Psikologdan Kaçmak İçin Ürettiğimiz Bahaneler

· Kasım 3, 2018

“Psikologa gitmeme gerek yok, deli değilim ki ben.” Bu sözü kaç defa duydunuz? Belki de arkadaşınızla ya da partnerinizle muhabbet ederken duymuş olabilirsiniz. Bir yerde laf arasında hatta televizyonda bile duymuş olmanız muhtemel. İnsanlar bu bahaneyi psikologa gitmemek için çok kez kullanır. Bu o kadar yanlış ki…

Hukuki işlerinizi danışmak için nasıl avukata gidiyorsanız ya da hasta olduğunuzda doktora; bazı durumlarla başa çıkamadığınızda, stresli olduğunuzda ya da aile içi problemler yaşadığınızda neden psikologa gitmeyesiniz?

Psikologa gitmek için illa ki bir zihinsel bozukluğunuz ya da psikopatiniz olması gerekmiyor. Bugün psikoloji, kişinin hayatını birçok yönden etkileyebilen ve geliştirebilen bir bilim. İnsanlar gün geçtikçe psikolojik tedaviye daha fazla değer veriyor olsa da terapiye gitmek bir nevi tabu olmaya devam ediyor. İnsanlar psikologdan kaçmak için sayısız bahaneler üretiyor; peki bunların en yaygın olanları hangileri?

“İsterdim ama vaktim yok”

Sağlığınız için her zaman vaktiniz vardır. Eğer vaktiniz yoksa, bu demektir ki zamanınızı daha az önem taşıyan şeylere harcıyorsunuz. Uzmanlar, iyi hissetmek ve günlük görevleri yerine getirmek üzere performansı artırmak için akıl ve beden sağlığımıza vakit harcamamız gerektiğini söylüyor.

Bu yüzden de plan yapmak ve düzenli olmak çok işinize yarar. Özellikle de çocuklarınız varsa. Eğer haftada iki gün markete gidiyorsanız bunu bir güne indirmeyi ve diğer günü de kendinize ayırmayı deneyin. Kazandığınız zamanı da tekrar başka şeylere harcayabilirsiniz. Terapiye gidebilir, egzersiz yapabilir, rahatlatıcı bir banyo yapabilir, yürüyüşe çıkabilirsiniz…

“Bir yabancıyla özel hayatım hakkında konuşmak istemiyorum”

Eğer ilişkinizdeki problemleri bir arkadaşınıza anlatırsanız size vereceği tavsiyelerin az çok taraflı olduğunu bilirsiniz. Fakat arkadaşınız bir psikolog değildir; bir psikologun işi de size sadece tavsiye vermekle sınırlı değildir. Güçlü bir sosyal çevrenin sizi bazı bozukluklardan koruduğu doğrudur, ancak bazen sadece içinizi boşaltmak yetmez.

Hasta-psikolog ilişkisi, tam olarak bu süreçte ihtiyacınız olan tarafsız ve profesyonel desteği sağlar. Bir terapist hastasını yargılamaz ya da eleştirmez. Hastanın paylaştığı her şeyi mutlak bir gizlilik ilkesine dayanarak korur. En önemlisi de çözüm önerilerinde bulunur.

hastasına tavsiye veren psikolog

Her gün de o kadar kötü hissetmiyorum”

Ve tabi ki bu iyi bir şey! Kimse günün 24 saati de sıkıntılı olmak istemez; hayatınızda zor bir dönemden geçiyor olsanız bile. Ancak bir problemin her an size sıkıntı vermiyor olması ortada bir problem olmadığı anlamına gelmiyor. Dışarıdan anlaşılmaz ama tetiklenmesi an meselesi olabilir.

Eklemlerinizdeki ağrı katlanamaz hale gelene kadar doktora gitmiyor musunuz? Fibromiyalji sendromuna sahip olduğunuzu mümkün olduğunca erken öğrenmek daha iyi olmaz mıydı? Neyiniz olduğunu bilmeden tedavi de olamazsınız. Bu yüzden, bahaneler üretmeyi bırakıp psikologa gitmek daha iyi değil midir? Anksiyetenizi kontrol edemiyorsanız bunu nasıl yapacağınızı öğrenmeniz gerekir. Eğer durum buysa, çok geçmeden bir şeyler yapmalısınız.

