Uyku Eksikliği Duygularımızı Nasıl Etkiliyor

Haziran 2, 2017

Uyku eksikliğinden muzdarip olduğumuz zaman, sanki hayatı bir çeşit bilgisayar oyunu oynuyormuş gibi yaşarız. Sonuç olarak, biz, uykusuzluk yüzünden sersem gibi ortalarda gezinir ve bunu değiştirmek için hiçbir şey yapamazken, sanki dünyanın içimizde bir yerlerde yitip gittiğine dair bir hisse kapılırız.

Hemen hemen herkes, hayatının bir evresinde, yeterince uyuyamadığı zamanları tecrübe etmiştir. Bunun olası sebepleri arasında, dinlenmek için gerekli zamanın ayrılmaması ya da ne kadar istesek de bir türlü uykuya dalamama sayılabilir… Ya da belki de huzursuz veya kalitesiz bir uykudan şikayetçi oluruz ve uyandığımızda, gece boyu ne kadar çok uzun saatler uyumuş olsak da, kendimizi bir türlü tam anlamı ile rahat hissedemeyiz.

İleride öğreneceğiniz gibi, günde en az sekiz saat uyumanız gerektiğine dair duyduğunuz şeyler çok genel olup, herkes için geçerli değildir. Başka bir deyişle, herkesin ihtiyaç duyduğu uyku ve dinlenme seansları farklı bir şekilde şekillenir. Şimdi bu konuyu biraz daha inceleyelim…

Uyku eksikliği ile uykusuzluk hastalığı arasındaki farkları belirleme

Her birimizin ihtiyaç duyduğu uyku saatinin, kişiden kişiye değişebileceğini bilmek önemlidir. Kimisi günde beş saatten fazla uykuya ihtiyaç duymazken, kimisi ise uyandığında dinlenmiş hissedebilmek için en az 10 saat uykuya ihtiyaç duyar.

”Kısa süreli uyuyanlar” genellikle uyku süreleri ile ilgili endişe duyar. Bununla birlikte, uykusuzluk hastalığından muzdarip olanların aksine, kısa süreli uyuyanların uykuya dalmada veya kesintisiz bir uyku çekmek hususunda herhangi bir güçlük çektikleri söylenemez. Sonuç olarak, bu insanlar da yorgunluk, konsantrasyon kaybı sorunları ve asabiyet gibi gündüz ortaya çıkabilecek semptomlar göstermeyecektir.

Ancak, bazen “kısa süreli uyuyanlar” da daha uzun süre dinlenmek istediğinde, saatlerce yatakta yatabilir ve uykusuzluk hastalığı olan kişilere benzer durumlar sergileyebilir. Bu, besbelli uykusuzluğun nicelik ve nitelik açısından bir kaybıdır.

Benzer şekilde, yaşlandıkça, uyku değişikliklerinin miktarı ve kalitesi giderek “daha az tatmin edici” bir hale gelir. Bu arada, kendimizi, uykuya vakit ayıramayacağımız zor yaşam koşulları içerisinde de bulabilirsiniz.

Gördüğünüz gibi, tüm bu durumlar kendiliğinden bir sorun teşkil etmez, fakat daha sıkıcı ve daha rahatsız edici gündüz vakti yaşayabileceğimiz problemlerin gelişiminde bir başlangıç ​​olabilir.

Yeterince dinlenmediğimiz zaman ne olur?

Belirttiğimiz gibi, yeteri kadar dinlenememe şikayeti o kadar yaygındır ki, yeteri kadar uyuyamadığımız için, hepimizin bazı günleri bitkin, sıkıntılı ve öfkeli olarak geçmiştir.

Dolayısıyla, vücudumuzun, uykuyu, bir nevi kendini onarma ve yenileme yolu olarak kullandığını bilerek, eksikliğinin sonuçlarının yıkıcı olduğunu düşünebiliriz. Şimdi bu sonuçların birkaçına bakalım:

Sinirlilik

Bu, uyku eksikliğinin başlangıç ​​safhalarında görülen en belirgin emarelerden biridir. Yeteri kadar uyumadığınız zamanlarda, kendinizi o kadar çok boğulmuş hissedersiniz ki, her şey çıldırtıcı ve dayanılmaz bir hal alır.

Dolayısıyla, kendimiz de dahil olmak üzere çevremizdeki insanlara karşı saldırgan bir tutum içerisine gireriz. Çevremizde var olan hemen hemen her şey bizi kızdırır ve en küçük olaydan bile kıyameti kopartırız. Hepsinden de önemlisi, bu sinirlilik hali kontrol edemediğimiz bir duygu şekline dönüşür.

Yorgunluk ve depresyon

Vücudumuzu yenileyen uyku eksikliği, ruh halimiz üzerinde olumsuz sonuçlar doğurmaktadır. Böylece, yorgunluk ve zihinsel olarak dinlenme hususunda yaşadığımız eksiklik, bizi derin üzüntü içine çeker ve günlük işlerimizi yerine getirmede bizlere engel olur.

