Varoluşsal Kriz: Acı Çekmenin Ötesinde

Kasım 13, 2019
Varoluşsal krizler, kendi iç benliğinizle iletişime geçmek ve kendi yolunuzu bulabilmek adına değişmek için fırsatlardır.

Hayatta tükenmiş hissettiğiniz ve kendinizi “büyük” sorular sorarken bulduğunuz zamanlar vardır. Ben neden buradayım? Hayattaki amacım ne? Doğru şeyi mi yapıyorum? Öldüğümde ne olacak? Herkes, kendilerine sordukları spesifik sorular değişiklik gösterebilse bile, hayatının bir noktasında bu tip bir varoluşsal kriz yaşamıştır.

Hayatınızın herhangi bir kısmında bir varoluşsal kriz yaşayabilirsiniz. Bu krizler zengin insanların da, fakir insanların da başına gelir. Maddi servete bağlı değildirler.

Genelde, olayların kontrolden çıktığını hissettiğiniz zamanlarda gerçekleşirler. Birden, hakkında emin hissettiğiniz her şey güvenilmez hale gelir. Diğer bütün krizler gibi, bir varoluşsal kriz de acı çekmenize neden olur. Ancak, bu krizde çektiğiniz acı ve ıstıraptan daha derin anlamlar bulabilirsiniz. Hadi buna biraz daha derinden bakalım.

“Bir durumu artık değiştiremediğimizde – kendimizi değiştirmemiz gerekir.”

– Viktor E. Frankl

Yalnız, üzgün bir kadın.

Varoluşsal Kriz Nedir?

Varoluşsal kriz, o kendi varlığınızı sorguladığınız anlara verilen addır. Genelde beklenmedik şekillerde gerçekleşirler ve hayatı nasıl gördüğünüzü etkilerler. Bu zamanlarda, en güçlü inançlarınızın bile temellerini sarsabilecek sorular sorarsınız.

Bir varoluşsal kriz bilincinize bir sürü düşünce ve his getirir. Diğer bir deyişle, sizi bilişsel ve duygusal bağlamda derinden etkilerler. Bu kadar çok yeni duygu ve bakış açısı ile başa çıkmak yorucu olabilir, bu yüzden çoğu insan varoluşsal krizleri negatif şeyler olarak görür.

Dahası, varoluşsal krizler çoğunlukla kimlik bunalımları ile ilgilidir. Kim olduğunuzdan şüphe etmeye başladığınızda, hayatınızdaki her şey ve herkesten de şüphe etmeye başlarsınız.

Varoluşsal Krizde Olduğunuzu Nasıl Anlarsınız

Bir varoluşsal krizin ana özelliği boşluk hissidir. Bu, bu spesifik deneyime özel bir şey olmayabilir, ancak yine de sık görülür. Bir varoluşsal kriz yaşayıp yaşamadığınızı anlamanıza yardımcı olabilecek diğer semptomlar şunlardır:

  • Anlam eksikliği. Hayatınızın herhangi bir yönü yoktur. Kişisel hayat ve dünyanız tamamen önemsizdir.
  • Belirsizlik hissi. Güvensiz hissedersiniz ve ölüm ve yaşam, iyi ve kötü gibi şeyleri sorgularsınız.
  • Duygusal dengesizlik. Rahatsız edici düşünceler ve duygular sizi ele geçirir.
  • Duygularınızla başa çıkamazsınız. Ne yapacağınızı bilmezsiniz, kim olduğunuzu bilmezsiniz, herhangi bir şeyin hangi amaca hizmet ettiğini bilmezsiniz, sorumluluklarınızı kabul etmek ve karar vermek zor hale gelir.
  • Memnuniyetsizlik. 
  • Uykusuzluk hastalığı (insomni).