“Zaman her şeyin ilacıdır”

Zaman geçtikçe bir şeyleri daha net görmeye başlarsınız. Yani, problemlerinize farklı bakış açılarıyla bakmanıza ve/veya acınızı gizlemenize vesile olur. Ancak, ne yazık ki zamanın geçmesi hiçbir şeyi iyileştirmez.

Hatta bazen problemleri çözmek yerine kronik hale gelmesine sebep olur. Birkaç ay içinde çözebileceğiniz bir problem yıllarca peşinizi bırakmayabilir. Bu problemi örtbas etmeye çalışmak yerine bir çözüm bulmanız gerekir.

“Psikologa verecek param yok”

Herkesin alım gücü aynı değil, ancak her insan onun için önem taşıyan şeyler uğruna elindeki tüm kaynakları kullanır. İnsanların çoğu bir cep telefonuna binlerce lira harcamaktan çekinmiyor. Fakat söz konusu sağlık olduğunda o kadar da cömert davranmıyorlar.

Eğer ciddi anlamda ekonomik problemleriniz varsa, ücretsiz psikolojik yardım sunan bazı gönüllü kurumlar ve sivil toplum örgütleri bulabilirsiniz. Daha makul fiyatlara profesyonel yardım alabileceğiniz online danışmanlar da var.

“İlaç kullanmak istemiyorum”

Psikologların işi ilaç yazmak değildir; daha çok terapi üzerinden çalışırlar. Hastanın hormonlarını dengede tutmak üzere psikotropik ilaçlar yazma yetkisine psikiyatrlar sahiptir. 

İlaç kullanmanın da ayıplanacak bir şey olmadığını hatırlatalım. İlaçlar çoğu zaman farklı bozuklukların tedavisinde temel oluşturur. Eğer salgı bezlerinizden biri düzgün çalışmıyorsa dengelemek gerekir. Bunu yapmazsanız duygularınızı, iştahınızı, cinsel isteğinizi, uykunuzu ve daha birçok yönden sağlığınızı etkiler.

“İnsan değişmez”

Eğer psikologlar buna inanıyor olsaydı böyle bir meslek de olmazdı. İnsanların öğrenme ve gelişme kapasitesi olmadığını düşünürlerdi. Bu son derece yanlıştır. Çaba ve kararlılık gösteren herkes değişebilir. Gelişiminizin önünde engel olabilecek tek şey kendinizsiniz.

Değiştirmeye çalıştığımız şey kişinin temel kişilik özellikleriyse (içe kapanıklık gibi) daha komplike bir değişim süreci gerekir. Durum böyle olduğunda özünüzdeki kişiliğinizle baş ediyor olursunuz fakat değişim yine de mümkündür.

yastığa sarılan üzgün kadın

“Arkadaşım denedi ve memnun kalmadı”

Hepimizin deneyimi ve bakış açısı kendine özgüdür. Kendimize has inanışlarımız, geleneklerimiz ve duygularımız var. Annelerimizin ve anneannelerimizin dediği gibi kendini başkalarıyla karşılaştırmak hayatınızın neşesini çalar. Başkalarının yaşadığı kötü deneyimlerden fikir değil ancak ön yargı edinmiş olursunuz.

Diğer yandan, psikologların hepsi de iyi değildir ve hastası için en iyisini düşünmeyen psikologlar da vardır. Bu her meslek için geçerlidir fakat bütün psikologlar aynı olacak diye bir şey yok.

Psikologdan kaçmak için ürettiğimiz bütün bu bahanelerin arkasında ne yatıyor?

Psikologa gitmemek için ileri sürdüğümüz bütün bu bahanelerin altında utanç ve korku yatar. Utanmamızın sebebi, birçok kişinin psikologa gitmekle ilgili olumsuz düşünceleridir. Başkalarının söyleyeceklerinden ya da “deli” olduğumuzu düşünmelerinden endişe duyarız. Ayrıca ızdırap ve üzüntü ile yüzleşmek de korkutur.

İnsanoğlu duygularını açığa çıkarmak istemez. Bize acı veren şeyleri açıkça ortaya koymaktan korkarız. Ancak, bu acıdan kaçarak susturmaya çalıştıkça aynı acıyı her gün yeniden yaşarız.

Sadece hissettikleriniz hakkında konuşmanın bile size iyi geldiği oldu mu? Yıllardır sizi felç eden her ne ise onu serbest bıraktığınızda ne kadar iyi hissedeceğinizi bir hayal edin. İşte o zaman psikologunuza, “neden daha önce gelmedim ki?” diye sorarsınız.