Teknolojinin Hayatımızdan Çalıp Götürdüğü 6 Şey

· Haziran 27, 2017

Fırsatını bulduğunuzda şunu bir deneyin: kalabalık bir yerdeyken (metro, hastane, restoran) etrafınıza bakın ve cep telefonlarına ya da tabletlerine kendini kaptırmış kaç kişi olduğunu sayın. Yaptığınız bu gözlemin sonuçları sizi çok şaşırtacak!

‘Teknoloji meraklılarının’ sayısı kesinlikle yüzde 80’in üzerinde olacaktır. Hepsi sosyal ağlarla haşır neşir bir şekilde mesajlarını kontrol ediyor, videolar izliyor, e-postalarını okuyor… Peki, Facebook, YouTube, WhatsApp, Gmail ve bunun gibi pek çok uygulamada kendini kaybeden bu insanların hayatları nereye gitti?

Daha da şaşırtıcı olan şey ise 2000’li yıllarda doğanların teknolojiye nasıl hızla adapte olduğu. Çok erken yaşlardan itibaren teknolojiyi nasıl kullanacaklarını inanılmaz iyi biliyorlar. Bir yaşındaki bir erkek çocuğu, bir cep telefonunu kullanmak için, işaret parmağıyla ekranı sola kaydırması gerektiğini biliyor. 2 yaşındaki küçük bir kız çocuğu annesine parkta çektiği yeni resmin nasıl çıktığını soruyor. Bunun gibi daha pek çok örnek var…

Teknolojinin hayatımızdan çalıp götürdüğü şeyleri hiç durup düşündünüz mü? 

Elbette, bizim için sağladığı binlerce faydayı inkar edemeyiz. Ancak her şeyin bir sınırı vardır. Bu cihazları ihtiyaçlarımız için kullanmakla onlara bağımlı olmak arasında çok ince bir çizgi var. 

Teknoloji hayatımızdaki bazı önemli bölümleri çaldı. Haydi bunlardan bazılarını keşfedelim…

1. Kendimizle baş başa kalıp düşünmek

Artık kendimizle baş başa zaman geçirmiyoruz. Gece yatağımızda yatarken derin düşüncelere dalmıyoruz. Oturup bize neler olduğunu veya neye karar vermemiz gerektiğini düşünmüyoruz. Kendimizle baş başa kaldığımız bu anları kaybetmenin beynimize negatif yan etkileri var. Beynimiz dış dünyadan gelen uyarılara maruz kalmaktan kurtulduğunda, özgürleşir, problemleri çözmemize yardım eder, harika fikirler üretir… Teknoloji zamanla yaratıcılığımızı ve hayal gücümüzü öldürüyor.

2. Sokaklarda kaybolmayı tatmak

GPS teknolojisi yokken insanlar ne yapıyordu? Ya kayboluyorlardı ya da yoldan geçen insanlara sorup, ellerindeki kağıda yol gösteren bir harita çizmeye çalışıyorlardı. Bir şehirde gezerken, rehberde yer almayan bir yer keşfetmekten daha güzel bir şey yoktur. Böyle bir şey artık neredeyse hiçbir zaman olmuyor çünkü hemen cep telefonlarımızdaki haritayı takip etmeye başlıyoruz. Başka türlü karşılaşamayacağımız önemli şeyleri gözden kaçırmamamız için bazen kaybolmak gerekir. 

3. Yabancılarla iletişim kurma şansı

Gezi örneğimize dönersek, teknoloji yaygınlaşmadan önce, aynı bölgede yaşadığını düşündüğünüz bir insana yol sorar, hatta belki de o kişiyle iyi bir arkadaşlık kurabilirdiniz. Aynı şeyi arkadaş çevremizde de yapabilirdik. Şarkılara başvursak da, duygularımızı açıklamaya çalışsak da, arada bir ekran olduğunda, duygular o kadar iyi anlaşılamayabilir. Bu nedenle yüz yüze iletişim kurmalıyız. 

4. Sessizliğin sesi

Batı dünyası, büyük metropollerden oluşan bu dünya, gürültü dolu. Huzur ve denge ise sessizlikte gizlidir. Kendimizle bağlantı kurar, rahatsız edici seslerin yokluğunun keyfini çıkarır ve sessizliğin kıymetini bilmeye başlarız.

5. Çevremizdeki enerji

Televizyon ve bilgisayar gibi cihazların bulundukları odayı kötü enerjiyle doldurdukları bilimsel olarak kanıtlandı. Bu yüzden onları yatak odasında bulundurmak ya da yatmadan önce kullanmak tavsiye edilmiyor.

Daha da fazlası, gördüğümüz her şeyin fotoğrafını çekmeye o kadar alıştık ki gördüğümüz manzaraların keyfini tam anlamıyla çıkarma fırsatını kaybediyoruz. Bir fotoğraf makinesinin lensi ya da bir telefonun ekranı aracılığıyla güzelliklerin, kokuların, seslerin ya da doğadaki duyguların değerini bilemeyiz. 

Cihazlarınızı bırakıp yaşamaya başlayın!

6. Dinlenmek

Cep telefonları yokken, birbirlerinden uzak yaşayan insanlar zaman zaman telefonlaşırdı, hatta birbirlerine yakın olanlar evlerde görüşürdü. Bugün, birine bir mesaj attığımızda hemen cevap alamamak büyük bir strese kapılmamıza sebep oluyor. WhatsApptaki küçük mavi tiklerden ya da Facebooktaki “Görüldü” işaretinden bahsetmiyorum bile! Bunlar sonunda bizi çıldırtabilir.

Tuvalete giderken bile cep telefonlarımızı yanımızda götürüyoruz, yatağımızda onlarla uyuyoruz, ofis masamızda ya da okulda oturduğumuz yerde, her daim yanımızdalar. Telefonumuz çaldığında açmamız bir saniye bile sürmüyor.

Böylece, cep telefonu kullanmak hayattaki detayları kaçırmamıza, yaşamın tadını doyasıya bir mutlulukla çıkarmamıza engel oluyor. 

En son ne zaman güneşin batışını, yağmur damlaların yere düşüşünü ya da kuşların uçuşunu seyrettiniz?