Morel’in İcadı: Ölümsüzlük Üzerine Güzel Bir Düşünce

· Kasım 19, 2018

Ölüm korkusu, insan ırkının en eski korkularından biridir. Öte yandan, sonsuz yaşam ve sonsuza dek sürecek bir sevilme arzusu, en büyük arzularımızdan biridir. Arjantinli yazar Adolfo Bioy Casares tarafından yazılan Morel’in İcadı (La invención de Morel), bu korkuları ve arzuları birleştirir, sorgular, üzerine düşünür yansır ve onlara yaklaşmanın yeni yollarını önerir.

Bu kitap, aynı zamanda, 1961 yapımı El Año Pasado ve Marienbad (Marienbad’da Geçen Sene), Lost dizisi ve 1986 Arjantin filmi Hombre Mirando al Sudeste (Güney Doğuya Bakan Adam) adlı filmlere, oyunlara ve dizilere de ilham kaynağı olmuştur. 1940’da yayınlanan roman, İspanyol Amerika’sında bilim kurgunun temelini atmıştır.

Bioy Casares, memleketi olan Arjantin’de tanınmış bir yazardı. Borges’in bir arkadaşıydı ve Ocampo kız kardeşleri ile ilişkisi vardı (biriyle evliydi). Buenos Aires’te sayısız edebi akımların yer aldığı bir zamanda, zamanın en seçkin yazarları onun etrafındaydı. Borges’le olan arkadaşlığı, Morel’in İcadında, bizzat Borges’in kendisi tarafından yazılan bir prologu görebiliriz.

Morel’in İcadında Kurmaca ve Gündelik Hayat

Bioy Casares’in gündelik unsurları bilim kurguyla karıştırabilme yeteneğinden dolayı zamanının önünde olduğunu söyleyebiliriz. Romanlarında çok gerçekçi olmayan bir ortamda gerçekçi karakterler görebiliriz.

Morel’in İcadında, kaçak bir ana karakterimiz var, uzak bir adada yaşıyor. Adını ve yasalardan neden kaçtığını ve ne yaptığını bilmiyoruz. Çok gerçek duygularla, çok günlük bir karakter olarak resmedilmiştir.

Üzerinde yaşadığı ada yıllarca terk edilmiştir; binalar eski ve dağınık durumdadır. Yakında orada çok garip şeyler bulur. Aynı eylemleri tekrar tekrar yapan bazı davetsiz misafirler vardır. Kaçak onlar için görünmez gibi görünür.

morel adası kuş bakışı

Davetsiz misafirlerin arasında Faustine, kaçağın aşık olduğu genç bir kadındır. Birçok kez onunla konuşmaya çalışır, ama Faustine onu onu göremez. Sanki o hiç yokmuş gibi davranır. Öte yandan, genç Faustine’ye aşık olan ve kaçakların nefret ettiği bir bilim adamı olan Morel de vardır.

Yakında bu davetsiz misafirlerin, bir zamanlar adada olan insanlara hitap eden  geçmişin yansımalarından başka bir şey olmadığını görürüz. Morel, tüm bu hareketleri ve insanları kayıt edebilen bir makine tasarlar. Özlerini, arzularını, düşüncelerini ve varlıklarını koruyup, bu şekilde, hatırlamayacakları mutlu bir anın içinde sonsuza dek yaşayacaklardı. Nietxsche’nin sonsuz yinelemesi gibi bir şey, ama sonsuza dek hayatlarının bir haftasını yeniden yaşamalarına müsaade eden bir cihaz.

“Artık bir ölü değil, aşığım.”

– Kariyer, Morel’in icadı

Kurgudaki ölüm ve ölümsüzlük korkusu

Ölüm, doğduğumuzdan beri bizden biri olmuştur. Her gün, hayatımızın her dakikası ve her saniyesi bize biraz daha yaklaşır. Sorun, bu bir korku olduğunda ortaya çıkıyor ve bunu kabul etmede sorunlar yaşıyoruz. Bu korkunun üstesinden gelmek için, bazı dinler ve felsefi akımlar, “başka bir yaşam” fikrini önermektedir: ölümden sonra daha iyi bir yaşam vaadi.

İnsanın beden ve ruh birliği olduğu inancı, ölümsüz ruhumuzu özgürleştirmek için, hayatlarımızı iyi bir kadın ve erkek olmak için belli bir şekilde yaşamamız gerektiğini söyler. Bu şekilde, ölümsüz tarafımız, fiziksel düzlemde ölünce, ebedi olarak huzur içinde yaşayabilecektir.

Budizm gibi diğer dinler, reenkarnasyona dayanan bir ölümsüzlük önermektedir. İnançla ilgili bu hikayelerin gösterdiği şey, geçmişten beri insanlığın ölümün üstesinden gelmek için yollar aradığıdır. Fiziksel bedenlerimiz vefat ettikten sonra neden ölmekte olduğumuzu ve bunu yaparken de ruhani bir yaşam umuduyla kabul etmeye çalışmıştır.

“Korku sizi batıl yapar.”

