Narsist Doğulur Mu Yoksa Olunur Mu?

Nisan 28, 2020
Narsist profile sahip kişilerle ilgili son dönemde yapılan araştırmalar yankı uyandırmaya devam ediyor. Bu tür bir kişiliğin yol açtığı etkilerin son derece zararlı olduğu açık bir gerçektir. Peki narsist kişiliğin kaynağı nedir? Narsistler dünyaya bu şekilde mi gelirler yoksa bu farklılığı ortaya çıkaran şey yetiştirilme tarzı ve eğitim midir?

İnsanlar narsist mi doğar yoksa sonradan narsist mi olurlar? İşte bu kritik soru, bu tür bir kişiliğe sahip insanların toplum içinde yarattıkları etkinin çapı nedeniyle sık sık kendimize sorduğumuz sorular arasında yer almaktadır. Bu derin etkisine rağmen psikoloji alanında yapılan çalışmalar, narsist kişilik bozukluğuna sahip insanların toplumun sadece %1’lik kısmını oluşturduğunu göstermektedir. Ancak bunun yanında, bazı alt türler ve farklı tipolojiler çok daha fazla sayıda kadın ve erkeğin aslında bu gruba girebileceğine işaret etmektedir.

Üstünlük taslamalar, manipülasyon, empati kurmama, ukala tavırlar, hayranlık uyandırma ihtiyacı… Pek çoğumuz bu karakteri şekillendiren özellikleri ilk elden biliyoruz.

Yöneticiler, iş arkadaşları, özel hayattaki arkadaşlarımız ve hatta çiftler… Narsist bir insanla yaşamak son derece zarar verici olabilir. Bu tür kişilerden kurtulmak ve yeni bir sayfa açmaya çalışmak genellikle geride kalan pek çok yarayı sarmak için çaba göstermek anlamına gelir.

Kişilik çalışmalarında öncü isimlerden Dr. Theodore Millon, bu tür davranışlar sergileyen insanların günümüz toplumunda gittikçe daha sık görülmeye başladığının altını çizmektedir.

Dr. Millon ayrıca bu gruptaki insanlar arasında daha çok ya da daha az zararlı olanların bulunduğunu belirtmektedir. Bunlar arasında en fazla uyum sağlayanlar prososyal narsistler olarak adlandırılmaktadır. Buna karşın antisosyaller ise daha fazla ukala tavırlar ve saldırgan tutumlar sergiler ve diğer insanlar için önemli bir sosyal risk oluştururlar.

Peki Dr. Millon, Modern Yaşamda Kişilik Bozuklukları (Personality Disorders in Modern Life) adlı kitabında neden gelecekte narsist kişiliğe sahip kişilerin sayısının artacağını söylüyor? Bu genetik bir durum mu yoksa bu denli zararlı kişiliklerin şekillenmesinde çevresel etkiler mi rol oynuyor? Şimdi bu konuyu biraz açalım.

İş yerinde agresif bir kadın

Narsist Doğulur Mu Yoksa Olunur Mu?

Bilim, narsist kişiliğin doğuştan gelen bir durum mu olduğu yoksa sonradan mı oluştuğu konusunda oldukça açık bir cevaba sahip gibi görünüyor: Narsistlik sonradan edinilen bir özelliktir. Uzun yıllar boyunca, çocukların eğitim şekli ve sosyal medyanın bu kişiliğin ortaya çıkmasında önemli rol oynadıkları düşünülmüştür. Ancak zaman geçtikçe bu durumu açıklayan dinamikleri, şartları ve ortamları biraz daha iyi anlamaya başladığımızı söyleyebiliriz.

Öncelikle 20. yüzyıl boyunca anne ve babaların çocuk yetiştirme tarzlarındaki noksanlıklar, çocuklarına yeterince yakın olmamaları, onlarla yeterli bağı kuramamaları ve çocukların kendilerini yeterli düzeyde güvende hissetmemeleri sonucu narsist duyguların geliştiği fikri yaygın olarak kabul görmüştür. Bu bağlamda psikanaliz yaklaşımına göre, çocukluk döneminde gerekli sevgiyi görmemiş kişiler yetişkin bireyler olduklarında diğerlerinin desteğini arar ve tüm gözlerin kendi üzerlerinde olmasını, insanlar tarafından sevilmeyi ve hayranlık duyulmayı isterler.

Ancak Utrecht Üniversitesinden Dr. Eddie Brummelmah ve ekibinin yaptıkları ilginç bir çalışma çok farklı bir konuya işaret etmektedir. Buna göre, aslında narsist davranışlara neden olan anne ve baba sevgisindeki eksiklik değil bunun tam tersidir. Aşırı derecede korumacı olmak, çocuğun her istediğini kabul etmek ve sınırlar çizmemek çocuğun kendisini herkesin üstünde bir yerde görmesine ve bu şekilde davranmasına yol açmaktadır.

