Thelma ve Louise, Erkekler Dünyasında Feminist Bir Çığlık

Şubat 4, 2019

Thelma ve Louise, geçen yıllara rağmen, hafızalarımıza kazınmış unutulmaz ve ölümsüz sahnelerle dolu filmlerden biri. Neden Thelma ve Louise’i bu kadar çok seviyoruz? Biraz durup daha ticari filmleri, daha “Hollywood” tarzı filmleri , özellikle de geçen yüzyılın filmlerini düşünelim…

Kaç tane kadın kahramanımız var? Bir kadının ana rolü üstlendiği kaç tane hikaye akla geliyor? Ve hepsinden önemlisi, bu kadınların kaçı bir erkeğe veya güçlü bir romantik konuya bağlı değildir?

Elbette, bu profile uyan çok az film akla geliyor. Bu erkekler dünyasında, baskın alfa erkekler ile romantik bir ilişki ya da annelik temelinde bir role sahip kadınların dünyasında tek bir film öne çıkıyor: Thelma ve Louise. Sinemanın erkekliğini sarsan, güçlü ve baskın olan erkekleri şok edip kızdıran bir savaş çığlığı gibi yankılanıyor.

Elbette tarihin en feminist ya da en etkileyici filmi değil fakat kadınların özgürlüğü, eşitliği için bir bağırış ve ataerkilliğin temellerine atılan bir darbe. Her şeyden önce ticari amaçlı olan sinema her zaman erkeklerin hâkim olduğu bir dünya olmuş, kadınların katılımı çok gecikmiştir. Öyle ki bugün bile kadınlar yönetmenlik alanında azınlıktır.

Yeni Bir Film

Thelma ve Louise, bir erkek tarafından yönetilmesine rağmen (Ridley Scott), bir kadın (Callie Khouri) tarafından yazılmıştır ve iki kadın başroldedir(Susan Sarandon ve Geena Davis). Filmin çekildiği 1991 senesinde Kuzey Amerika sineması zirvededir, ancak kadın kahramanlar yok denecek kadar azdır.

Thelma ve Louise bu geleneği kırdı, kuralları çiğneyip bizi ağlamaya, teslimiyet balonunu yok etmeye ve kontrol altına almaya, kendi kararlarımızın ve kendi kaderimizin sahipleri olmaya davet etti.
Kalabalıktan sıyrılmayı başaran gerçek bir kadın ve yol filmidir bu.

“Yanımda Darryl olmadan hiç şehir dışına çıkmadım. Neden gelmene izin verdi? Çünkü ondan izin istemedim.”

– Thelma ve Louise

Filmin Kahramanları: Thelma ve Loise

Günümüzde çoğu insanın bu filmi bildiğini sanıyoruz, ancak henüz izlemediyseniz , anlatacaklarımız spoiler içerecektir. Film ile ilgili en şaşırtıcı şeylerden biri, ana karakterlerin evrimidir.

Her iki kadın da Amerika’nın ataerkil ve muhafazakar güney bölgesindendir. Kadınların rolleri tamamen evle ilgilidir. Bu özel yolculukta iki kadını birleştiren güç, arkadaşlıkları olacaktır. Birbirlerinden çok farklı bu iki kadın, Birleşik Devletler’in merkez ve güney bölgelerindeki sonsuz otoyolları kat ederken büyük bir zihniyet değişimi yaşayacaktır.

  • Thelma. Otuz yaşında bir kadındır. Ne yazık ki karısını, kıyafetlerini, parasını vb. kontrol edebileceğine inanan, maço kocası Darryl’den bıkmıştır. Kocası eve para getiren kişidir, Thelma’nın ise evle ilgilenmesi ve onun hizmetinde olması gerekmektedir. Ona bunlar öğretilmiştir, hayattaki amacının evlilik olduğuna inanarak büyümüştür ve Darryl’den bıkmış olmasına rağmen, bu konuda onunla hiç yüzleşmemiştir.
  • Louise. Louise, Thelma’nın aksine garson olarak çalışmaktadır. Hiç evde olmayan ve ona bağlılık göstermeyen Jimmy ile dengesiz bir ilişki yaşamaktadır. Jimmy müzisyendir. Ne var ki Louise, daha masum olan Thelma’dan çok daha kararlıdır.

Birlikte bir hafta sonu için rutinlerinden kaçmaya, şehirden uzak bir yere gidip teslim oldukları dünyayla iki gün için de olsa bağlantılarını koparmaya karar verirler. Louise, onları çevreleyen gerçekliğin çok daha farkındadır ama Thelma, kötülük düşünmeden herkese güvenen, oldukça itaatkar ve masum bir kadındır.

