Marcelo Ceberio: “Terapi İle Nöroplastisite Kazanmak Mümkün”

Ocak 6, 2020
Marcelo Ceberio'nun nöroplastisite ile ilgili düşüncelerini bu yazımızda bulabilirsiniz!

Marcelo Ceberio psikolojideki en göze çarpan figürlerden biridir. Çok sayıda eser, bilimsel makale ve 25’ten fazla kitap yazmıştır, bunların arasında Cennet Bekleyebilir, Süper Kahramanlar Da Terapiye Gider ve Cinderella ve Çirkin Ördek Yavruları da vardır.

Dahası, bu Arjantinli terapistin tanınmasını sağlayan bir şey varsa o da kendisinin sistemik yaklaşımın en büyük temsilcilerinden biri olmasıdır. Marcelo Ceberio bu modeli Palo Alto, Kaliforniya’daki Zihinsel Araştırma Enstitüsünde öğrenmiştir. Hatta, Ceberio şu an bu enstitüde bir profesör ve araştırmacı olarak çalışmaktadır.

Çok ilginç bir konuda konuşmak için Marcelo Ceberio ile röportaj yapmaktan büyük memnuniyet duyduk: nöroplastisite ve psikoterapi ile arasındaki ilişki.

Marcelo Ceberio: Terapi ve Nöroplastisite

Beynimiz hala gizemli bir organdır. Bu organın ağırlığı 1,5 kilo civarındadır ve sofistike nöronal bağlantılar içerir. Bazı insanlar bunun farkında olmayabilir ancak yaptığımız veya düşündüğümüz her şey beynimizi değiştirme kapasitesine sahiptir. Bu beynimizin nöroplastisite adını verdiğimiz bir özelliğidir. Nöroplastisite beynin, davranışlarımıza dayanarak, hem fiziksel yapısını hem de işlevsel organizasyonunu değiştirebilme yeteneğine verilen addır.

Bu yakın zamana kadar geçersiz olan bir konseptti. Hatta bazıları insanlar belli bir yaşa ulaştığında beyinlerinin yeni nöron ağları oluşturmasının imkansız hale geldiğine inanıyordu. Ancak şimdilerde Dr. Álvaro Pascual Leone gibi önemli figürler hastalarda değişimlere sebep olan bu mekanizmaları anlamaya çalışmakla meşguller.

Bu arada, Marcelo Ceberio terapötik sürecin kendisinin herhangi bir psikolojik yaklaşımda nöroplastisiteyi nasıl desteklediğini ortaya koyuyor. Bununla birlikte, bu, anlamları yeninden inşa etmemize ve hastanın iyiliğine olacak yeni düşünce örüntüleri yaratmamıza izin verebilecek umut aşılayan bir araçtır. Marcelo Ceberio bu ilginç röportajda bizlere bunu anlatıyor.

Beyindeki elektrik akımlarının temsili bir görseli.

S. #1. Marcelo Ceberio, nöroplastisite nedir?

Kısa zaman önce insanların yeni nöron ağları yaratmanın imkansız olduğuna inandığını düşününce! Bugünlerde, biliyoruz ki dünyada geçireceğimiz son güne kadar ağlar, ve ağlar, ve ağlar, ve daha fazla ağ oluşturmaya devam ediyoruz. Nöroplastik ağlar birbirlerini geliştiren bir partner nöronlar zinciri anlamına gelir.

Bu nöronal bir domino efekti gibidir, sinir ağları zincirler halinde var olur ve hep beraber çalışır. Eğer ortam değişime eğilimli ise kendimizi adapte edebilmek için davranışsal plastisiteye ihtiyaç duyarız. Buna ek olarak aynı zamanda duyguları, yansımaları ve eylemleri içeren bir ağ reaksiyonu ortaya çıkartan nöronal bir ilişkiye de ihtiyaç duyarız.

