Nietzsche'nin Ata Sarılıp Ağlamasının Nedeni

02 Eylül, 2018

Alman bir filozof olan Friedrich Nietzsche, en dokunaklı eserleri yazan batı düşünürlerinden biriydi. 889 yılında, İtalya’nın Torino kentinde Carlo Alberto caddesindeki bir evde yaşamıştı. Bir sabah, hayatını sonsuza dek değiştirecek bir olayla karşılacağından habersiz şehrin merkezine doğru ilerliyordu.

Yolda giderken yürümediği için atını kırbaçlayan bir faytoncu gördü. Zavallı hayvan çok bitkin görünüyordu. Hiç gücü kalmamıştı. Atın hiç hali olmamasına rağmen, sahibi onu hareket ettirmek için hiç durmadan kırbaçlıyordu. 

“Her kim bir canavarla çarpışmayı göze alırsa, bir canavar olmayı da göze alsın. Çünkü karanlığa uzun süre bakarsanız, karanlık da sizin içinize bakmaya başlar.”

– Friedrich Nietzsche

Nietzsche gördüğü şey karşısında dehşete düşmüştü. Hızla oraya yaklaştı. Faytoncunun bu davranışını kınadıktan sonra, Nietzsche yere çöken ata yaklaştı, sarıldı ve ağlamaya başladı. Görgü tanıkları, atlara bir kaç kelimeyi mırıldandığını, fakat ne söylediğini anlayamadıklarını söyledi. Efsaneye göre filozofun son sözleri “Anne, ben bir aptalım” olmuştu. Tam o sırada bilincini kaybetti, zihni sonsuza kadar sürecek bir değişime uğradı.

O sabah her şey değişti

O günden sonra Nietzsche’nin akli dengesini kaybetmesi tüm dünya çapında doktorları ve aydın kişileri şaşkına uğratmıştı. Konuyla ilgili her türlü spekülasyon yapıldı. Torino’da o sabah meydana gelen olayın en az üç versiyonu yazılıp çizildi. Fakat emin olunan tek şey filozofun asla eskisi gibi olmamasıydı.

Friedrich Nietzsche

O günden itibaren tam 10 yıl boyunca, yani ölümüne kadar asla konuşmadı. O atla karşılaştıktan sonra eski haline bir daha asla dönmeyecekti. Ve bir gün, toplumun düzenini bozduğu gerekçesiyle polise şikayet edildi ve tutuklandı. Kısa bir süre sonra, akıl hastanesine götürüldü. Orada bulunduğu sırada iki arkadaşına birkaç akıl almaz mektup yazdı.

Eski bir tanıdığı onu İsviçre’nin Basel şehrinde bir hastaneye yatırdı ve birkaç yılını orada geçirdi. 19. yüzyılın en büyük düşünürlerinden biri olan Nietzsche, annesine ve kız kardeşine neredeyse her konuda bağımlı kalmıştı. Ve bilindiği kadarıyla, asla gerçekliğe geri dönmedi.

Nietzsche’nin akıl hastalığı

Daha sonradan, Nietzsche’nin eylemlerinin -kırbaçlanan ata sarılması ve ağlaması- akıl hastalığının bir tezahürü olduğu tespit edildi. Fakat, etrafındakiler, Nietzsche’nin bu tuhaf davranışlarının çok uzun zamandır farkındaydı. Örneğin yaşadığı evin yöneticisi, onun kendisiyle konuştuğuna şahit olmuştu. Ayrıca, bazen odasında çıplak halde şarkı söyleyip dans ettiği biliniyordu.

Dış görünüşünü ve kişisel temizliğini uzun zamandır ihmal ediyordu. Onu tanıyanlar, eskiden gururlu bir şekilde yürürken, sonradan garip bir şekilde yürümeye başladığını fark etmişti. O zeki düşünür artık yoktu. Sürekli bir konudan diğerine atlayarak düzensiz bir şekilde konuşmaya başlamıştı.

Nietzsche, akıl hastanesinde kaldığı süre içinde konuşma da dahil olmak üzere bilişsel yeteneklerini yavaş yavaş kaybetti. Bazı zamanlar agresif davranışlar sergiliyordu, hatta yanından geçenlere çarpıyordu. Yine de, birkaç yıl önce, onu tarihteki en büyük filozoflardan biri haline getirecek birçok eser yazmıştı.

Nietzsche’nin gözyaşları

Çoğu insan Nietzsche’nin yaşadığı olayın, akıl hastalığının neden olduğu akıl dışı eylemlerden ibaret olduğunu düşünüyordu. Bazıları ise bu olayın daha içsel, ve daha derin bir anlamı olduğunu savunuyor. Milan Kundera yazdığı “Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği” isimli romanın uyarlaması olan filmde, Nietzsche’nin kırbaçlanan ata sarılıp ağladığı sahne yer almaktadır.

nietzsche ve at

Filmde, Nietzsche atın kulağına mırıldanarak ondan özür diliyor. Kundera’nın bakış açısına göre, Nietzsche, insanların diğer canlılara yaşattığı zulüm, ve insanların onlara düşmanları ve kulları gibi davrandığı için tüm insanlık adına attan özür dilemişti.

Nietzsche, bir hayvan hakları savunucusu veya bir doğa sever olarak bilinmemekteydi. Fakat, bu hayvan istismarı olayının bu konu üzerinde güçlü bir etkisi olmuştur. O at gerçek anlamda bağlantı kurduğu son canlıydı. Bu olay hayvandan ziyade, Nietzsche’nin ıstırabını derinden yansıtmaktadır.

O zamanlar profesör olarak mükemmel bir üne sahip olmasına rağmen Nietzsche, halk tarafından fazla tanınmamaktaydı. Ne yazık ki, son yılları içler acısıydı. Kız kardeşi, Alman Nazizmi ile aynı fikirde olmak için yazılarının bir kısmını yanlış yorumladı. Ve maalesef, Nietzsche bu konuda hiçbir şey yapamadı. 1900’te vefatıyla birlikte sonsuz bir uykuya daldı.