Virginia Woolf: Bastırılan Bir Travmanın Hikayesi

Ağustos 27, 2019
Virginia Woolf edebiyata önemli katkılarda bulunmuş, iyi ve üretken bir yazardı. Ancak çocukluğunda cinsel istismara uğradığı için yıllar boyunca ruhsal hastalıklarla boğuşmak zorunda kaldı ve nihayetinde trajik bir biçimde hayatını sonlandırdı.

Bu yazıda, 20. yüzyılın en önemli yazarlarından birinin trajik hayatından bahsedeceğiz. Bahsedeceğimiz yazarın ismi, günümüzde James Joyce, Franz Kafka ve Thomas Man gibi ünlü yazarlarla birlikte anılmaktadır.

Edebi çalışmaları oldukça yenilikçi olan bu yazar, karakterlerin iç dünyalarını en iyi şekilde yansıtmak için iç monolog yöntemini ustaca kullanırdı. Tahmin ettiğiniz gibi, muhteşem yazar Virginia Woolf’tan bahsediyoruz!

Çocukluğunda yaşadığı cinsel istismarın yıkıcı sonuçları ile çevrili bir yaşamı oldu. İnsanlar onun trajik hikayesinin üstünü örtmek için kalıtsal bir sinir hastalığı olduğunu söylediler.

Söylenenlere göre Woolf, günlük olaylar karşısında bile çok hassastı. İlginç bir şekilde, günümüzde bile bazı insanlar Woolf’un yaşadığı cinsel travma ile hayatı boyunca sahip olduğu psikolojik problemlerin bağlantılı olduğunu düşünmüyor. Bu psikolojik sorunlar, Woolf’un daha sonra intihar etmesiyle sonuçlandı.

Neyse ki günümüzde yazarla ilgili bu çıkarımların yanlış olduğunu bilmemize yetecek kadar bulgu var. Woolf’un rahatsızlığının nedeni, küçük yaşlarda tecrübe etmek zorunda kaldığı cinsel ve psikolojik istismardı

Bu efsanevi kadının hayatına ve yaptıklarına bir göz atalım. Woolf, yaşadığı acılara rağmen yazdıklarıyla harika işler başardı. Kitabı Orlando‘da, bir erkeği başarılı bir şekilde bir kadının bedenine soktu. Kendine Ait Bir Oda‘da ise bir kadın olarak hakkını savundu.

Virginia Woolf’un çocukluğu

Virginia Woolf, 25 Ocak 1882 yılında İngiltere’de dünyaya geldi. Ailesinin evliliği karmaşık bir haldeydi. Dünyaya geldiği zaman anne ve babasının hâlihazırda başka evliliklerden çocukları vardı. Babası ünlü bir editör, eleştirmen ve aynı zamanda biyografi yazarıydı.

Virginia’nın annesi kızına hiçbir zaman ilgi göstermedi ve onunla yalnız zaman geçirmedi. Babası ise Virginia için rahatsız edici bir figürdü. Virginia için ev, bir kafes gibiydi.

Annesinin ve kızkardeşinin erken ölümü, Virginia’nın hayatında derin etkiler bıraktı. Sevdiklerini kaybetmesi yeterince travmatik değilmiş gibi, ölen kişilerle ilgili konuşmayı yasaklayarak ünlü yazarın babası durumu daha da kötüleştiriyordu.

Bu durum, Virginia’nın hayatındaki sessiz travmanın başlangıcıydı. Küçüklüğünden itibaren duygularını belli etmesine izin verilmedi. 

Virginia Woolf ve babası

Yetişkinlik dönemi

Babası öldüğü zaman Virginia kardeşleriyle beraber yaşamaya başladı. Tüm hayatı boyunca onu rahatsız eden psikotik krizleri geçirmeye de bu zamanlarda başladı. Woolf bazen bu atakları yönetebiliyordu ancak sadece kısa bir süreliğine bunu başarabiliyordu.

Bloomsbury’deki yeni evleri, erkek kardeşinin üniversite arkadaşlarıyla buluşma yeriydi. Buraya gelen insanların arasında ünlü felsefeci ve düşünür Bertrand Russell da bulunuyordu. Bloomsbury Çemberi denilen bu grubun içinde romancılar, şairler ve ressamlar bulunuyordu. Virginia Woolf’un gelecekteki kocası Leonard Woolf da bu grubun içindeydi.

Çift, Woolf 3o yaşındayken evlendi. O sıralarda ünlü yazar birçok ruhsal sorunla ve ağır depresyonla savaşıyordu. Kocası, Woolf’un geçirdiği psikolojik değişimlerin günlüğünü tuttu. Virginia yazarak, bastırılmış duygularını ve trajik deneyimlerini gün yüzüne çıkarıyordu. 

Kocasıyla ilişkisi dengeliydi; bu ilişki iki tarafa da konfor sağlıyordu. 1917’de Hogarth Press’i kurdular ve bu yayınevinde Virginia Woolf dışında Katherine Mansfield, T.S. Eliot, Sigmund Freud ve Laurens van der Post gibi ünlü isimlerin kitapları basıldı.