Bu plastisite biyolojik sistemlerin bir özelliğidir ve sistemin hayatta kalabilmesi için çevredeki değişikliklere adapte olabilmesine izin verir. Bundan dolayı öğrenme süreçleri ve hafıza esnekliği tercih eden olaylardır ve sinir sistemi ne kadar esnek olursa organizmanın öğrenme kapasitesi o kadar büyük olacaktır.

Bu noktada Darvinci temel duyguların (neşe, hüzün, iğrenme, korku, şaşkınlık ve öfke) adaptasyon ve hayatta kalmayı farklı açılardan mümkün kıldığını hatırlamalıyız.

S. #2: Nasıl nöroplastisite kazanabiliriz?

İnsanların iletişim süreçlerinin bir kısmı bir dizi aksiyon, geri bildirim ve farklı anlamlarla dolu sayısız yapı oluşturan etkileşim ile şekillenir. Ancak bu anlamlar aynı zamanda bahsettiğimiz devreleri de oluşturur, dolayısıyla bu temelde sonsuz bir döngü içerisinde olan bir sistemdir.

Bununla birlikte, aksiyonlar (konuşma da dahil olmak üzere) bağlam içine alındığında muhatabında anında birtakım kodlar üretir. Bundan dolayı muhatabın cevapları kişisel atama ile oluşan yapıların bir ürünü olarak ortaya çıkar.

Deneyimlediğimiz her şey (ve bunu derken hem konulara, hem durumlara, hem de objelere atıfta bulunuyorum) bir kategorinin bir parçasıdır. Kategoriler belirli semantik yansımalar taşıyan bilişsel kutulardır.Bu kutular bir şeyleri farklı sınıflara ayırır ve aynı zamanda her kategori bir diğer kategorinin bir parçası olabilir ve birkaç kategoriyi içine entegre edebilir. Örneğin bir sandalye mobilya kategorisi altında değerlendirilir ancak aynı zamanda farklı sandalye kategorilerini bir araya getiren bir kategorinin bir parçası da olabilir.

Biz insanlar algısal olarak bazı ayrımlar oluşturuyoruz. Diğer bir deyişle bizi etkileyen belirli şeylere odaklanıyor veya onlara özen gösteriyoruz. Bu şeylerin çoğu bir veya birkaç anlamı olan ağlarda birleşen kategorilere ait. Bu açıdan kategorik ağların nöroplastik ağlarda izdüşümleri vardır.

Aynı anlam ve alışkanlıklar altında inşa edilmiş davranışlar, davranışları aynı şemalar altında sürdürme alışkanlığı, bireyin istenmeyen bir sonuç almış olmasına rağmen uygulamaya devam ettiği başarısız çözüm girişimleri gibi şeylerin hepsi aynı sinirsel ağlarda gerçekleşir. Ağ bir kere sürdürülebilir hale geldiğinde sistematize edilir ve bu noktada farklı aksiyonlar almak, bir şeyleri farklı algılamak veya bir şey hakkında farklı hissetmek ile zıt giden bir duyguya düşeriz, bu duyumsamazlık (apati) gibi bir şeydir. Bu temelde yaratıcılığa zıt olan bir yoldur.

Bu ufak prolog kendi kendimize çalışarak nöroplastisite kazanabileceğimizi ifade eder. Geleneksel yollar yerine alternatif yollardan gitmek büyük bir meydan okumadır, ancak aynı zamanda nöroplastik ağlarımızı genişletmenin bir yoludur.

Yollardan bahsetmişken, örneğin ben bir maraton koşucusuyum. Ne kadar fazla insanın parklar, caddeler ve koşu yolları gibi bilinen yerlerde antrenman yaptığını görüyorum. Alternatif yolları denemeye cesaret eden sadece birkaç kişi var. Çoğu genellikle önceden tasarlanmış yollarda koşuyorlar. Nöroplastisite kazanmak için yapılabilecek bir egzersiz geleneksel yollarda koşmaktan kaçınmak kadar basit bir şey olabilir.