Bu çocuk yetiştirme tarzı, çocukların kendilerini özel haklara sahip oldukları ve ayrıcalıklı birer kişi olarak bulundukları özel bir noktada görmelerine yol açmaktadır. Bu çalışmada karşımıza çıkan bir diğer detay da, yaklaşık olarak 7 ile 12 yaş arasındaki çocuklarda narsist davranışların gözlemlenmeye ve ölçülmeye başladığının görülmesidir. Yani bu noktadan itibaren çocukların kendileri ile ilgili algıları ortaya çıkmaya başlamakta, özel birer çocuk oldukları düşüncesi kendisi göstermekte ve diğer insanlardan daha fazlasını hak ettiklerine dair bir inanca sahip olmaktadırlar.

Anne ve Baba Tarafından Gösterilen Aşırı Değerin Getirdiği Tehlike

Toplumun büyük bir kısmı narsist kişilik bozukluğunun çevre etkisi ile meydana geldiğini düşünmektedir. Bu bağlamda, tüm sorumluluğu anne ve babanın omuzlarına yüklemek, öteden beri tartışılan konular arasında bulunmaktadır.

  • Çocuklarımıza sevildiklerini göstermenin, özel olduklarını hissettirmenin ve en iyisine layık olduklarını söylemenin herhangi bir mahsuru var mı? Bu soruya verebileceğimiz cevap, hayır. Aslında çocuklarımızı sevgiyle, sürekli olarak destek verip arkalarında durarak ve onlara en iyi şekilde bakarak yetiştirmek iyi ve sağlıklı birer birey olmaları açısından son derece önemlidir.
  • İşte bu noktada karşımıza çıkan esas problem, aşırı derecede değer gösterisinde bulunmaktan kaynaklanmaktadır. Bu tutumun sonucunda bir süre sonra çocuk; “kendisinin herkesten daha iyi olduğuna ve diğer insanlardan daha fazlasını hak ettiğine” inanmaya başlayacaktır. Yani asıl tehlikenin kaynağı olan konu budur.
  • Diğer taraftan sürecin gelişimine yol açan diğer bir faktör ise anne ve babalarının kendilerinin narsist kişiliklere sahip olmalarıdır. Sonuçta çocuklar anne ve babalarının taklidini yaparak bu tür davranışları içselleştirebilir ve iyi ya da kötü olduğunu düşünmeden kendileri de aynı davranışları sergilemeye başlayabilirler.
Tahtında oturan bir çocuk

Narsist Olunur Mu Yoksa Doğulur Mu? Toplum Etkisini Aklımızdan Çıkarmayalım

Psikolog W. Keith Campbell, The Narcissism Epidemic: Living in the Age of Entitlement başlıklı çok ilginç bir kitap kaleme almıştır. Buna göre öncelikle anlaşılması gereken konu, narsisizmin belirli bir spektrum içinde bulunduğu gerçeğidir. Bu bağlamda, insanların bir kısmı sadece birtakım narsist özellikler gösterirken, %1’lik bölüme dahil olan diğerleri ise narsist kişilik bozukluğu olarak tanımlanan alanda bulunmaktadırlar.

Bu bağlamda, narsist kişiliğin gelişiminde sadece ailenin değil aynı zamanda içinde yaşadığımız toplumun da kişiliğin oluşumu ve şekillenmesinde önemli bir rol oynadığını belirtmek gerekir. Bunun da ötesinde, son yıllarda bir “ben” kültürünün gitgide büyüdüğüne şahit olmaktayız. Bu anlayış, kişinin egosu ve kendine olan güvenini artırmaya ve güçlendirmeye yönelik bitmek bilmez bir arayış olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu akımların pek çoğu büyük oranda endişe verici boyutlarda neo-narsist olarak adlandırılabilecek kişilerin ortaya çıkmasına olanak sağlayan birer alan niteliği taşımaktadır.

Şu konuyu açıklığa kavuşturalım: Narsistler mutlu insanlar değildirler. Sadece diğer insanlara acı ve mutsuzluk vermekle kalmazlar, aynı zamanda kendileri de sonsuz bir tatminsizlik içinde yaşarlar. Kendilerine duydukları kızgınlık ve hayal kırıklığı nedeniyle sürekli bir biçimde kendilerini cezalandırırlar.

Sonuç olarak, narsist insanların doğuştan mı böyle oldukları yoksa sonradan mı bu özellikleri edindikleri sorusuyla karşı karşıya kaldığımızda artık hepimiz cevabı biliyoruz. Bu nedenle, yeni nesilleri doğru bir biçimde yetiştirmeye çaba göstermeliyiz. Bu bağlamda, empati, saygı ve başkalarını düşünme gibi özellikler başlangıç için çok iyi birer eğitim noktası olacaktır.