Ruhsal Bozuklukların Sosyal Görüntüsü

03 Kasım, 2020
Psikoloji gibi toplum da ruh sağlığını kavrayışı ile ilgili evrim geçirmiştir. Ancak, ruhsal bozukluklar hakkındaki sosyal bakış açısı genellikle sapkındır. Bunun nedeni, akıl hastası olan bir kişinin algılanışını ve genel anlamda klinik pratiği çarpıtmasıdır.

Psikologların çalışmalarına, sayısız açıdan ve pek çok durumda saldırılmıştır. Ne yazık ki, eleştirmenler her zaman yapıcı değildir. Ruhsal bozukluklar hakkındaki sosyal görüntü genellikle popüler efsanelere, bar şakalarına, içsel tartışmalara, farklı akımlara, cehalete ya da akıllıca konuştuğunu düşünen ancak cahil olan kişilerin laflarına dayanmaktadır. Bunlar; işgücü ihlallerine, modellerin yeniden üretilmesine ve araştırmaya devam etmeden önce güçlü metodolojik temeller oluşturmadaki başarısızlığa eklenmektedir.

Bu problemin sonuçları önemsiz olmamıştır. Hatta, bunlar ruhsal bozukluklar hakkındaki sosyal konsepti ve bu bozukluklardan muzdarip olan her bir kişiyi doğrudan etkilemiştir.

“Ben delilikten muzdarip değilim. Her dakikasından keyif alıyorum.”

– Edgar Allan Poe

Ruhsal Bozukluklar Hakkındaki Sapkın Sosyal Görüş

Dahası, psikolojide duygulanım yolu ile öğrenme hakkında yanlış bir paradoks da vardır. Kimse, ne kadar ihtiyaçları olursa olsun, tıp okumadan ameliyat yapmaz. Ancak, depresyon hakkında yazan, konuşmalarını ya da tarif kitaplarını arkalarında bırakmayı başardıkları acılar ile meşru kılmaya çalışan pek çok insan vardır. Hatta, kişisel deneyimlerine dayanan ve mantıksal olarak daraltılmış bir modelin diğer herkes için mükemmel bir şekilde uyarlanabileceğine dahi inanırlar. Yapmanız gereken ____ derler (boşluğu doldurun).

Bir kalabalığın önünde konuşma yapan bir adam.

Psikoloji Alanına Farklı Bir Bakış

Yakın zamana kadar bir arkadaşından tavsiye isteyen insanlar normal olarak kabul edilirken bir psikoloğun kapısını çalan insanlar deli olarak görülüyordu. Ziyaretçiler geldiğinde konsültasyonlar, tanılar ve müdahaleler tozlar gibi halının altına saklanırdı. Bir akıl hastalığının itiraf edilmesine ilişkin korku reddedilme korkusu, mahallenin dedikodu konusu haline gelme korkusuydu.

Neyse ki bu değişiyor ve psikologlar her geçen gün ile birlikte sokağa daha da yakın görünüyorlar. Zihinsel sağlık yalnızca mesleki başarının, duygusal zekanın ya da başarının belirleyicisi olarak ödülleri erteleyebilme başarısının bir garantisi değil. Hatta, bundan daha ileriye gidiyor. Bu bir esenlik kaynağı, iyi hissetmek ile ilgili olan bir şey. Bundan dolayı, bu egzersiz yapmak ya da sağlıklı bir diyet uygulamak gibi vücudunuza yatırım yapmanın bir yolu.

Psikoloji için karanlık olan bu dönemin ıstırabını çekenler, en çok etkilenenler, ruhsal bozukluklar sahibi olan insanlardı. İşte, bunu daha iyi anlayabilmeniz için bir örnek. Bu orijinal olmayan, Louise Penny adlı yazarın Cennette Bir Yılan (Still Life) adlı kitabından alınmış bir örnek. Gizem romanlarını seven ve karakterlerin salt şüpheliler olarak davranmaktan daha derin rollere sahip olduğu hikayelerden hoşlanan herhangi bir okuyucu bu romandan keyif alacaktır.