Dişlerinizi dominant olmayan elinizle fırçalamak, geriye doğru yürümek ya da normalde yapacağınız şeye alternatif çözümler aramak zihnimizdeki hem nöral ağlarda hem de kategorilerde farklı yollar oluşturmamıza yardımcı olan şeylerden bazılarıdır.

Yol üzerinde koşan bir kişi.

S. #3: Terapide nöroplastisite üzerine çalışmak mümkün müdür?

Nöral ağlar terapide hep kullanılır. Bir danışan kendi problemleri hakkında konuştuğunda olayların gerçekleşme sırasını anlatırken kullandığı kelimeler nöroplastik bir zincire işaret eder.

Kullandığı kelimelerin anlamları, bilgileri işleme şekilleri, hareket edişleri gibi şeylerin tamamı nöral bir ağ oluşturur. Eğer dünya semantik yansımalarla dolu kategoriler aracılığı ile inşa edildiyse bu bilişsel kategoriler ağının nöronal ağlarda bazı nörobiyolojik izdüşümleri var olduğundan bahsettiğimi hatırlayın.

Ben terapiyi, daha doğrusu herhangi bir yaklaşımdaki terapötik süreci, müdahale için kullanılan yol ne olursa olsun, anlamları tekrar inşa etmek için alınan büyük eylemler olarak görüyorum; hem pragmatik (görevlere dair talimatlar), hem duygusal (psikodrama, vücudun kullanımı), hem de bilişsel açıdan (olumlu çağrışımlar).

Kategorilerin değişmesi ve anlamı yeniden inşa etmek yeni nöroplastik ağlar oluşturmanın bir parçasıdır. Bu, halihazırda geliştirilmiş olana alternatif bir yol oluşturan bir nöronal dizilime atıfta bulunur. Diğer bir deyişle, acı, öfke ve gerginlik üretimi yapan ağdan, nöronal sistematizasyondan kopar. Nöral zincir bilginin işlenme biçimini şekillendirir. 

Hepimiz nöroplastik olduğumuz için hem kelimeleri hem de sözsüz dili kullanarak değişim fırsatları yaratabilme yeteneğine sahibiz. Terapistler ise diğer ağların inşa edilmesini desteklemek için stratejik müdahalelerde bulunur.

S. #4: Danışanların konsültasyonlara getirdiği durumlar veya problemlerin hepsi nöroplastisite açısından üzerinde çalışılmaya elverişli midir?

Evet, elbette. Önceki soruda bahsettiğim üzere tüm insan problemleri nöroplastik zincirlerin inşa edilmesini içerir. Terapide, yeni kategoriler ve geleneksel ağlara alternatifler geliştirerek bu zincirleri yıkıyoruz.

Bu kulağa çok basit gelebilir ama aslında son derece kompleks bir süreçtir ve sanat ile bilim arasına düşen bir konsepttir. Son zamanlarda sistemik epistemoloji üzerine bazı dersler verdim.

Eylemlerimiz ve duygusal veya bilişsel olarak bilgiyi işleme yollarımız otomatik bir şekilde bazı ağlar oluşturur. Diğer bir deyişle bunlar eylemsiz ağlardır. Bu bizi sürekli aynı şeyleri yapmaya ve negatif bir sonuç alsak bile hep aynı mekanizmaları kullanmaya devam etmeye sürükler.

Önyargılar, zorunluluklar ve ritüeller nöral ağların alternatif ağlar inşa edilmesini engellemek için kullandığı katı silahlarının bir parçasıdır. Ancak asıl mesele terapistlerin yaptığı şeydir…

S. #4.1: Bize bir örnek verebilir misiniz?

Sürekli bana en büyük kızlarının neden inancını Hristiyanlık olarak değiştirdiğini sormaya gelen dört çocuklu bir Yahudi çifti hatırlıyorum. Bu ebeveynler kızlarının çocuklarının kuzenlerini görmesine neden izin vermediğini anlamıyordu.

