Sense8, Sevgi ve Özgürlük Marşı

· Mart 1, 2019

Matrix’in yapımcılarının başka bir çalışması olan Sense8 birbirine telepatik olarak bağlı sekiz kişiyle ilgili bir drama dizisidir. Wachowski kardeşler bu çarpıcı diziyi yapıp yönettiler. Yaptıkları diğer çalışmalar gibi bu diziyi de tek bir sözcükle açıklayabiliriz: farklı.

Sense8 çoğu TV dizilerinden ya da Netflix şovlarından oldukça farklı. İzleyenler sık sık dizinin konseptinden ve benzersiz karakterlerinden dolayı şaşkınlık yaşıyorlar. Fakat Sense8 inkar edilemez bir şekilde bir sevgi ve özgürlük marşıdır.

Dizi, aralarındaki çeşitli farklılıklarının yanı sıra birbirleriyle psikolojik ve duygusal yönden bağlı sekiz yabancının hikayesini anlatıyor. Her bir karakter tamamen farklı bir geçmişten geliyor ve her biri farklı bir ülkede yaşıyor.

Fakat buna rağmen bu farklılıklar karakterlerin daha derin ve etkili bir şekilde birbirlerine bağlanmasına engel olmuyor. Her bir karakter gücünü kullanarak ve birbirlerine yardım ederek işbirliği içinde birlikte çalışırlar. Grup hayatta kalmak için savaşır, fakat güçlerini telepatik olarak paylaşan kahramanlarımızı çok farklı amaçları olan bir telepat kovalar. Sense8 kültürler arası değerlerin bağlantılı olduğunu gösteren en iyi örneklerden biridir. Paylaşılan değerler medeniyetleri birbirine bağlar.

“Farklı olmaktan korkmayın. Diğer herkesle aynı olmaktan korkun.”

– Anonim

Sense8 dizisi ve konusu

Sense8 sekiz yabancının hikayesini ön plana çıkaran; farklı kültürlerin, ırkların ve farklı cinsel yönlerinin anlatıldığı bir hikayedir. İsimleri Will, Riley, Capheus, Sun, Lito, Kala, Wolfgang ve Nomi olan bu karakterler Angelica adındaki bir kadının paylaşılan düşleri veya hayalleri aracılığıyla trajik bir şekilde ölümüne tanık olurlar. Yaşadıkları bu deneyimden sonra zihinsel ve duygusal olarak birbirlerine bağlanırlar. Bu bağ konuşmadan aralarında iletişim kurmayı, diğerlerinin hissettiklerini hissetmeyi ve birbirlerinin bilgilerini, dillerini ve yeteneklerini kullanmalarını sağlar.

Sense8 dizisinden sahne

1. Sezon

İlk sezonda bu sekiz kahramanı kendi yaşadıkları hayatlarında tanırız. Aralarında telepatik bir ilişki vardır ama her biri diğerini gerçek dünyada tanımamaktadır. Bu sezonda birbirlerini nasıl tanıdıkları ve telepatik güçlerini keşfettikleri ve nasıl bunu hisseder hale geldikleri anlatılır.

Niçin birbirleriyle bağlantılı olduklarını ve bu bağlantının ne anlama geldiğini çözmeye çalışırken, kendileri gibi duyuları güçlü olan Jonas adlı biri onlara yardımcı olur. Her iyi yapılmış dizide olduğu gibi burada da Whispers adında kötü bir karakter vardır. Whispers grubun üyelerini ele geçirmeye ve onların düşüncelerini zapt edip, kontrolü altına almaya çalışır.

2. Sezon

İkinci sezonda grubun birbirleriyle olan bağlantısı mükemmel seviyededir. Birbirlerini anlamakta ve grupta yardımlaşarak işbirliği yapmakta ve bunu isteyerek, zevkle yapmaktadırlar. Farklılıklardan çok onları birleştiren şeylere değer vermektedirler. Onların farklılıkları daha zengin bir birliktelik için kendilerine imkanlar sunmaktadır.

Bu sezonda bazı karakterler bir araya gelerek Whispers’ı nasıl yeneceklerini konuşurlar. Bölümler ilerledikçe her bir karakterin gelişip değiştiğine ve sonuçta bütün grubun güçlendiğine şahit oluruz. Her biri grup için daha değerli olmaya başlar ve aralarındaki bağ mükemmel hale gelir. Sekiz kişinin birbiriyle bağlantısı öyle güçlü bir hale gelir ki; artık hepsi tek bir varlık olmuştur.