Bu, yaşama dair duyduğumuz sevinci ve heyecanı kaybetmemize neden olur, kendimize duyduğumuz saygımız azalır ve yeni maceralara atılmak için olan hevesimizi havada kalır. Dolayısıyla, tutumumuz teslimiyet ve muhalefetten oluşacaktır.

Buna ek olarak, aynı yorgunluk hali, halüsinasyonlara ve her türlü duyu halinde (işitsel, görsel, fiziksel vb.) tuhaf veya garip algısal deneyimlere bile sebebiyet verebilir.

Duygusal dengesizlik

Daha önce de söylediğimiz gibi, yeteri kadar dinlenememe eksikliği duygularımızı, düşüncelerimizi ve davranışlarımızı kontrol etmemizi zorlaştırıyor. Bu anlamda duygusal dengesizlik, duygularımızla baş etmemizi engeller ve bu nedenle, bir tür git geller içerisinde yaşar gideriz. 

Bu nedenle, herhangi bir şeye gülmeye başladığımız anın hemen sonrasında ağlamak isteyebilir ya da belirsiz bir süre zarfı boyunca, herhangi bir şeyden sorumlu olmak istemediğimiz için, elimizi ayağımızı dünyadan çekmek isteyebiliriz.

Dikkat eksikliği

Uyku eksikliği çektiğimiz zamanlarda, dikkatimiz ve konsantrasyonumuz sıfıra iniyor. Yorulduğumuzda, hiçbir şeye odaklanamayacak bir şekilde, açık ve mantıklı bir şekilde düşünemiyoruz. Bu bizi utandırıyor ve açıklık eksikliği için görev yapamıyor hissettiriyor.

“Beyin sisi” olarak adlandırılan kavram, mantıklı ve düzenli bir şekilde düşünememe halinin bir ifadesidir. Bu karışıklık hali, nörolojik bir sorun değil, daha ziyade yeteri ve düzgün bir şekilde uyuduğumuz zaman ortadan kalkacak bir sorundur.

Karar verme yetersizliği

Beklendiği gibi, odaklanma hususunda yaşadığımız eksiklik, çevremizdeki dünyayı anlamamızı ve algılamamızı engeller. Bu nedenle, gece iyi bir uyku çekemediyseniz, muhtemelen davranışlarınız ve düşünceleriniz daha düzensiz olacaktır.

Eğer uyku sorunları veya yeterli uyku kalitesi sorunları devam ederse, kendimizi büyük bir depresif bozukluk, hipertansiyon ve miyokard enfarktüsü, işe ya da okula gitmeme, yeteri kadar faydalı bir şekilde çalışamama, verimliliğin azalması, düşük yaşam kalitesi ve ekonomik zorluklar gibi daha ciddi problemlerle karşılaşabiliriz.

Uyku düzeninizi en iyi seviyeye nasıl çıkarabileceğinizi öğrenin

Vücudumuzun ve zihnimizin ihtiyaçlarının farkında olmak, kendimizi iyi bir şekilde dinlendirmek için önem arz eder. Bu nedenle, bizim görevimiz, gece başımızı yastığımıza koyduğumuzda, alışkanlıklarımızı gözden geçirip, dinlenme kalitemizi olumlu mu yoksa olumsuz mu olarak etkilediğini incelemektir.

Bu nedenle, uykumuzu en kaliteli hale getirmek için, belirli bir rutini, istikrarlı bir şekilde muhafaza etmeliyiz. Bunun için, psikologlar tarafından verilen bazı tavsiyeleri gözden geçirelim:

  • Yatmadan önce en az altı saat boyunca kafein tüketmeyin.
  • Yatmadan en az 2-3 saat önce sigara içmeyin veya alkol kullanmayın.
  • Uyumadan önce ağır egzersiz yapmayın.
  • Yatmadan önce aşırı miktarda yiyecek ve / veya sıvı tüketmeyin.
  • Gece uyanırsanız yemek yemeyin.
  • Rahat bir oda sıcaklığını (en fazla 23 °C) devam ettirin ve uyuyacağınız odada ışık kaynaklarını ve gürültüyü azaltın.
  • Aç yatmayın.
  • Sert bir yatak üzerinde uyumaktan kaçının.
  • Şekerlemeleri azaltın.
  • Endişeyi azaltmak için odanızdaki alarmı kaldırın.
  • Sadece uykunuz geldiği zaman yatın.
  • Eğer yattıktan sonraki 20 dakika içerisinde hâlâ uyuyamıyorsanız, yataktan kalkıp, uykunuz gelene kadar sakin bir faaliyette bulunmak en iyisidir.
  • Düzenli bir program yapın ve sadece uyku veya cinsel ilişki için yatağa girin.

Bu değişkenlerin tümünü uygulama koyduktan sonra bile, uyku sorununuz devam ederse, sorunu çözmenize yardımcı olması için bir uzman ile konuşmanız gerekebilir. Kendinize hak ettiğiniz o molayı bir verin artık.

Görseller: Salvador Dalí, Valentina Resimleri, Bruneiwska ve Natalia_maroz