Sevmek için İdealleştirme İhtiyacı

Eylül 19, 2017

Aşık olduğumuz zaman, sevdiğimiz insanı idealleştirme dürtümüz sadece kaçınılmaz bir durum değil aynı zamanda bir zorunluluk haline bürünür. Bu tür bir yoğun duygu sarmalında meydana gelen, kontrol edilemeyen ve tutkulu durumlar sarmalı, aşık olduğumuz insana ait bakış açımıza dayanmaktadır.

Bu bakış açısı bizi sıklıkla hayrete düşüren özel bir görünüme sahiptir. Sevdiğimiz insanda gördüğümüz herhangi bir olumlu özelliği abartılı şekilde gözümüzde büyütüyoruz. Ayrıca, fark ettiğimiz herhangi bir olumsuz özellik ise genellikle göz ardı edilir veya büyüleyici olarak bile görülebilir.

İdealleştirme süreci, zaman içerisinde azalım göstermesi kaçınılmaz olduğundan, belirli bir süreye sahiptir. Sürekli bir idealleştirme çabası içerisinde olmak mümkün değildir, çünkü bu durum hayatımızı her yönüyle etkilemektedir; tüm enerjimizi sevdiklerimize yönlendirdiğimiz için, konsantrasyon ve dikkat düzeyimizi düşürür.

İdealleştirmenin biyokimyasal süreci

Delicesine aşık olmuşken, bir nevi bağımlılığa benzeyen bir şekilde, değişikliğe uğramış beynimizde bir takım biyokimyasal süreçler meydana gelir. Bu nedenle, kara sevdalı olma durumunun, her ikisininde de bir nebze delilik olduğu için, sanki uyuşturucu kullanmak gibi bir etkiye sahip olduğu düşünülmüştür.

rengarenk zihin

Aşık olduğumuzda, norepinefrin ve dopamin gibi kimyasal maddeler beynimizde değişikliklere uğrar. Ayrıca, daha büyük heyecan duygusu uyandıran bir nörotransmit olan feniletilamin üretimi de artar. Bu durum artan kalp atışı sayısı, kızarıklık ve uykusuzluk ile ilişkilidir.

Feniletilamin, çikolata gibi bazı gıdalar yoluyla da üretilebilir. Bu nedenle bu tür gıdalar, sevdiklerinizin yanınızda olmadığı durumlarda oluşan endişe duygusunu hafif de olsa azaltabilir. Sevdiğinizi idealleştirme durumunda bazı semptomlar ortaya çıkabilir:

Psikolojik belirtiler arasında şunlar görülür:

  • Sevdiğiniz insana odaklanarak, kendi kimliğinizi ve bağımsızlığınızı kaybetmek.
  • Öfke patlaması, idealleştirme tutkusu ve depresyon ile mutluluktan uçma arasında gidip gelen davranışlar.

İdealleştirmenin fantastik dönemi

Fantezi, sevdiğiniz insanı idealleştirdiğiniz zaman ortaya çıkar ve sevgilinizin her hali size kusursuz ve harika görünür. Kişisel özellikleriyle bir oyuncak gibi oynamakla birlikte, istediğimiz veya arzuladığımız yönleri de montajlayarak, kafamızda olağanüstü bir varlık yaratırız.

“Ah Sevgilim! Kendini şu şekilde avutabilirsin: sevgiline bakan herkesin, onda senin gördüğün güzelliği gördüğünü hayal et.”

– İbbi Arabi

Sevdiğimiz insanları her yerde ve her zaman hayal ederiz. Onları her yerde görür ve bir parçamızmış gibi hissederiz. Hatta bunun gibi zamanlarda halisünasyonlar bile görebiliriz.

güneşte elele tutuşmak

Sevdiğimiz insana dair kurduğumuz hayaller, bir romantik ilişkinin bizim nazarımızda ne tür bir ideal manaya geldiğinin bir ifadesidir. Aşık olma haline bakış açımıza bağlı olarak, bir ideale olabildiğince yaklaşan bir insanı arar dururuz hayatımız boyunca; imkansız aşklar, acı veren sevgililer, kavgalara neden olan aşklar, tutkulu aşklar, dramatik sevgiler, “mükemmel” aşklar gibi örnekler çoğaltılabilir.

Gerçeklikten kopmamak

Sevdiğimiz bir insanı idealleştirme sürecimiz biraz uzun sürebilir. Bu süre sona erdiğinde, yaşadığımız ilişki sona da erebilir veya başka bir şeye de dönüşebilir. Bu, her şeyden önce, içinde bulunduğumuz gerçekliğin, sahip olduğumuz beklentiler ile ne kadar uyumlu olduğuna bağlı olan bir durumdur. Eğer idealleştirdiğimiz insan, aklımızdaki aşk fikri ile hiçbir şekilde uyuşmuyorsa, ilişki muhtemelen çok uzun soluklu olmayacaktır.

Gerçekler ile vermiş olduğumuz bu savaş, deli divane aşıkken kurduğumuz hayallerden çok ötede, sinir bozucu ve trajik bir duruma dönüşebilir. Gerçekliği kabullenmek, sevgimizin olgunlaşması adına atacağımız ilk adımdır. Bu geçiş dönemi, hayatımızın geri kalanını, gerçekten sevdiğimiz insan ile geçirip, bir şeyleri paylaşmak adına doğru yolda olduğumuzu gösterir.

Gerçekliğe dönüş yapmak, kendinize olan inancınızı kaybetmeden, farklı bir şekilde sevmenin göstergesidir. Sevdiğimiz insanı idealleştirmenin, bağlanma ve harekete geçirme gücü vardır, bu duygunun tüm yoğunluğu ile beraber, sevgilimizi daha yakından tanımak için bize destek olur. İdealleştirmeden vazgeçmek her ne kadar sinir bozucu bir durum olsa da, bizim değişmemize ve yıkılmaz bir bağ oluşturmamıza temel hazırlayan, olumlu bir sinir bozucu haldir.

Aşk, iki insanın, sahip oldukları mevcudiyetlerinin en temel yapı taşından hareket ederek birbirleri ile iletişim kurmasıyla mümkündür. Bu nedenle, her biri, kendi varlığı en içten şekilde yaşayabilir. İnsani gerçeklik, yalnızca o an içerisinde tecrübe edilen duygularda bulunabilir. İşte yaşamak dediğimiz kavram da burada yatıyor. İşte aşkın temeli de burada vücut buluyor.

Bu şekilde yaşanan bir aşk, bir dinlenme yeri değil, sürekli bir meydan okuma meselesidir. Sürekli hareket, büyüme ve birlikte çalışmayı gerektirir. Bu şekilde, bir uyum ya da çatışma hali, mutluluk ya da neşe, tek bir gerçekliğin ardından gelmektedir: birbirini seven iki varlığın, varoluşunun özü ile birbirlerini ve kendilerini yaşar.

“Aşkın varlığının yalnızca bir kanıtı vardır: ilişkiye dahil olan her bir bireyin kuvveti, yaşamaya dair duyduğu heves ve ilişkinin derinliği; aşk, bu tür meyveler ile tatlanır.

– Errich Fromm

Şimdi “Bazıları Sıcak Sever” (Some Like It Hot) filmindeki o müthiş son sahne ile sizlere veda ediyoruz: