017

Çocuklar sessiz kalmak, hiçbir şeye dokunmamak, sabırlı olmak ya da kendi kendilerini eğlendirmek için doğmaz. Onlar oturmak, televizyon izlemek veya bir tablette oyun oynamak için de doğmaz. Onlar her zaman sessiz olmak istemiyorlar.

Hareket etmeleri, keşfetmeleri, yeni şeyler bulmaları, maceralar yaşamaları ve çevrelerindeki dünyayı keşfetmeleri gerekiyor.

Çocuklar, uçmak isteyen, yan yana tek sıra halinde durmak veya zincirlenmek istemeyen özgür ve saf ruhlardır. Onları her zaman aceleci olan ve hayal gücü yetersiz yetişkinlerin kölelerine çevirmemeliyiz. Hayal kırıklığıyla dolu dünyamızda onları hapsetmemeliyiz. Onların meraklılıklarını, duygusal, sosyal ve bilişsel dünyalarını etraftaki uyaranlarla, çiçek kokularıyla, mutlulukla ve bilgiyle zenginleştirmeliyiz.

Oyun oynayan bir çocuğun beyninde neler olur?

Oyun oynamanın çocuk için her konuda (fizyolojik, duygusal, davranışsal ve bilişsel) çok yararlı olduğu bir sır değildir. Aslında, oyun oynamanın birçok faydalı etkisini biliyoruz:

  • Duygudurumlarını ve endişelerini dengeler.
  • Dikkati, öğrenmeyi ve hafızayı güçlendirir.
  • Nörolojik gerginliği azaltır ve sükuneti, refahı ve mutluluğu teşvik eder.
  • Kasları hareket ettiğinden fiziksel motivasyonlarını arttırır ve onları oynamaya iter.
  • Onların çevrelerine bakarak hayal kurmalarına yardımcı olan hayal gücünü ve yaratıcılıklarını destekler.

Toplum “hiper anne-babalığı” veya çocukların belli başlı donanımları kazanmasına ve ileride iyi birer işleri olmasına yardımcı olmasına yönelik ebeveynlerin takıntılar geliştirmesini teşvik ediyor. Toplum ve eğitimciler olarak, çocuklarımızın okulda aldıkları notlardan daha değerli olduğunu unutuyoruz ve sonuçlara öncelik vermeyi ısrar edersek de yaşam becerilerini ihmal etmiş oluyoruz.

Çocuklarımızın onları başarıları veya başarısızlıkları için değil, kendileri oldukları için sevmemize ihtiyaçları var. Çocuk olarak nasıl yetiştirildiğimizden bizler sorumlu değiliz, ancak yetişkinler olarak çocuklarımızı nasıl yetiştireceğimizden biz sorumluyuz.

Çocukluk dönemini mümkün olduğu kadar basite indirgeyin

Her zaman herkesin eşsiz olduğunu söyleriz, ancak görünen o ki buna o kadar da inanmıyoruz . Bunun en belirgin kanıtı, tüm çocukları yetiştirmek için uyulması gereken bir dizi kurallar oluşturmuş olmamız.

Bu büyük bir hatadır ve herkesin benzersiz olduğu fikrine hiç ama hiç uymamaktadır. Bu nedenle, çocuklarımızı yetiştirirken inançlarımızın ve eylemlerimizin sürekli çatışma halinde oluşu hiç de şaşırtıcı olmuyor.

Profesör ve danışman Kim Payne’in de belirttiği gibi, çocuklarımızı aşağıdakiler ile yetiştiriyoruz:

  • Çok fazla bilgi.
  • Çok fazla maddi şey.
  • Çok fazla seçenek.
  • Çok fazla acele.

Onların hayatı keşfetmelerini, düşünmelerini ve kendilerini günlük yaşamdaki negatifliklerden kurtarmalarını engelliyoruz. Onları teknoloji, oyuncaklar, okul ve ders dışı etkinliklerle sıkıştırıyoruz. Çocukluğunu bozuyoruz ve daha da kötüsü, onların oyun oynamalarına ve gelişmelerine engel oluyoruz.

Günümüzde, çocuklar hapisteki insanlara göre daha az temiz havada zaman geçirebiliyorlar. Peki niye? Çünkü biz onları daha “gerekli gördüğümüz” diğer faaliyetlerle “eğlendirip” vakitlerini işgal ederek, onları temiz tutmaya çalışıp çamurla lekelenmemeleri için uğraşıyoruz. Bu kabul edilemez ve son derece endişe vericidir. Şimdi bunu neden değiştirmemiz gerektiğinin birkaç sebebine göz atalım:

  • Aşırı hijyen, İsveç’teki Gothenburg Hastanesi tarafından yapılan bir çalışmanın gösterdiği gibi, alerji geliştirme olasılıklarını artırır.
  • Onların temiz havanın tadını çıkarmasına izin vermemek, yaratıcılığı ve gelişim potansiyelini kapatan bir işkence biçimidir.
  • Cep telefonlarına, tabletlerine, bilgisayarlarına veya televizyon ekranlarına bağlı yaşamak, bilişsel, duygusal, fizyolojik ve davranışsal açıdan zararlıdır.

Bu listeyi uzun süre devam ettirebiliriz, ancak bu noktada çoğunuzun, çocukluğun büyüsünü nasıl yok ettiğimiz konusunda sayısız örnek bulduğunu düşünüyoruz. Eğitimci Francesco Tonucci’nin dediği gibi:

“Çocukların deneyimleri eğitimlerini desteklemelidir: hayatları, sürprizleri ve keşifleri hep kendi eğitimlerine destek olur nitelikte olmalıdır. Bir öğretmenimiz sınıfa geldiğimizde hep ceplerimizi boşaltırdı, çünkü dış dünyadaki hayatlarımıza ait deliller hep oralarda dolaşıyordu: böcekler, teller, kartlar, krikolar… Fakat bugün tam tersini yapmalıyız, onlardan kendilerine dair ceplerinde ne taşıdıklarını göstermelerini istemeliyiz. Bu şekilde, okul çocukların kendi hayatlarıyla kaynaşmaya başlayabilir ve sahip oldukları bilgileri kullanıp onları geliştirmelerini sağlayabilir.”

Hiç şüphe yok ki, onlarla ilgilenmek, onları yetiştirmek ve başarılarını bu şekilde garanti altına almak için bu yol diğerine kıyasla çok daha sağlıklıdır.