İlk paragraf şunları söyler:

“Birkaç yıl önce Montreal’de bir psikologdum. Pek çok insan bir kriz yaşadığında kapımı çalardı ve bu krizlerin çoğunun özü bir kayıptı: bir evliliğin ya da önemli bir ilişkinin kaybı; güvenliğin yani bir işin, bir evin, bir babanın ya da bir annenin kaybı. Bir şeyler bu insanları yardım istemeye ve içeriye bakmaya itti. Çoğunlukla, tetikleyici olan şey bir değişiklik ya da bir kayıptı.”

“Bunlar aynı mı?”

“Uyum sağlayamayan biri için aynı olabilirler.”

Kurgusal bir psikoloğun bu ifadesi büyük ölçüde yüzeysel olan bir sosyal algıyı yansıtıyor. Bu yüzeysel çünkü ortak payda, yani yardım isteme dürtüsü, kayıptan değil acıdan gelir.

Bir yandan, bu sadece uyum sağlama yeteneği olmayan insanlara özel olmayan türden bir acıdır. Diğer yandan ise, bir psikoloğa danışmak gibi bir kaynak kullanmak çoğu durumda bir adaptasyon işaretidir.

Gergin bir kadını rahatlatmaya çalışan bir adam.

Hastanın Yaşadığı Ruhsal Bozukluklar Hakkında Suçlu Olması

Diyalog devam ediyor ve en ilginç ve tehlikeli noktasına varıyor. Romanın psikoloğu / kitapçısı şöyle diyor: “Onların şikayetlerini dinleyerek yirmi beş yıl geçirdikten sonra, sonunda olayı anladım. Bir sabah uyandım ve on altı yaşındaymış gibi davranan kırk beş yaşındaki bir hasta haline gelmeyen bir şey gördüm.”

Her hafta aynı pişmanlıklarla geldi, “Biri beni incitti, hayat adil değil, bu benim hatam değil. Üç yılımı ona bir şeyler teklif ederek geçirdim ve o, tüm bu süre boyunca hiçbir şeyi değiştirmedi. Sonrasında, o gün onu dinlerken aniden anladım: değişmedi çünkü bunu istemiyordu ve bunu yapmaya dair herhangi bir niyeti de yoktu. Aynı maskaralığı sergilemeye yirmi yıl daha devam edecektik. O noktada hastalarımın çoğunun tıpkı onun gibi olduğunu fark ettim.”

Bu kurgusal psikolog ruhsal bozukluklar konusunda yanılıyor ve düşünce tarzı da büyük bir ölçüde bir efsane. Bir kişinin arzu ya da irade yoksunluğu dolayısıyla ruhsal bozukluklar için bir rahatlama ya da tedavi bulmadığı önermesi tamamen yanlış. Bunun nedeni, içinde bulunduğunuz durumdan elde edilen ikincil kazanımların herhangi bir müdahale girişimini engelleyebilecek denli güçlü olması. Başka bir deyişle, acı öyle bir şey ki hastanın geleneklerini / alışkanlıklarını / dinamiklerini daha uyumlu hale getirecek değişiklikleri benimsemek üzerine çaba harcamak istemesine neden olmuyor.

Ruhsal Bozukluklar İle İlgili Var Olan Sapkın Sosyal Görüş

Ya ihmal ya da komisyon yolu ile, bu tür bir gerçeği görme yolu hastayı kendi iyileşememesinden dolayı suçlu bulur. Bundan dolayı, hasta suçlu / sorumlu olduğundan, hasta, kendi çevresinden ya da sistemin ona sağlayabileceği kaynaklardan hak edebileceği ilgiye layık görülmez.

Birden fazla kişi, “_____ yapmaya karar verdiğinde iyileşecek (boşluğu doldurun),” der. Bu, bu konuda var olan en sapkın düşüncelerden bir tanesi olabilir.