Kolektif Bilinçaltı Var Mıdır?

· Temmuz 5, 2017

Bir örnekle başlayalım: Küçükken hepimiz bisiklet sürmeyi öğreniriz. Bir süre sonra pedala basarken yere yuvarlanmamak için dengemizi nasıl koruyacağımızı düşünmeyiz bile. Beynimiz ve kaslarımız, bunu otomatik olarak yapmamızı sağlayan bilgiyi depolamıştır.

Uzmanlar kolektif bilinçaltından ‘insanların doğuştan getirdiği bir özellik’ olarak bahsetmektedir. İnsan ırkının üyeleri olarak hepimizin sahip olduğu bir tür tecrübe deposu, ‘evrensel bir kütüphanedir’. Bir güzelliği olan bir fikirdir bu. Bütün insanların aynı mirasa sahip olduğunu, beynimizin içinde adeta ufak bir sandık benzeri bir şeyin olduğunu öne sürer. Biz unutmuş olsak bile oradadır.

Kolektif bilinçaltı ve rüyalar

Psikiyatri alanındaki uzun tecrübesine dayanarak bu terimi ilk kez ortaya atan kişi, Carl Jung idi. Ona göre beynimizde, zihnimizde ‘arketip’ adı verilen bazı konseptler mevcuttur. Bunlar insanlığın temel boyutlarıdır: sevgi,korku, varlık. Hepimizin hissettiği ve aynı zamanda da acısını çektiği temel boyutlar. Doğuştan kazandığımız ve aynı zamanda da anne babalarımızdan miras aldığımız bir şeydir ki onlar da kendi anne babalarından miras almıştır bu özellikleri.

Asıl soru şu: Kolektif bilinçaltına nasıl erişiriz? Onu nasıl hatırlarız? Bu tıpkı bisiklet binmeyi ya da yüzerken su üzerinde kalmayı hatırlamaya benzer. Jung’a göre kolektif bilinçaltına ulaşmanın yolu rüyalardan geçer. Bu nedenle, araştırmasının büyük bölümünü rüyalara ayırmıştır. Hepimizin paylaştığı ortak bilinçaltına eriştiğimiz yerdir rüyalar.

Gerçekten kolektif bilinçaltı diye bir şey var mı?

Kolektif bilinçaltının varlığını kabul etmek için hayat ve bütün evrenin canlı bir madde olduğuna inanmaya başlamalıyız. Mesela Samuel Batler, bütün hayatın bilinçsiz bir hatıradan ibaret olduğunu ve atomların bile bu hatıraya sahip olduğunu söyler.

Bütün bunlar, insanlığın genetik kökeninden genetik olarak miras aldığımız temel bir hatırayla dünyaya geldiğimize işaret ediyor. Bu, nesiller boyu geliştirdiğimiz ve farkında olmadan hafızamızda tuttuğumuz bir şeydir.

Hepimiz aynı içgüdüleri paylaşırız: sevgi, öfke, kızgınlık, korku. Bunlar, vücudumuza yüklenmiş çok güçlü duygulardır ve vücudumuz, hepimizin nasıl tanıyacağımızı bildiğimiz bir şeydir. Pek çok kişinin paylaştığı bazı korku türleri vardır: karanlıktan korkmak, ya da temel bir ayakta kalma içgüdüsü olan kendimizi savunamamak korkusu…

Jung’a göre insanlar çoğu zaman çok benzer rüyalar görürler. Nasıl açıklayacağımızı bilemediğimiz durumlar, hayaller ya da deneyimler vardır ve bunların başka insanlar ve kültürlerde de yaşandığını görürüz.

Belki de bu, bir psikiyatrın kuruntusundan ibarettir. Belki de hepimizin bir ‘bilgelik kütüphanesi’ paylaştığımız doğrudur. Siz ne düşünüyorsunuz?