Bu dört çocuğu derinlemesine araştırmaya başladım. En büyük çocuk dindar bir Yahudi ile evlenmişti ve tüm aile Yahudiliğin en uçtaki ritüellerini bile yapmaya devam ediyordu. Diğer çocukları dinini aynı ebeveynleri gibi yaşayan bir Yahudi idi, din ile ilgili esnekti, zaman zaman Şabat ritüellerini yapıyor ve tapınağa gidiyordu. En küçük iki çocukları ateistti ve Katolik olan partnerleri vardı. Birinin bir oğlu vardı ve dinin direktifleri doğrultusunda dindar kuzenlerinin onunla iletişimde olmaması gerekiyordu.

Çiftlerin bazıları aile etkinliklerine katılmamaya karar verdiği için ebeveynler gergin hissediyorlardı. Kızlarının ve damatlarının davranışlarını anlamıyorlardı. Dine olan bağlar ve adanmışlık nasıl onların arasındaki kan bağından güçlü olurdu? Çocuklarını yetiştirme stilleri ile ilgili inanılmaz suçlu hissediyor ve nerede yanlış yaptıklarını merak ediyorlardı.

Bu fiksasyonun ne kadar güçlü olabileceğini anlamak için din ile ilgili çok fazla şey öğrenmeleri gerekti. Ancak, her şeyden önce, yaptığım ana müdahale onların suçluluk hislerini yeniden inşa etmekti. Diğer şeylerin yanında onların iyi ebeveynler olmuş olduklarını da açıkça ifade ettim. Sevecendiler ve çocuklarının refahı hakkında endişeliydiler, hatta o kadar endişeliydiler ki bu onları terapiye gelmeye itmişti.

Çocuklarını onlara bütün konularda seçim özgürlüğü vererek büyüttüklerini güçlü bir şekilde onayladım: çocukların ideolojik, sosyal, politik ve dini özgürlüğü vardı. Bu ebeveynler çocuklarını hiç spesifik bir modeli takip etmeye zorlamamıştı. Bunun aksine, çocuklar inandıkları şeyleri seçmek söz konusu olduğunda tüm özgürlüklere sahiptiler.

Onların başına gelmiş olan şey bu kadar özgür çocuklar yetiştirmiş olmalarının direkt bir sonucu. Bu riskin ortaya çıkacağını var saymak gerektiğini söylemeliyim. Ancak, eğer ebeveynler çocuklarının sadece seçim özgürlüğü olmasını istiyorlarsa bu riski açık kollarla karşılamalılar. Dolayısıyla, onları sevgi dolu ve sorumlu ebeveynler oldukları için kutladım.

Seansı terk ederken kafaları karışıktı ancak suçluluk hissetmiyorlardı. Bunu takip eden seansta daha mutlu görünüyorlardı ve partiler ve aile toplantıları organize etmeye başlamışlardı. Bu tekrar kategorize etme süreci bazı olayların kategorilerinde değişiklikler olmasına yol açmıştı. Bunun bir sonucu olarak buna paralel olarak gelişen diğer aksiyonlar oldu. Bu nöroplastik değişimdir: kategori değişikliği diğer bir sinaptik zincirin kullanıldığını gösterir.

S. #5: Terapide yaşanan değişiklik bir açıdan nöroplastisite ile ilgili miydi? Nasıl?

Elbette. Müdahale danışan için uygun olduğunda anlamın değişme ihtimali içselleştirilmiş ve sistematikleştirilmiş ağlara alternatif bir ağ inşa eder.

Müdahalenin yapısı, stili, nasıl ele alındığı gibi şeylerin tamamı araçsaldır. Yeni bir kategori inşa edilmesine izin veren şey içerikten ziyade terapinin yarattığı etkidir. Danışanın en çok kullandığı yolları tespit etmek (görsel, temassal, kokusal, işitsel vb.) terapistin danışanının dilinden konuşabilmesini sağlar ve müdahaleyi en etkili şekilde gerçekleştirmesine olanak tanır.

Terapisti ile seansta olan bir kadın.

S. #6: Gerçekliğin inşası, yani diğer bir deyişle bir insanın bilişsel yapıları üzerinde çalışmanın nöroplastisite ile bir ilgisi var mıdır?