Kadın olmanın en zalim şekli, erkek hâkimiyetinin en acı formuyla karşılaştıklarında yolculuk aniden radikal bir şekilde değişir: tecavüz, Louise’in zaten bildiği ve onu en beklenmedik şekilde davranmaya iten bir şeydir bu .

O andan itibaren, yolculuk çok farklı olacaktır. Rahatlamak ve bağlantıyı kesmek için başlayan hafta sonu, erkekler dünyasında baskı altında yaşayan kadınların sürdürdükleri savaşla birlikte bir uyanış yolu hâlini alacaktır. Manzara artık pastoral olmayacaktır. Kıyafetleri de “model kadınlar”a özgü olmayacaktır. Elbette, kendileri de değişecektir.

Thelma ve Louise: Ataerkil Düzene Karşı İsyan

Tecavüz gibi korkunç bir travmayı yaşamış bir kadının ne gibi bir garantisi var? Nefsi müdafaa ile bir adamı öldüren Thelma ve Louise’i ne bekliyor. Özgür olmayacaksan neden yaşamayı seçesin ki? Her ikisi de olanları anlattıkları takdirde polisin onlara inanmayacağını ve hapse atılacaklarını biliyor. Ama kurban da olmak istemiyorlar. Hayır, özgür olmak istiyorlar, onları çevreleyen ataerkil toplumun dışında bir gelecek seçmek istiyorlar.

Ve böylece, boyun eğen kadınlar iken iki kaçak, iki isyancı, ama hepsinden öte, arkadaş olurlar. Aralarındaki sadakat ve özen beyaz perdenin ötesine geçer, bize Hollywood’un klasik filmlerinden farklı bir hikaye gösteriyor. Kadınlar artık bir erkek için yarışan iki rakip değil, birer suç ortağıdır. Aynı zamanda, iki ”haydut” olmuşlardı. Tabi, filmin başrolünde iki erkek olsaydı, bu onları ”kötü çocuklar” listesindeki çekici isimlerden biri kılardı.

thelma ve louise

Toplumdan bıkmış, ikinci sırayı almaktan bıkmış ve hepsinden öte, özgürlük isteyen, Thelma ve Louise adaletsiz bir sisteme karşı kendi mücadelelerini başlatıyorlar. Onları kınayan ya da kurban olarak etiketleyen bir sistem bu.

Bu mağdur olmakla ilgili DEĞİLDİR. Sadece filmde değil aynı zamanda sinema endüstrisinin içindeki etki açısından da maço görüşlerinin ve incelemelerinin merkezinde olmakla ilgilidir. Bu “hayır” kelimesi, senaryo yazarı Callie Khouri’nin (projeyi üretime götürmeye çalıştığı her seferinde) tekrar tekrar duyması gereken yanıt olmuştur.

Hepimiz ataerkilliğin gücünü bir şekilde hissettik, hepimiz yalnız eve dönmekten korktuk, tatsız durumlar yaşamak zorunda kaldık… Thelma ve Louise bunu kadın bakış açısıyla anlatıyor.

Herkes, Thelma ve Louise’den sonra, bir şeylerin değişeceğini, kadınların artık güç sahibi olduğu ve genellikle erkekler için ayrılan rolleri üstlendiği daha fazla film izlemeye başlayacağımızı düşünmüştü. Ancak filmin başarısına rağmen, bu değişiklik asla gerçekleşmedi.

Kalıcı İlham

Bu yolculuk, zulüm ve hepsinden önemlisi, karanlığa yapılan unutulmaz macera, bizi özgürlüğü aramaya, sisteme meydan okumaya, geleceğimize karar vermeye davet ediyor. Sinema, maçoluğu el üstünde tutarak defalarca günah işledi. Asıl tehlikeli olan şey, sinemanın bize ilham vermesi, bizi motive etmesi ve çoğu zaman gerçekliğin tasviri olmaya çalışması.

Thelma ve Louise bir uyanış çağrısıydı, bunun imkansız göründüğü bir dünyada bir isyan hareketiydi. Arkadaşlık, itaatsizlik, özgürlük ya da ölmek … Thelma ve Louise’in anlattığı şey işte bunlardı. Özü, asla kaybolmaması gereken bir hikâye.

“Bazı kelimeler ve ifadeler aklımdan geçmeye devam ediyor, hapis, üst arama, elektrik verilerek idam edilmek, hapishanede hayat, böyle saçmalıklar… Ne dediğimi anlıyor musun? Oradan canlı çıkmak ister miyim acaba?”

-Thelma ve Louise