Olgunluk Çıkarmayı Bilmektir

Şubat 8, 2018

İçinde yaşadığımız toplum, pek çok sahte ihtiyaçlar türetmiştir. Bu ihtiyaçlar bizi vaat ettikleri güvenlik ve iyilik hissine ulaşmak için belli hedefleri gerçekleştirmeye teşvik eder. Ayrıca bunlar elimizdekilere yenisini ekleme arzusunu beraberinde getirir ki bu ihtiyaçların karşılanması mutlulukla eş anlamı hâle gelir. Oysa peşinden koştuğumuz iyilik hissi, olgunluğun çıkarmayı öğrenmek olduğunu anlamakta yatar.

Şunun farkına varmıyoruz ki eklemek yaşamımızı çok daha karmaşık, güç ve kimi zaman da dayanılmaz hâle getiriyor. Strese kapılmamıza neden oluyor ve sanki yeterince vaktimiz yok gibi davranmamıza neden oluyor, oysa doğru değil bu. Gerçek şu ki ruhumuzu doldurmak yerine hayatlarımızı eşyalarla dolduruyoruz ve bu da içimizde bir boşluk hissine neden oluyor.

Yaşamımıza daha çok şey veya insan ekleyerek daha mutlu olacağımıza inanırız. Peki ama böyle yaparak aslında nereye varıyoruz? Gerçekten bütün o şeylere ihtiyacımız var mı?

Olgunluk çıkarmayı öğrenmektir

Eklemenin iyi bir şey faydasız şeyleri biriktirmenin varlık göstergesi ve daha çok arkadaşın daha iyi bir imajı koruma gibi gözüktüğü bir dünyada çıkarmayı bilmek bir isyan hareketine dönüşüyor. Bu durum bizi bir sınava tabi tutar çünkü çoğunluğun sahip olduğu dünya görüşünün tersine yöneliriz ki bu, büyük bir güçlüktür.

Toplumun bizden beklediği davranışları yani çoğunluğun farkında bile olmadan tekrarladığı o davranışları sergilemediğimizde eleştirenler baş gösterir. Bunlar bizim değerlerimizi yargılayan ve bizi sosyal olarak kabul edilen davranışlar döndürmek için davranış şeklimizi sürekli olarak inceleyen kişilerdir. Eklemenin önemli olduğuna inanmaya geri dönmemizi isterler.

İşte pek çok korku ve güvensizliğin başlangıcı olan bu noktada eklemek amacıyla her geçen gün kat be kat artırırız giydiklerimizi. Ne var ki belki de partnerinizle olan mutluluğunuzun altında yatan şey, terk edilme korkusudur. Bir sürü arkadaşınız olduğu için duyduğunuz minnettarlığın altında ise yine yalnızlık fikrinin yarattığı korku yatmaktadır.

Çıkarmayı öğrenmek, kendimizi korku ve güvensizliklere karşı korumak için kuşandığımız yüzlerce faydasız giysiden kurtarmaktır.

Kaç defa başkalarının onayını almak için uğraştınız? Çevremizdeki kişilere odaklandığımız için kendimizi önceliğimiz edinmekten kaç kez vazgeçtik? Bunun sonucunda sorumlu ve başkasıyla çevrili olgun bir insan imajını yansıtıyoruz. Ama bunun bir bedeli de var: çıkarmayı ve boş vermeyi öğrenememek.

Sadeliği kucaklamanın özgürlüğü

Çıkarmayı öğrenmek çoğu  bize acı veren faydasız şeyleri hayatımıza doldurmaktan kurtulmak için çok önemlidir. Sadece kendini düşünen arkadaşlardan kurtulun, sizi aslında sevmeyen insanlarla olan ilişkinizi sonlandırın ve boş alanı işgal edip duygusal boşluğumuzu artırmaktan başka bir şey yapmayan şeyler almayı bırakın.

Sürekli hayatımıza bir şeyler doldurarak mutluluğa ulaşmanın bir hayalden ibaret olduğunu görünce şu ana dek dünyaya dair sahip olduğumuz perspektifi değiştirmeye hazırız demektir. Artıklara, bizi engelleyenlere ihtiyacımız olmadığını fark ederiz. Nasıl ”elveda” diyeceğimizi biliriz.

Birçok durumda çok parası olduğu hâlde kendini boş ve mutsuz hisseden insanları görürüz. Ayrıca çok fazla arkadaşı olmasına rağmen zor durumlarda tek başına kalanlar vardır. Peki ya romantik ilişkisiyle övünen ama diğer yandan onlara gerçekten bir şey hissettirebilecek birini arayıp duranlara ne demeli?

Nihayetinde hayatımıza daha çok şey doldurmakla birlikte gelen sahte güvenlik hissi bu şeylere tutunarak hayatımızda karmaşadan başka bir şeye yol açmayan bir durumdan memnunmuşuz gibi davranmamıza neden olur. Bu bizi karmaşık durumlarla boğuşmaya iten ve sonunda canımızı yakan bir kaostur.

Çıkarmayı öğrenmek, gereksiz yer kaplayan şeylerden kendimizi kurtarmaktan ibaret değildir. Hayatımızı yönetmesi gereken dengeyi de yeniden sağlamayı öğrenmek anlamına gelir. Kendimizi iyi ve mutlu hissettiren bir denge. Bu yalnızca karmaşık olana tutunmayı bırakıp sadeliği kucaklamaya başladığımızda mümkündür.

“Gerçeklikle, hayatın sadeliğiyle teması kaybettik”.

Paulo Coelho