Cinsel istismar

Virginia Woolf, cinsel istismara uğramaya üvey erkek kardeşlerinin elinde başladı. Henüz 7 yaşındayken, ondan 20 yaş büyük olan erkek kardeşi tarafından istismar edildi. Bu trajik olay başladığında anne ve babası hala hayattaydı. İnsanlar Virginia’nın bu konu hakkında ailesini hiçbir zaman bilgilendirmediğini söylüyor. Ancak kızlarına olan şeyler hakkında bazı fikirleri olması muhtemeldi.

Woolf, 10 yaşındayken yazmaya ve deneyimleri hakkında açık bir şekilde konuşmaya başlamıştı. Cinsel istismar son derece travmatikti ve 24 yaşına kadar devam etti. Bu, etraftaki insanların bildiği berbat bir sırdı ancak kimse bunu durdurmak için bir şey yapmadı.

Trajik son

Virginia Woolf’u etkileyen hastalığa günümüzde bipolar diyoruz. Son romanının taslağını bitirdiğinde ünlü yazar depresyona girdi. 2. Dünya Savaşı sırasında Londra’daki evinin yıkılmasıyla beraber Woolf’un durumu iyice kötüleşti ve artık yazı bile yazamıyordu.

28 Mart 1941’de, Virginia Woolf ceketini giydi, ceplerini taşlarla doldurdu ve yakınlardaki Ouse nehrine kendini attı. Kocasına yazdığı veda mektubunu aşağıda okuyabilirsiniz.

“Sevgilim,

Yine çıldırmak üzere olduğumu hissediyorum. Yaşadığım o korkunç anlara geri dönemem artık. Ve ben bu kez iyileşemeyeceğim. Sesler duymaya başladım. Odaklanamıyorum. Bu yüzden yapılacak en iyi şeyi yapıyorum. Sen bana olabilecek en büyük mutluluğu verdin. Benim için her şey oldun. Bu korkunç hastalık beni bulmadan önce, bizim kadar mutlu olabilecek iki insan daha düşünemezdim. Artık savaşacak gücüm kalmadı. Hayatını mahvettiğimin farkındayım ve ben olmazsam, rahatça çalışabileceğini de biliyorum. Bunu sen de göreceksin.

Görüyorsun, bu mektubu düzgün yazmayı bile beceremiyorum. Söylemek istediğim şey şu ki, yaşadığım tüm mutluluğu sana borçluyum. Bana karşı daima sabırlı ve çok iyiydin. Demek istediğim, bunları herkes biliyor. Eğer biri beni kurtarabilseydi, o kişi sen olurdun. Artık benim için her şey bitti. Sadece sana bir iyilik yapabilirim. Hayatını daha fazla mahvedemem.

Bizim kadar mutlu olabilecek iki insan daha düşünemiyorum.”

– Virginia Woolf

kameraya bakan Virginia Woolf portresi

Virginia Woolf’un psikolojik rahatsızlığı

Günümüzde psikologlar ve eğitimciler, çocuklarda ve gençlerde cinsel istismarın ciddi sonuçlar doğurabileceğini biliyor. Neyse ki birçok akademik çalışma Virginia Woolf’un psikolojik problemlerinin kaynağını bugün tespit edebilecek seviyede. Virginia Woolf’un psikolojik problemlerinin nedeni cinsel istismardı; onu koruması gereken kişilerin onayıyla istismara uğradı.

Bugünlerde çocuk istismarıyla ilgili açık bir şekilde konuşabiliyoruz. Bu korkunç suçu örtbas etme çabalarına dur demek son derece önemli.

Virginia Woolf’un psikolojik problemlerinin genetik olduğuna dair herhangi bir kanıt yok. Duygusal problemlerinin nedeni büyük olasılıkla uzun süre boyunca uğradığı cinsel istismardı.

Araştırmacılar Virginia Woolf’un cinsel kurban olmasını örnek bir olay olarak inceledi ve bunu yaparken çağdaş edebiyattan yararlandı. Woolf üzerinden, çocuk yaşta istismarın insan gelişimine etkisi araştırıldı. Woolf’un psikolojik sorunlarının ve yaşadığı belirtilerin, çocuk istismarı konusunda yapılmış bilimsel çalışmalarla uyumlu olduğu görüldü.

Virginia Woolf ve geride bıraktıkları

Trajik hayatına rağmen, Woolf edebiyat dünyasında önemli bir iz bıraktı. Sadece edebiyat değil, cinsiyet eşitliği konusunda da birçok fikrin önünü açtı. Ünlü romanı Kendine Ait Bir Oda’da, kadınların yaşadığı en büyük problemin ekonomik özgürlükle ilgili olduğunu vurgular. Ona göre kadınlar bağımsız olmalı ki, kendilerine ait alanları olabilsin; bu şekilde tıpkı Woolf gibi huzur içinde roman yazabilirler.

Orlando isimli eserinde ise ünlü yazar bir erkeği bir kadının rölüne sokmaya cesaret eder. Bunu yaparak bu dünyada erkek olarak yaşamanın ne kadar kolay olduğunu göstermek ister. Virginia Woolf, eşcinsellik ve cinsellik gibi tabu olan konulara dokunan romanlar yazacak kadar cesaretliydi. Woolf’un diğer ünlü eserleri ise Dalgalar ve Mrs. Dolloway’dir.