Anlamları tekrar inşa etmek hakkında konuştuğumuzda daha esnek gerçekler için geçerli olan kategoriler yaratmaktan bahsederiz. Bundan dolayı bilişsel seviyede ne zaman bir değişim olursa olsun her seferinde farklı duygular ve eylemler beklenir. Bundan dolayı alternatif bir gerçeklik yaratılmış olur.

Buna ek olarak, eğer nöral ağlarımızı değiştirmek üzerine çalışırsak daha fazla nöroplastisite sahibi olur ve beynimizin yaratıcı yarı küresini çalıştırırız, ki bu da sağ yarı küredir. Bu şekilde problemler için daha fazla alternatif çözüm bulabilir ve diğer insanların bakış açılarını anlamak adına bunlara daha fazla adapte olabiliriz. Temel olarak daha fazla empati sahibi olur ve olaylar hakkında daha kolay bir şekilde farklı bakış açıları geliştirmeyi öğreniriz.

S. #7: Peki, epigenetik ile nöroplastisite arasında bir ilişki var mıdır?

Epigenetik biyolojinin genler arasındaki sıradan iletişimleri ve bu iletişimlerin fenotipleri oluşturan ürünlerini çalışan dalıdır. Akılda tutulması gereken önemli bir şey vardır. Bizim gözlemleyebildiğimiz şey karşımızdaki insanın genotipi değil fenotipidir, ki bu da genotip ile bağlamın karışımının sonucu olarak ortaya çıkar.

Günümüzde hala çevremiz tarafından ne kadar şekillendirildiğimize dair evrensel bir fikir birliği yoktur. Bundan dolayı epigenetik genetik ve çevresel etkiler arasında bir köprü olarak ortaya çıkmıştır. ‘Epigenetik’ teriminin en yaygın kullanılan tanımı gen fonksiyonundaki DNA sekansını değiştirmeden meydana gelen kalıtsal değişikliklerin incelenmesidir.

Stresin bağışıklık sistemini etkilediğini ve basit bir soğuk algınlığından kansere kadar tüm hastalıkları etkileyen ana faktör olduğunu unutmayın. Aynı durumla karşılaşan iki insan nasıl bu kadar farklı reaksiyonlar gösterebilir; biri hasta olur veya semptomlar gösterirken diğeri nasıl sağlıklı kalabilir?

Bu farklılıklar her kişinin DNA’sı ile ilgilidir.Stres sadece kaotik durumlarda aktif olan sessiz genleri aktif hale getirir. Bu genlerinde kanser geni olan ikiz kardeşler ile açıklanabilir: biri 30 yaşında terminal kanserden ölürken diğeri 90 yaşında doğal sebeplerden ölür. Onları farklı kılan şey nedir?

Yaşam stili, negatif duygular, çevresel faktörler, alışkanlıklar, tütün kullanımı, beslenme düzeni, stres ve duygusal anlamda yoğun olan durumlar genler üzerinde büyük bir etkiye sahip olabilir. Ancak stres dolayısıyla yükselen kortizolün genleri aktif hale getiren histonların metilasyon veya asetilasyonuna yol açmasına sebep olan süreç hala bilinmezdir.

Nöroplastisitenin bir anti-stres faktörü olduğunu söyleyebilirsiniz. Daha fazla esneklik ve empati sahibi olmak ve girişken bir karar verme mekanizmasına sahip olmak hayatı daha kolay hale getirir. Bundan dolayı hayat kalitesini yükseltebilmek için epigenetik aktivasyon devrelerini kırmak pratik bir çözümdür.

Görebileceğiniz üzere nöroplastisite kazanmak mümkündür. Yeni bilişsel rotalar ve farklı yollar oluşturmaya çalışmak bunu yapmanın tek yolu değildir. Terapötik çalışma da bir seçenektir. Şüphesiz ki, Marcelo Ceberio ile konuşmak bu konuda harika bir öğrenme fırsatı idi.