İçimizdeki Yaralı Çocuk

Temmuz 19, 2017

Şüphesiz hepimizin kalbinin bir köşesinde tuttuğu içimizdeki çocuk kavramını bir defa duymuşsunuzdur. Aynı zamanda, mutlu olabilmek için bu çocuğu hayatta tutmamız gerektiğini de biliyorsunuzdur. Buna rağmen içimizdeki çocuk kırgın olsa bile genellikle onunla pek vakit geçirmiyoruz. Hala içimizde bizi etkileyen bir yara…

Ne oldu da içinizdeki çocuk böyle zarar gördü? Hayatınızın hangi dönemi sonsuza kadar sürecek bir iz bırakan bu “kırılmaya” sebep oldu? Her şeyden önemlisi: yaraları iyileştirmek ve hatta bunu kalıcı olarak yapabilmek mümkün mü?

İçimizdeki çocuğu “dönüştüren” olay

Çocukluğumuzdaki hangi olayların “tam anlamıyla” bir kadın ya da adam olmamızda etkisi vardır? Bu durumu açıklayan birçok teori mevcut, bunlardan bir tanesi “dönüştüren olay” olarak adlandırılır.

“Dönüştüren olay,” ateşin bıraktığı yanık izi gibi üzerimizde iz bırakan ve kişiliğimize şekil veren bir hadisedir. Bu aslında şöyle olur: doğduğumuzdan beri “konforlu süreklilik” olarak bilinen bir süreç içinde yaşamaya başlarız, bu şekilde hayatta kalmak için ihtiyacımız olan her şey erişimimizdedir (yiyecek, şefkat, barınma vs.). Ancak, bir gün bizi kalıcı olarak değiştiren öyle bir şey yaşarız ki, bir anda bu “konforlu süreklilik”ten koparız. 

Çoğu durumda bu, ölüm, korku, ayrılık, felaket ve bunun gibi çok acı verici duygular yaşatan olaylarla ilgilidir. Fakat bu, dışarıdan önemsiz bir söz, hareket ya da kararmış gibi görünen bir şeyin sonucunda da olabilir.

İçinizdeki çocuk ne tür yaralar taşıyor?

İlgisiz bir baba, mükemmeliyetçi bir anne, otoriter bir büyükbaba, sorunlu bir aile… İçimizdeki çocuk, çocukluğunu zehir eden bir şeyden dolayı incinmiş olabilir. Geçmişin travmalarını taşımaya devam eder ve bu travmalar, yetişkinlikte bazı davranış biçimleri ve alışkanlıklar olarak geri döner.

Ruhsal sağlığımızın iyi olması için içimizdeki çocuğun yaralarını sarmasına yardım etmeliyiz. Evet, her bir yarayı tümüyle kendimizi adayarak ve sorumluluk alarak iyileştirmeliyiz. Bu, ameliyat gereken yere yara bandı yapıştırmakla ya da tekrar eden belirtileri önemsiz gibi göstermekle yapılamaz.

İçimdeki çocuğu iyileştirebilir miyim?

“Tedaviye” başlamak için küçük bir çocukla karşı karşıya olduğumuzu ve bize güvenebilmesi için onunla arkadaş olmamız gerektiğini bilmeliyiz. Bu durumu gözümüzde canladırabilmek için akıllara gelen “Jack” filmini örnek verebiliriz, bu filmde Robin Williams, normalden dört kat daha hızlı büyüyen bir çocuğu canlandırır.

Filmin bir sahnesinde Jack okulun oyun bahçesinde saklanır. Öğretmeni (Jennifer Lopez’in canlandırdığı) onu saklandığı yerden çıkarmaya çalışır. Bunu yapabilmek için ona bir şeker verir, ancak sadece onun en sevdiği kırmızı olanlardan. Böylelikle “çocuk” ona güvenmeye başlar ve saklandığı yerden çıkarak öğretmenine onu üzen şeyler hakkında konuşma fırsatı verir.

Asla bağırarak, kızgın bir şekilde ya da tehditlerle değil… Çünkü bu şekilde yarayı büyütmekten başka bir şey yapmış olmayız.

Eğer örneğin, yaranız ailenizden sevgi görmemiş olmaktan kaynaklanıyorsa, bu çocuğa dünyadaki bütün sevgiyi verebilirmiş gibi davranın. İlgi görmemiş olmaktan dolayı incinmişseniz, içinizdeki çocuğa onun dünyadaki en önemli kişi olduğunu gösterin ve ona zaman ve öncelik tanıyın. Yavaşça bu ufaklık saklandığı yerden çıkacak ve size güvenmeye başlayacaktır… Bu fırsatı mahvetmeyin!

Onunla sabırlı bir şekilde konuşun, üzgün olduğu için sizin de üzüldüğünüzü ve her şeyden önemlisi ona yardım etmek istediğinizi söyleyin. Ona nasıl olduğunu, onu mutlu etmek için ne yapabileceğinizi ve çaba göstermek için istekli olup olmadığını sorun, ancak böylelikle amacınıza ulaşabilirsiniz.

Bütün mesele onu hayatınıza tekrar entegre etmekte bitiyor. Bu zamana kadar yaşadığınız zorluklara rağmen kurabildiğiniz hayatın tadını çıkarma fırsatını kaçırmayın. Ona düşündüğünü söyleme fırsatı verin ve kararlarınızda söz sahibi olduğunu belirtin, hayatın tadını çıkarmasına izin verin. Tabi ki onunla beraber siz de bunu yapın.