– Adolfo Bioy Casares

Sanal gerçekliğin başlangıcı

Ne zaman kurgu dünyasında ölümsüzlüğü tasvir etmeye çalışsak, bir şekilde kutsal olan Yüzüklerin Efendisi ya da mitolojik varlıklar gibi ölümsüz varlıkları hayal ediyoruz. Bu şekilde, ölümsüzlük için ödenen bedelin ya da ona öykünmeye çalışmanın bedelinin daima yüksek olduğunu görüyoruz. Morel’in İcadında, bilim adamı Morel ruhun ölümsüzlüğünü veren bir makine yaratır. Bununla birlikte, fani bedenin maliyeti çok yüksek olacaktır.

Zamanın sinema ve yeni teknolojileri sayesinde, Bioy Casares bize farklı yansımaları getiriyor ve hatta bugünlerde bildiklerimizi sanal gerçeklik olarak öngörüyor. Ölümsüzlük kazanmak için başka yollar öne sürüyor. Morel’in İcadının ana karakteri, başlangıçtan itibaren ölümsüzlüğü, dolaylı ve bilinçsiz bir şekilde arar.

“Sonsuzluk edebiyatın nadir erdemlerinden biridir.”

– Adolfo Bioy Casares

Edebiyat belli bir şekilde ölümsüzdür. Eserlerini her okuduğumuzda bir yazara hayat veriyoruz. Edebiyat, kuşakların bir parçası olacak ve bu şekilde, eser ölümsüz olacaktır. Bu sadece bir başka ölümsüzlük şeklidir. Kahraman, bu gerçekleri, birilerinin gelecekte bulacağı umuduyla günlüğünde anlatır. Bunu yazılı olarak kaydederken, bir tür ölümsüzlük aradığını söyleyebiliriz.

bioy casares fotosu

Morel’in İcadında Aşkın İdealleştirilmesi

Daha önce de belirttiğimiz gibi, saldırganlar kaçağı görmemekte ve varlığını görmezden gelmektedirler. Kaçak, kendisinin görülmediğine inanmayı reddediyor ve bunun yakalanması için bir plan olduğunu düşünmeyi tercih ediyor. Var olmamayı reddediyor! Davetsiz misafirler, basitçe resimler ve anılar oldukları için onu göremiyorlar. Kaçak, bu görünmezliği kabul edemez. Aslında yeryüzünde kimse böyle bir şeyi kabul edemez. Var olmamak, hiç kimseye görünememek, o kişi için bir tür ölümdür. Yaşarken ölmek gibi olduğu için kimse bunu kabul edemez.

“Beni görmemiş duymamış gibi değildi; Sahip olduğum kulaklar, sanki gözlerim görecek kadar ya da duyacak kadar iyi değildi.”

– Kaçak, Morel’in icadı

Öte yandan roman ayrıca aşkı, aşkın idealleşmesini ve sevginin kaçakları nasıl canlı tuttuğunu da araştırıyor. Onun tek kurtuluş yolu, sadece hissettiği arzusudur. Gerçek şu ki, aşk, ana karakter tarafından dile getirilen yalnızlık korkusu gibi, ölüm kadar doğal ve insanidir.

Görülmüş olacağı anlamına gelse de, onlara karşı kötü planları kurar. Kendisine ihanet etmek için birlikte komplo kurduklarına inanır. Ve yine de, sonunda, o fikri düşünmez. Çünkü kaçak yalnızlıktan korkuyor ve bu düşünceler çok insani bir özelliktir. Aynı şekilde, içinde bir çok kıskançlık da vardır.

Sevgi ve Ölümsüzlük

Öte yandan, düşüncelerinin ne kadar mantıksız olduğunun farkına varır ve benzer bir durumda başka birinin de yapacağı gibi, içinde tutmakta zorlanır. Bu durumda aşk, platonik fikirlerle ve ayrıca sevginin ulaşılamaz, üstün ve ilahi olarak gösterildiği edebiyat konusu religio amoris ile ilgilidir.

Ayrıca, ölümsüzlüğe yol açan da romandaki aşk olacaktır. Her şeyin tetikleyicisi olarak, Morel de kendini Faustine ile ölümsüzleştirme arzusu içerisinde olacaktır. Aynı istek, aynı zamanda kaçağın da aynı arzusunu ortaya çıkaran tetikleyicidir.

Bioy Casares, sinemaya olan tutkusu ve bir anlatıcı olarak sahip olduğu büyük yetenek sayesinde, bizi neredeyse görselleştirebileceğimiz bir dünyaya götürüyor. Gerçekten de bir sinematografik senaryoya layık bir eserdir bu. Bizi, birkaç kez zihnini yitirse de, yine de adada yaşadığı her şeyin kalıcı olması adına kayıt tutan biri ile tanıştırır. Ancak, o, çok insani bir karakterdir ve elbette, herhangi birimiz de, böyle bir durumda benzer bir şekilde davranabilirdi. Şüphesiz, bu kitap okumaya değer bir eserdir ve bizi gerçekten düşünmeye davet eder.

“Ölüm, yaşanmış bir hayattır. Hayat bir ölümdür.”

– Jorge Luis Borges