Elbette, semptomlar kişiden kişiye değişir. Neticede, her insan farklıdır ve her insanın kendine özgü deneyimleri vardır. Dahası, varoluşsal krizin depresyon gibi diğer zihinsel bozukluklar ile birlikte ortaya çıkabileceğini de belirtmek gerekir. Ancak, bu varoluşsal kriz yaşamanın mutlaka depresyona sebep olacağı anlamına gelmez.

Krizi Kendi Lehinize Kullanmak

Varoluşsal krizler kesinlikle çok yorucu olabilir, ancak hala onları kendi lehinize kullanabilirsiniz. Önemli olan olaylara farklı bir pencereden bakabilmektir. Potansiyelinize değer vermeli ve onu hayatınızı daha iyi hale getirmek için kullanmalısınız.

Avusturyalı nörolog ve psikiyatrist Viktor Frankl, varoluşsal krizlere bakmanın bu yolunu vurgulamıştır. İnsanların zor durumlardan daha iyi çıkabilme ve sıkıntılı süreçleri atlatabilme yetenekleri olduğunu önermiştir. Bunu yapabilmek için, öncelikle hem bu spesifik durumun, hem de genel olarak varlığınızın içerisindeki anlamı bulmalısınız.

Aslında, Frankl insanları iten gücün anlam arayışı olduğunu öne süren bir psikoterapi türü olan logoterapiyi yaratmıştır. Frankl ayrıca her insanı özgün ve birbiri ile karşılaştırılamaz olarak değerlendirmiştir, bu da her bir bireyin kendi sürecinin de kendine özgün olacağı anlamına gelir.

Dışarıda çıplak ayak yürüyen bir kadın.

Viktor Frankl’ın Logoterapisi

Bu terapi türü size hayattaki amacınızı bulmanızda yardımcı olur, ki bu da sizin anlamı bulmanızı sağlar. Bunun anahtarı ıstırabın ötesine bakabilmek ve varoluşsal krizini kim olduğunuzu keşfetmek ve ileriye adım atabilmek için bir fırsat olarak görmektir.

Logoterapi uzun bir süredir yapılan bir terapi türüdür ve etkili olmaya devam etmektedir. Logoterapinin modern psikolojide ve psikoterapideki kullanımlarından birine bir örnek, İranlı öğrenciler ve depresyon üzerine bir araştırmadır.

Ayrıca logoterapi size kendinizi bu duygu selinin bir kurbanı olarak görmeyi bırakmanız konusunda da yardımcı olabilir. Onun yerine, dayanıklılığınızı arttırmak için önünüze çıkan bu fırsatı değerlendirebilirsiniz. Diğer bir deyişle, sıkıntılı durumlarla başa çıkma yeteneğinizi geliştirebilirsiniz.

Eğer bakış açınızı değiştirirseniz; daha önce gözden kaçırmış olabileceğiniz bağlamları, fikirleri ve kaynakları görmeye başlayabilirsiniz. Ek olarak, krizlerin hayatın özünde olan bir şey olduğunu kabul ederseniz ıstırabınız sükunete dönüşebilir bile.

Bir varoluşsal krizden hiç yara almadan çıkmak neredeyse imkansızdır. Dolayısıyla, boş yere çabalamak yerine bunu kabul etmeyi, keşfetmeyi ve neden olduğunu ve sizi nerelere götürebileceğini çözmeyi deneyin.

Varoluşsal kriz hayatın bir parçasıdır. Varoluşsal krizlerle nasıl başa çıkacağınızı öğrenmek kişisel bir süreçtir, ancak onları öğrenmek için fırsatlar olarak görmek herkes için sağlıklı bir stratejidir. En önemli olan şey ıstırabınızın ve şüphenizin ötesine geçebilmektir, ki bu krizden hiç olmadığınız kadar güçlü bir birey olarak çıkabilesiniz.

  • Gengler, J. (2009). Análisis existencial y logoterapia: bases teóricas para la práctica clínica. Psiquiatría y salud mental, 26(3-4), 200-2009.
  • Frankl, V. (2015). El hombre en busca de sentido. Herder Editorial.