İşlevsel Aptallık: Birçok Şirkette Büyük Bir Talep

· Ağustos 28, 2017

Yüksek sesle söylemek her ne kadar zorsa da şöyle bir gerçek var: Günümüzde işlevsel aptallık birçok organizasyonun ana itici gücü olmayı sürdürüyor. Yaratıcılık takdir edilmemektedir, kritik düşünme yeteneği, hiçbir şeyi değiştirmeyi tercih etmeyen ve her zaman uysal çalışanlar arayan işadamları için bir tehdittir.

Blogumuzda, birçok defa yaratıcı bir beyinin bir organizasyona sunabileceği şeylerle ilgili konuştuğumuzun bilincindeyiz. Bununla birlikte, farklı düşünmek, daha sezgisel olmak ve sezgilerimize daha fazla bağlı olmak kimi zaman çalışma ortamlarımızda bir avantajdan çok bir dezavantajdır.

Bunu açıklaması biraz zor. Bununla birlikte, her organizasyonun kendine has dinamikleri, politikaları ve düzenleriyle benzersiz bir yapıya benzediğini biliyoruz. Yenilik ve verimlilik için de mükemmel örnekler olan şirketler var. Ancak, günümüzde, beklenen köklü değişim hala uygulamaya konmamıştır. Büyük şirketler ve hatta küçük işletmeler bile hazır insanlar arıyor – bunda hiç şüphe yok – fakat aynı zamanda yönetilebilir, iyi eğitilmiş ve sessiz kişiler arıyorlar.

Açık, esnek ve eleştirel zihinlerden doğan dayanan yenilikçi fikirler başlı başına birer risktir. Bunun nedeni, yönetimin yeni fikirlere korkuyla bakmaya devam etmesi, çünkü şirketleri sıkı bir taslağa ve otoritelerin rakamların üzerinde tam kontrole sahip olmasını sağlayan dikey bir şemaya dayanıyor olmaya devam ediyor. Fakat, işçiler de, bu yenilikçi fikirleri ve insanları rahatsızlıkla karşılarlar çünkü bu hem onların düzenlerini bozar hem de kendilerinden üstün bir kapasiteye sahip düşünme gücü olan bu insanların yanında kendilerini kötü hissederler.

Bu üzerinde durmak isteyeceğimiz karmaşık bir gerçektir.

Fonksiyonel aptallık, büyük şampiyonumuz

Lund Üniversitesinde (İsveç Ekonomi ve Yönetim Yüksek Okulu) profesör olan Mats Alvesson ve örgütsel davranış profesörü Andre Spicer, “Aptallık Paradoksu” başlıklı çok ilginç bir kitap yazdı. Hepimizin bildiği üzere “strateji” veya “yönetim” gibi kelimelerin büyük önemi olan bir zamanda yaşıyoruz.

Yaratıcılık ve “Zihinsel Sistem Yönetimi” (MSM) gibi temel beceriler günümüzde büyük takdir görüyor, ancak iş ne zaman onları takdir etmekten onları uygulamaya geliyor işte o zaman büyük bir rahatsızlık boy gösteriyor. Bunun nedeni yeniliğin çok pahalı olmasıdır, çünkü henüz bilinmeyen bir şeyi deneme riskine girmek yerine zaten mevcut olana uyum sağlamak her zaman daha iyi bir seçenek olarak görülecektir. Bunların hepsi, sınırlandırıcı bir gerçeğe dönüşür: yenilik, yaratıcılık ve bilgiye dayanan bir ekonomi, yalnızca bir hayal olarak kalır.

Bununla birlikte, dikkate alınması gereken bir başka şey daha var: Parlak ve iyi eğitim görmüş bir kişi de işe ihtiyacı olan bir kişidir. Sonuç olarak, fonksiyonel aptallık kişinin işini elinde tutması için temel bir gereksinimdir ve kişi bunu sağlayabilmek için sürüye uyup prestiji az olan rutin işlere kendini adapte etmeye çalışacaktır.

