Açık Yaraların Ağırlığı: Kurban Cellat Haline Geldiğinde

Şubat 10, 2020
Bazı insanlar kendi yaralarının aşırı yükü dolayısıyla başka insanların acı çektiğini göremeyeceklermiş gibi hissederler. İstismar ya da terk edilmek yüzünden ortaya çıkan bu travmalar iltihaplanıp iyileşmeyen ve hatta bazen saldırganlığa dönüşen yaralar haline gelir.

Açık bir yara bazen kızgınlık, öfke ve kırılganlık tarafından enfekte edilmiş bir cehenneme dönüşebilir. İstismar, terk edilme veya kötü muamele görmek gibi durumlara kurban olmuş bazı insanlar bu fenomeni deneyimleyebilir. Bu deneyimlerden kalan izler ve onları iyileştirememek genellikle kişilerin bu kalıcı yaraları başkalarına yansıtmalarına sebep olur. Bu durum zaman zaman uyumsuz davranışlar olarak ortaya çıkar.

Herkes acı ile farklı şekillerde başa çıkar. Bazıları bu konuda diğerlerinden daha iyidir. Yine de, bazı insanlar bunu mümkün olan en kötü yol ile yapar: saldırganlık. Peki bunun sebebi nedir? Çeşitli belirleyici faktörlerin ani bir şekilde bir araya gelebileceği durumlar vardır. Bunlardan biri travmanın ciddiyeti olabilir. Ayrıca, böyle bir durum ile başa çıkmak bunun için uygun sosyal kaynaklara veya destek mekanizmalarına sahip olmayan biri için çok daha zor olabilir. Biyolojik ve genetik faktörlerin önemi de akılda tutulmalıdır.

Bununla birlikte, en önemli faktör bireyin kişiliğidir. Örneğin, reaktif narsisizmi olan bazı insanların acılarını menzilli bir silah olarak kullanabileceğini biliyorsunuz. Bu insanların kurban kimliği ve istismar ile dolu geçmişleri onları genelde kamufle edilmiş cellatlara dönüştürür. Bu, onlar istemese bile gerçekleşebilir. Misilleme yapma dürtülerini kontrol edemeyen ve öfkelerini başkalarına farklı şekillerde yansıtan insanlara dönüşürler.

“Acı kaçınılmazdır. Istırap çekmek ise isteğe bağlıdır.”

– Buddha

Yüzünü eliyle kapatmış bir şekilde oturan bir adam.

Travmalardan Kalan Açık Yaralar Saldırganlığa Dönüştüğünde

“Kurban” kavramı bunlardan dolayı genellikle tartışmalıdır. Öncelikle anlamanız gereken bir şey vardır, herkes travma karşısında aynı tepkileri vermez. Bazı insanlar, psikolojik kaynakları veya sahip oldukları güçlü destek grupları sayesinde hayatlarındaki dramatik olaylarla olması gerektiği şekilde başa çıkarlar. Bu insanlar kendilerini kısa sürede kurban kimliğinden uzaklaştırırlar.

Buna karşın, diğer insanlar bu acıyı, bu açık yarayı hayatlarının büyük bir bölümü boyunca özümserler. Buna karşılık, bu yara, daha fazla olumsuz sonuca yol açar. Bu etkilere bir örnek travma sonrası stres bozukluğudur. Bunun neden gerçekleştiğini sorabilirsiniz. Neden bazı insanlar geçmişlerindeki acı verici olayları aşmak yerine bu olayları bir yük gibi etrafta taşırlar?

Kendinize sorabileceğiniz bir başka soru ise şu olabilir: “Travmatik olaylar deneyimleyen bir kişi neden uyumsuz veya şiddet eğilimli tepkiler verebilir?” İtalya’daki Monterotondo Üniversitesindeki araştırmacılar bu problemi analiz edebilmek için ilginç bir çalışma yapmışlardır. Çalışmaya Doktor Giovanni Frazzetto öncülük etmiştir.

Ekip aşağıdaki verilere ulaşmıştır:

Erken travmalar ve MAOA geni

2007 yılında gerçekleştirilen bu çalışmaya göre hayatımızın ilk 15 yılında belirli negatif olaylara maruz bırakılmak genellikle duygusal ve psikolojik yapımızda izler bırakır. Elbette bazı insanlar bu zorluklar ile yüzleşmek ve onların üstesinden gelmek konusunda daha yüksek bir şansa sahip olacaktır.

