Kimlik Oluşturmak

· Şubat 9, 2017

Kendi kimliğimizi bulmak giderek güçleşiyor. Sürekli uyarı ve tezatlı mesajlarla dolu bilgiyle taşıp kaynayan bir dünyada yaşıyoruz.

Bilgiye aşırı doygunluk yaşamamak için introjeksiyon dediğimiz doğal psikolojik bir savunma mekanizması geliştiririz. İntrojeksiyon, çevremizden aldığımız her şeyi, mesela konuşma üslupları ve özelliklerini otomatik bir şekilde benimsemektir. Bütün bu şeyleri, farkında olmadan ve kendi kişisel filtre ve karar süzgecimizden geçirmeden kabul ederiz.

Introjeksiyon: kimliğimizi yapılandırmak

Introjeksiyon, hepimizin maruz kaldığı ve farklı seviyelerde deneyimlediği bir şeydir. Esasen, belli açılardan da gereklidir. Yalnızca bizi etkisiz hale getirdiğinde bir sorun haline gelir.

Günlük hayatımızda toplumda uyumlu yaşayabilmek ve kabul görebilmek için sürekli olarak normlar, kanunlar, davranışlar, fikirler ve inançlara maruz kalırız. Çocukluk döneminden itibaren bu unsurların her türlüsüyle etrafımız çevrilir.

Başlangıçtan itibaren en yakınımızdaki aile çevremizden birçok türde mesajlar almışızdır. Yetişkinliğe adım atarken bu mesajlar zihnimizde yankılanır ve bunları kabul etmediğimizde veya bunlara uymadığımızda suçluluk hissi duyarız.

Parçalara ayırmaksızın, benimsemeksizin ya da kişisel standart ve kararlarımızın süzgecinden geçirmeksizin komut haline gelen mesajları bünyemize almışızdır.

Şöyle mesajlar: “Hayatta bir yere gelmek istiyorsan, önemli bir iş sahibi olmalısın,” “en kötü senaryoyu bekle ki hayal kırıklığına uğramayasın,” veya“erkekler ağlamaz…”

Sanki bir parçamız gibi görünen bu tür konseptler, davranışlarımız bakımından neyin iyi neyin kötü olduğunu söyler ve kimliğimizin oluşmasında çok büyük bir rol oynar.

yuzsuz

İntrojeksiyon bize nasıl yardım eder?

İntrojeksiyon, çevremizdeki insanları memnun etmenin yollarından biridir. Uyum sağlamayı kolaylaştırıcı bir işlevi vardır ve kabul edilmemize yardımcı olur.

Fakat introjeksiyon mekanizması hayatlarımızı yönetmeye başladığında bu durum, kimliğimiz için tehlikeli hale gelebilir. Kendi özümüzü ve orijinal varlığımızı kaybetmeye başlayabiliriz.

Başkalarını memnun etmeye, “iyi” olma rolünü benimsemeye ve başkalarının bizden beklediklerini yapmaya çalışıp kendimizi kaybederken kendi gerçek dünyamız (istediğimiz dünya) ile başkalarınca bize empoze edilen dünya arasındaki farkı görme becerimizi kaybederiz.

Eylemlerimiz introjeksiyon mekanizmasıyla yönetildiğinde başkalarının bizim için belirlediği beklentilere göre yaşarız. Aldığımız mesajlar, onların ihtiyaçlarının bir parçasıdır ve kendi ihtiyaçlarımızı hesaba katmayız.

Başkaları hakkında kendi düşüncelerimizi oluşturmaya çalıştığımızda da bu durum yaşanır. İletilen işaretleri sorgulamadan ve tamamen işlemeden kabul ederiz. Ama bunu yapmamız gerek, çünkü bu işaretler hayatımızı yönetir ve kaderimizi inşa eder.

Bu şekilde, kendi varlığımız ve kimliğimizin özü özgür bir şekilde gelişemez. İntrojeksiyon mekanizmasında kendimizi kaybederiz ki bu da davranışlarımızın başkalarını memnun etme ve bizden beklediklerini gerçekleştirme yönünde şekillenmesine neden olur.

Fakat introjeksiyon yaratıcı bir tarafa da sahiptir. Öğrendiğimiz her şeyin içinden yararlı bilgileri alma, içselleştirme ve kimliğimizin parçası olmasını istediğimiz pozitif değerleri kazanma yönündeki isteğimizi güçlendirebilir.

ayaklar

İntrojeksiyon nasıl yararlı bir kaynak haline gelebilir?

İntrojeksiyon, uyum sağlamayı kolaylaştırıcı bir işleve sahiptir. Bu sayede etrafımızdakilerin farkında olup farklı inanç ve fikirleri hayatımızın parçası yapabilir, geleneklerden ders alabiliriz.

Bu mekanizmanın hayatımızı yönetmesini engellemeli, başkalarının düşünce ve isteklerine göre kaderimizin ve kimliğimizin belirlenmesine izin vermemeliyiz. Bunu sağlamak için bu durumun farkında olmamız çok önemli.

Bunun farkında olmak için atılacak önemli adımlardan biri hangi koşullarda, hangi anlarda ve hangi tür insanların yanında otomatik bir şekilde davranmaya başladığımızı gözlemlemektir. Hangi zaman ve kişilerle kendi değer ve kimliğimizi düşünmeden davrandığımızı anlamalıyız.

Sorgulamadığımız ya da analiz etmediğimiz mesajların farkına vararak daha uyanık hale gelir ve bu mesajları yararlı bir kaynağa çevirebiliriz. Bu mesajlar üzerinde düşünüp en faydalı olduğunu düşündüğümüz dersleri seçebiliriz.

Dış bir kaynaktan gelen her şeyi sorgulayıp analiz ederek kendi düşünce, hissetme ve hayatı anlama tarzımızla daha derin, tutarlı ve sürekli seçimler yapma şansını kendimize tanımış oluruz.

Kendi gerçekliğimizi ve aldığımız tüm mesajları yorumlama sorumluluğunu üstlenirsek, ne tür bir kimlik oluşturmak istediğimizin de farkına varırız. 

Kendi hayatımızın gerçek mimarları olacağız. Kaderimizi, içinde yaşadığımız gerçeklikle uyumlu bir şekilde kendi kararlarımız ve öğrenmeyi seçtiğimiz dersler temelinde yaratacağız.

Bunu başarmak için öğrendiğimiz her şeyi kişisel süzgecimizden geçirmemiz çok önemlidir. Böylelikle, kendi varlığımızın gelişimi ve ifadesi kolaylaşacaktır.