Annelik: Ruhun Depremi

28 Nisan, 2018

Hepimiz anne olmanın ne demek olduğunu çok iyi biliyoruz. Ancak, anneliğin birçok kadında yarattığı krizler söz konusu olduğunda muhtemelen sadece birkaçımız gerçekçi bir yaklaşıma sahiptir. Laura Gutman “Annelik, kendi gölgenle yüz yüze gelmek” adlı kitabında bu konuyu ele alıyor. Psikoterapist Gutman, kadınların anne olduktan sonra nasıl kendi “gölgeleriyle” yüz yüze geldiğini anlatıyor.

“Gölge” dediğimiz şey nedir?

“Gölge” kavramı ilk defa Carl Jung tarafından kullanılmış ve yaygınlaştırılmıştır. Bu kavram Freud’un o meşhur “bilinçaltı” kavramından çok daha fazlasını kapsıyor. Ruhun ve ruhsal dünyanın bilinmeyen yönlerini ele alıyor.

Evren tamamen zıtlıklardan oluşur: gündüz ve gece, maskülen ve feminen, pozitif ve negatif, ışık ve gölge. Zihinsel dünyamız da aynı şekilde karanlık ve aydınlık kısımlara sahiptir. Karanlıkta kalan tarafımızı görmüyoruz diye orda olmadığı anlamına gelmiyor.

kadın ve gölgesi

“Gölgelerimiz” çocukluktan itibaren oluşmaya başlar. Kişiliğimizi ve egomuzu küçük yaşlardan itibaren geliştirmeye başlıyoruz. Bazen duygusal olarak sindiremediğimiz ve bunun yerine unutmayı tercih ettiğimiz acı verici hisler ve olaylar yaşıyoruz. Hayat yolunda ilerleyebilmek için bunlara “sırtımızı dönüyoruz.” Çözümlenmemiş ve bazen bilinçaltında kalan bu bölgeler işte bizim “gölgelerimizi” oluşturuyor.

“Hepimiz kendi karanlık tarafımıza bir bakmalıyız enerji buradadır, tutku da. İnsanlar bundan korkar çünkü inkar etmekle meşgul olduğumuz parçalarımız buradadır.”

– Sue Grafton

Kadınların annelik başlangıcında yaşadıkları

Hangi yaşta olursak olalım bir zamanlar olduğumuz çocuk hala içimizde yaşar. İçimizdeki bu çocuk bazen kendi kendimize eğlenmemize yardım etmek için vardır. Bazen de en hassas olduğumuz noktamızla, en büyük korkularımızla, hatıralarımızla ve belki de hiç sahip olamadığımız şeylerle bağlantı kurmamızı sağlar.

Annelik ise bizi sarsar, tüm duygusal eksikliklerimizi ve yaralarımızı ortaya çıkarır. Annelik duygusu kendi anne ve babamızla, bizi büyüten ve duygusal olarak besleyen kişilerle olan hatıralarımızı tekrar hatırlatır. Çocukluğumuza ait en duygusal anılarımızı geri getirir. Bu anılar belki de acılarla doludur ve çoktan derinlere gömülmüştür… şimdiye kadar.

Şimdi ise hamilelik ile çocukluk hatıralarınız uyanır. Eski çelişkileriniz tekrar su yüzüne çıkar ve yaralarınız yeniden açılır. Ve tüm bu duygusal patlama, gebeliğin fizyolojik ve hormonal değişimleriyle beraber gelir.

Bu durumda kadınların kafası karışmış ya da üzgün hissetmesi normaldir… ve bu yüzden doktora giderler. Doktor da genellikle “depresyon” ya da “doğum sonrası depresyonu” teşhisi koyar.

Anneye, genellikle düşünceleri ve duyguları engelleyen ilaçlardan oluşan bir reçete otomatik olarak yazılır. İlaçların anlık rahatlama sağladığı doğru olsa da psikolojik terapi uygulanmadığı takdirde problemlerin çözülmeden sadece gömülmesine sebep olacağını unutmamalıyız.

İyileşmeye giden yolu nasıl buluruz?

İşin aslı şu ki, kadın ruhunun gizlenmiş kısımlarının çoğu annelik ile devreye girer ve açığa çıkar. Bu genellikle bir ifşa, bir kriz zamanıdır… Terapi ve başka çeşitli desteklerle anneye yardım edebileceğimiz bir süreçtir.

Bilinçaltında olanı bilinçli hale getirmek gelişmemizi ve olgunlaşmamızı sağlar. Acımızı bilinçli bir şekilde yaşayarak, ona ışık tutarak iyileşebiliriz. Böylece güçsüz düştüğümüz zamanlarda bunu aleyhimize çevirmeyecektir.

anne ve kızı

Kendimize olan sevgimizi geri kazanmak, çocukluğumuzdan beri açık olan ve acı veren duygusal yaralarımızı iyileştirmenin olmazsa olmaz bir parçasıdır. Burada bahsettiğimiz, içimizdeki çocuğu bulmak ve iyileştirmektir.

Ancak bu şekilde telafi amaçlı fakat zararlı davranışlarımızı düzeltebiliriz; kendimizi tekrar sağlam hissederek. İyileşmek mümkün. Daha sağlıklı, dengeli ve mutlu bir hayat ile annelik yapmak da mümkün.

“Her insanın görevi şudur: dünyevi hayatını kendi gölgesini arayarak, bu gölgeye ışık tutarak ve iyileşmenin doğru yolunda ilerleyerek geçirmek.”

– Laura Gutman