Onların ne kadar iyi eğitildiği, fikirlerinin ne kadar iyi olduğu veya ne kadar fantastik becerilere sahip oldukları önemli değildir. Sesinizi yükseltirseniz, sizi avlamak üzere olan yırtıcılar hemen kendilerini gösterirler: sizden daha az zeki ve daha az yaratıcı olan yöneticiler ve iş arkadaşlarınız; sizden beyaz koyun sürüsü içinde sessiz olmanızı rica edeceklerdir. Çünkü potansiyelinizi ortaya çıkararak onları hedef göstermiş oluyorsunuz, çünkü yenilikçi fikirleriniz onların vasatlıklarından meydana gelen düzenlerini tehdit ediyor.

Bunu yapmayın, işlevsel aptallığa uymayın

Toplumumuzun kritik, dinamik ve yaratıcı düşünme süreçlerine sahip insanları kabul etmeye hazır olmaması da mümkündür. Şirketler de bu yenilikçi kıvılcımı yakalama konusunda başarılı olamayabiliyor. Fonksiyonel aptallığın da bu kadar kabul görüyor oluşunun nedeni, sadece “ayın sonunu getirebilmek” için ne olursa olsun “başka seçeneğimiz yok” demek insanlara daha kolay bir yolmuş gibi görünüyor.

Birçok sosyal yapıda hüküm süren fonksiyonel aptallık, bildiğimiz gibi, sadece yetkili ve parlak meslek sahipleri tarafından değil aynı zamanda işleri çok kolay olan insanlar tarafından da yapılmaktadır. Koşullar elverişli olsaydı hepimiz çok daha fazlasını yapabilirdik.

Bununla birlikte, muhafaza edilen, hayatta olan, ancak ilerlemeyen bir sistemi sürdürmek için bu işlevsel aptallığa tamamen kendimizi veriyoruz. Ve bu iyi bir yöntem değildir çünkü bu bağlamda hayal kırıklığı yaşıyoruz ve en kötüsü de mutsuz oluyoruz.

Üzerinde düşünülmesi gereken sorunlar

Bahsedilen kitabın, The Stupidity Paradox, yazarları Mats Alvesson ve André Spicer,, bu soruna yol açan dört faktör olduğuna işaret ediyor:

  • Organizasyonda yetkiye sahip olan kişiyi memnun etmeyi istiyoruz.
  • Sorunlara neden olmaktan kaçınmamız ve bazı insanlara duymak istemedikleri şeyleri söylemememiz gerekiyor.
  • Çoğu zaman, “işlevsel açıdan aptal olmak”, işlerin bizim için oldukça iyi olmasına yol açar: işimizi devam ettirir ve kabul ediliriz.
  • İşlerin büyük çoğunluğu bugün bu özellikleri talep ediyor. Yukarılara çıkmak ve daha da önemlisi, işinizi devam ettirmek istiyorsanız, dikkatli olmak, elinizden geldiğince hizmet etmek ve neler olduğunu sorgulamamak en iyisidir.

Çoğu, mevcut sistemimizi yeniliğe, yaratıcılığa ve bilgiye dayalı bir ekonomi olarak tanımlar. Bununla birlikte, neredeyse hata yapma riski olmaksızın, işletmelerin sadece% 20’sinin bunu uygulamaya koyduğunu söyleyebiliriz. O halde, o parlak zekalarla ne olacak? Kendilerini en iyi şekilde işlerine adamak isteyen bunca insana ne olacak?

Olasılıklar ve değişimler

Okulumuzun ve akademik yaşamımızın büyük bir bölümünü, Sir Ken Robinson’un, doğal becerilerimizin ve kişisel eğilimlerin bir araya geldiği boyut olarak tanımladığı “niteliklerimizi” aramak için harcıyoruz; ve sonunda, Çalışanlar dünyasına giriyoruz ve ipler burada kopuyor. Vazgeçmek iyi değildir, bu ayrımcı motorun bir başka dişlisine dönüşmek işleri daha iyi yönde değiştirmeyecektir.

Belki de yaratıcı beynin cesur olması ve inisiyatif alması için eğitilmesi gerekiyordur. Risk alan, eski moda döngülerinin dışına adım atan; her gün daha fazlasını isteyen bir topluma yenilikçi hizmetler sunma kapasitesine sahip yeni şirketler bulmak üzere risk almaları gerekiyordur. Büyük değişimler bir gecede gerçekleşmez, daha ziyade günlük ufak adımlarla birlikte, her gün yeni ve durdurulamaz fikirlere yol açarak kendilerini gerçekleştirirler.