8 ana karakter

Diziyi daha dikkate değer hale getiren şey bazı konularda tartışmaya açık olmasıdır: Cinsiyet, seks, feminizm ve inanç gibi. Karakterler bu konular hakkında konuşup fikirlerini söylerler. Sekiz tane kahraman vardır, ama her biri hayatta kalmak için diğerlerine muhtaçtır. Her biri kendi aşklarını, arkadaşlıklarını, aile hayatlarını ve endişelerini yaşarlar. İkincil karakterler olan Angelica, Jonas ve Whispers da kendi hayat tarzları açısından gerçekten ilginçtirler.

Dizi ana karakterler olan birbirine yabancı 8 kişiyle başlar. Bu karakterler iyi resmedilmiş, gerçekçi kişiliklerdir. Her biri grup için gerekli, kendine özgü, özel karakterlerdir. Birbirlerinden farklı olmalarına rağmen, hepsinin ortak bir yönü vardır; aynı doğum günü: 8 Ağustos. Ve dizi başladığında hepsi 27 yaşındadır.

Will Gorski

Will migren hastalığı olan ve çocukluğuna ait travmatik görüntüleri hayalinde sürekli hatırlayan bir Şikago polisidir. Çocukken aydınlatılmayan bir cinayete tanık olmuştur. O iyi bir polistir. Sadıktır, koruyucudur ve grubun gerçekten lideridir.

Sense8 Will Gorski

Riley Blue

Gerçek adı Riley Gunnarsdottir olan Riley Blue İzlandalı bir DJ’dir. O geçmişi kayıplarla dolu, zor bir yaşantıdan gelmiştir. Bu yüzden bu hayattan kaçmak için Londra’ya gider. Riley sık sık müziğin insan ruhunu uyandıran ve birbirine bağlayan muhteşem gücünden bahseder.

“Ölüm veda etmene izin vermez. O sadece hayatına, geleceğine ve kalbine çukurlar kazar.”

– Riley, 1. Sezon, 9. Bölüm

Capheus Onyango “Van Damme”

Capheus Nairobi’li merhametli bir Matatu şoförüdür. Adalete karşı son derece hassas ve bir Jean Claude Van Damme hayranıdır. Annesi ve en iyi arkadaşı onu çok destekler. Bir sürücü olduğu için dizi boyunca onun yeteneklerine ihtiyaç vardır.

Sun Bak

Sun Seul’lü bir iş kadınıdır. Bir yeraltı kikboks yıldızı olarak tanınır. Sonunda onun hapse girmesine sebep olan oldukça karışık bir aile hikayesine sahiptir. Dizideki grup engellerle karşılaştıkça onun dövüş sanatlarıyla ilgili yetenekleri ve öğretmeninin destekleri grup için yararlı olacaktır.

“Biz seks için varız. Bu korkulacak bir şey değil. Onur duyulacak bir şey. Zevk almak için.”

-Sun, 2. Sezon, 1. Bölüm

Sense8 Sun Bak

Lito Rodríguez

Lito aksiyon filmlerinde ve pembe dizilerde oynayan ünlü bir oyuncudur. Mexico City’de yaşamaktadır. Onun hassasiyeti ve mükemmel oyunculuk yeteneği çeşitli durumlarda faydalı olacaktır. Onun yalan söyleme ve ikna etme yeteneği grubun birçok alengirli durumdan kurtulmasını sağlar. Arkadaşı Daniela’nın dostluğuna ve partneri Hernando’nun koşulsuz sevgisine yaşadığı zorluklar esnasında ona güç vereceği için son derece güvenmektedir.

Kala Dandekar

Kala Mumbai’li bir eczacıdır ve sadık bir Hindu’dur. Sevmediği bir adamla zorla evlendirilmiştir. Onun kimya ve tıbbi konular hakkında bilgisi pek çok durumda yararlı olacaktır.

Wolfgang Bogdanow

Wolfgang Berlin’li bir hırsızdır. Kendisi kasa açmakta uzmandır. O babasıyla birlikte yaptığı işini henüz tamamlamamış ve bir suç organizasyonuna katılmıştır. Ama her iyi grubun sonuçlarını fazla düşünmeden yapılması gerekeni yapan birine ihtiyacı vardır. Wolfgang sağ kolu olan Felix’ten koşulsuz bir destek almaktadır.