  • Bu problemler ile başa çıkarken daha çok zorlanan insanlar genelde MAOA genine sahiptir, bu gen diğer şeylerden önce erkek cinsiyeti ile ilişkilendirilir. Bu gen de açık bir davranışsal fenotip ile ilişkilendirilir, bu fenotip daha yüksek saldırganlık seviyesidir.
  • Bundan dolayı, araştırmacıların proje sırasında keşfettiği bir şey ebeveyni olmadan büyüyen, ihmal edilen, istismara maruz kalan ya da alkolik insanların etrafında büyüyen çocukların yetişkinliklerinde daha fazla agresif ve antisosyal davranış gösterdiğidir.
  • Bu gen aynı zamanda kişinin madde/ilaç suistimali eğiliminin daha yüksek olması ile de ilişkilendirilmiştir. Bunun yanında, bu gruptaki insanlar sağlam ve değerli sosyal ve duygusal ilişkiler kurmakta da açık bir şekilde zorlanmaktadır.
  • Bu açık yaralar ve bu kırılganlık sizin diğer insanların acısını algılayabilmenizi engeller.
Kafasında dumanlar tüten bir adam.

Açık Yaralar ve Diğer İnsanların Acılarını Görmenizi Engelleyen Kırılganlık

Açık bir yara henüz çözmediğiniz bir problemdir. Gün be gün sizi içten içe yer. Sizi bir kurban haline getirir çünkü sizi, kendinizi en temelinizde yeniden tanımlamaya zorlar. Kendinizi bugün yaptığınız şeylerin bir ürünü değil de geçmişte başınıza gelmiş olan şeylerin bir ürünü olarak görmeye başlarsınız.  Kendi kırılganlıklarında, bastırılmış öfkelerinde, onları boğan korkularında ve hafızalarının ağırlığı altında hapis kalan o kadar çok insan vardır ki. Bunların hepsi, neredeyse kişi farkına bile varmadan, bir “duygusal körlük” oluşturmaya başlar.

Bu kişiler kendilerininki haricindeki duygusal gerçeklikleri göremez ve hissedemez hale gelirler. Bu empati eksikliği açık yaranın kendisinden, beyinlerinde değişiklikler yaşanmasına yol açan o travmadan gelir. En sonunda etkilenen insanın kişiliğini değiştirir. İronik olarak, bir noktada, kendilerini kurban olarak değerlendiren bir kişi cellat haline bile gelebilir.

  • Örneğin, bu ev ortamında istismara maruz bırakılan bir gencin içinde olduğu durum olabilir. Birey evini terk edip okulda saldırgan davranışlar sergileyebilir.
  • Bu durum, güçsüz ve kırılgan hissettikleri için kendilerini korumak adına aşırı tepkiler veren biri için de geçerli olabilir.
  • Açık yaralar şiddeti bir iletişim biçimi olarak görmeye başlamanıza yol açabilir. Eğer çocukluğunuzda saldırgan davranışlara tanık olduysanız veya kendiniz bu davranışların kurbanı olduysanız bir yetişkin olarak bu davranış modellerinin aynılarını referans olarak kullanmanız olasıdır.

Açık Yaralar ve Travmalar. Bunları Nasıl Tedavi Ederiz?

Günümüzde travmaların tedavisi için ideal odak noktası şüphesiz ki travma odaklı bilişsel davranışçı terapidir. Kapsamlı bir bilimsel çalışma dizisi bu aracın etkisini desteklemektedir(Echeburua ve Corral, 2007; Cohen, Deblinger, ve Mannarino, 2004).

Diğer yandan, kabul ve kararlılık terapisi de (Hayes, Strosahl, Wilson, 1999, 2013) bir seçenektir. Bu üçüncü dalgaya ait bir bilişsel davranışçı terapi türüdür. Danışanın tehdit edici durumlar ile daha iyi başa çıkmasını sağlayabilmek için anksiyete ve korkuyu azaltmayı amaçlar.

Aynı şekilde, eğer halihazırda bundan muzdarip iseniz öfkenizi kontrol etmek üzerine çalışmak da en az yukarıda bahsettiğimiz şeyler kadar önemlidir. Bu tip eğilimler çocuklukta bile kendilerini göstermeye başlayabilirler. Örneğin, uzmanlar aile içi şiddete tanık olan çocukların ortalama %45’inin davranışsal problemler geliştirdiğini bilirler.

Pencereden bakan bir çocuğun siyah beyaz bir resmi.

Açık yaralar anksiyete, üzüntü, öfke, ve silemeyeceğiniz bir dizi zihinsel resme yol açar. Bu tip dramatik gerçeklikler ile başa çıkmak uzmanlık sahibi profesyonellerin sorumluluğu olmalıdır. Kimse ıstırap çekmenin mutlu olma yeteneklerini tükettiği bir hayat yaşamayı hak etmez.

  • Frazzetto, G., Di Lorenzo, G., Carola, V., Proietti, L., Sokolowska, E., Siracusano, A., … Troisi, A. (2007). Traumatismo precoz y mayor riesgo de agresión física durante la edad adulta: el papel moderador del genotipo MAOA. PLOSOS UNO , 2 (5). https://doi.org/10.1371/journal.pone.0000486