Nomi Marks

Nomi San Francisco’lu cinsiyet değiştirmiş bir kadındır. O politika konularında yazılar yazan bir blog yazarı ve bilgisayar korsanıdır. Dizide onun bilgisayar bilgisi ve başkalarıyla olan sayısız temasları büyük rol oynar. Nomi hikayedeki en etkili karakterlerden biri olur. Bunu bilgisayar korsanı olan arkadaşlarına ve gerçek aşkı Amanita’ya borçludur.

“Hayatını ya sistem belirler ya da sisteme başkaldırış şeklin.”

– Nomi, 2. Sezon, 4. Bölüm

Nomi Marks

Ben kimim?

“Ben kimim?” Sense8 dizisinin bölümlerinden birinin başlığıdır. Bu bölüm izleyenlerin aklında yer eder, çünkü şok edici bir düzeyde duygusaldır. “Ben kimim?” cevaplaması oldukça zor bir sorudur. Bu bölümde ana karakterler mücadele etmekte ve bu soruya cevap aramaktadırlar.

Sizin kimliğinizi NE ya da KİM belirlemektedir? Bu sadece nereli olduğumuz, bir gün ne olacağımız veya ne yaptığımız mıdır? Biz neye sahibiz? Biz kimi seviyoruz veya daha önceden kimi sevdik? Neyi kaybettik? “Ben kimim?” pek çok başka soruyu doğuran bir sorudur. Cevaplaması zor bir sorudur. Kimliğimizi oluşturmak çok karmaşık bir işlevdir.

Bu sorular bizi insanları etiketlemenin ne kadar tehlikeli olduğunu düşünmeye sevk ediyor. Birinin üzerine bir yafta koymak onu anlamaya çalışmanın tam zıddıdır. Bir insanı rengi, teni, ırkı, dini, cinsel yönelimiyle ya da başka kimliklerle damgalamak insanı bunlara indirgemek demektir. Bunlar bizim hayatımızın çeşitli yönleridir ve çoğunu kendimizin seçme şansı yoktur. Bu özellikler bizim kimliğimizi belirlese de bizi tanımlamaz.

“Ben kimim? Sanırım olduğum kişi, seninkiyle aynı. Ne senden fazla. Ne de eksik. Çünkü kimse tıpatıp aynı sen ya da ben gibi olmadı ve olmayacak.”

– Capheus ve Lito, 2. Sezon, 1. Bölüm

Aslında bu anlattıklarımızdan güzel bir sonuç çıkartabiliriz: Farklılıklarına rağmen insanoğlu birbirine eşittir. Hiç kimse diğerlerinden daha iyi veya kötü değildir. Tamamen aynı olan hiç kimse yoktur. Herkes tektir. Ve bu tek oluş bizi eşit ve aynı derecede önemli yapar.

Sense8, Bir aşk ve özgürlük marşı

Geçen yıl Netflix duygusal sahnelerle ve belirsizliklerle dolu iki etkili sezondan sonra diziye son vermek gibi zor bir karar aldı. Dizinin hayranlarının ısrarlarına binaen özel iki saatlik bir bölümle diziye son verildi. Uzun süredir beklenen final 8 Haziran 2018’de yayınlandı.

“Aşk bizim bitirdiğimiz, ayarladığımız veya kontrol ettiğimiz bir şey değildir. Aşk sanat gibidir. Hiçbir kuralı, beklentisi veya sınırı olmadan hayatıma giren bir güçtür. Aşkın da sanat gibi özgür olması gerekir.”

– Hernando, 1. Sezon, 9. Bölüm

Epeyce beklenilen final bölümü 14 Şubat 2018’de yayınlanacaktı. Bu tarih ideal bir seçimdi, çünkü dizi bir aşk ve özgürlük marşı olduğu kadar tamamıyla aşk ve arkadaşlık dizisidir.

Bu dizi, kelimenin en geniş anlamıyla aşkı anlatır: Kendin için sevgiyi, başkaları için sevgiyi ve tabi ki yaşam için güçlü bir sevgiyi. Dizide defalarca sevmenin ve sevilmenin insana verdiği özgürlüğün önemi vurgulanır. Yaşamınızı sevin, kendi varlığınıza ve sevdiklerinizin varlığına değer verin.

“Yaşam ve ölümün her zaman birbirine nasıl karıştıklarını anladım. Tıpkı bazı başlangıçların bir son, bazı sonların ise bir başlangıç olduğu gibi.”

– Capheus, 1. Sezon, 9. Bölüm

Sense8 dizisinde unutulmayan sahneler çoktur. Dizi orijinal olması, duygusallığı, eşsiz mizah anlayışı ve aksiyon bölümleriyle unutulmazların arasına mutlaka girecektir.