İlk Zamanların Büyüsü

· Ekim 7, 2018

İlk zamanlarla ilgili bu kadar çok sevdiğimiz şey nedir? İçimizi kıpır kıpır eden o çok özel şey nedir? Ne olacağını bilmediğimizde ya da yeni bir şeyler olduğunda beliriveren o sihirli anlar ve midemizde uçuşan kelebekler… Bu, işte ilk zamanların büyüsü.

İlk iş, ilk buluşma, yeni bir şehre ilk bakış, yeni bir filmi izlemek. Tüm bunlar yeni deneyimler ve biraz da kesin olmayan haller içerir. Korku ve şüphe gibi birçok farkı şey hissetmemize sebep olurlar. Motivasyon, sürprizler ve daha birçok pozitif şeyi de hissetmemizi sağlarlar.

Bir şey ile ilk kez karşılaştığımızda, onunla ilgili bir planımız ve amacımız olur. Neye benzeyeceğini, ne olacağını ve bize neler getireceğini hayal ederiz. Bunların hepsi, içimizde bizi ilerlemeye iten ve diğerlerine en iyi tarafımızı göstermeye motive eden tarafımızı canlandırır.

İlk anlar, binlerce gizli kapıya bakıp bunların hiçbirinin nereye çıktığını bilmezken yine de onları açmaya benzer. Eğer ilk engeli, koruyuculuktan kaynaklı korkuyu aşarsak, yeni ufuklar keşfederiz. İlk anlar büyülüdür, çünkü ne olacağını bilmesek dahi, ileri gideriz.

İlk zamanların umudu

İşte büyülü olan budur. İşimizde ne olacağını bildiğimizde ya da onunla birlikte olacağımızı bildiğimiz biriyle olduğumuzda ya da hatta iş yerinde o gün gerçekleşecek toplantının nasıl geçeceğini bildiğimizde, ilk zamanlar içimizde olan umudu biraz yitiririz. Rafael Satandreu’nun dediği gibi, eğer karşılaştığımız durumlar ilk kez başımıza geliyor gibi açık bir kafayla yaklaşırsak, her gün aynı umutla yeni bir şeyler keşfederiz.
suya atlayan arkadaşlar

Bir dönemi okul dışında geçiren öğrencileri düşünün. Yeni dönem başladığında, kendilerini bir sınıf dolusu yeni insanla bir arada bulurlar. Gezilip keşfedilecek yeni bir şehir. Yeni yılın oldukça eğlenceli olacağına dair güzel beklentileri vardır. Diğer bir yandan, aylar geçip geri dönüş yolu yaklaştığında, bilinmeyenlerin bir kısmına aşina olunur.

Başımızdan geçenlerin olmalarına alışkın olduğumuz yerlerde gerçekleşmediğini görürüz. Her gün, yaşadığımız şehirde yeni yeni köşeler keşfederiz. Binlerce keşfedilmemiş şey, tanışılmamış insan vardır. Ama eğer başlangıçların büyüsünü zihninizde canlı tutup her gün o bakış açısıyla hareket ederseniz, her gün ilk zamanların gücünü hissedebilirsiniz.

İlk zamanların büyüsü ve umudu durumların kendisinde değildir. Daha ziyade, davranışlarımızda ya da durumlara karşı olan bakış açımızdadır. Sihri kendimiz yaratırız. Öyleyse neden her güne yeni bir başlangıç gibi başlamayalım?

Geçmiş deneyimlerimizden edinebileceğimiz olumlu davranışlar nelerdir?

Her gün ne olacağını bilmemenin sihrini taşır. Fakat eğer hali hazırda bildiğimiz şeylere odaklanmayı seçip her günün daha iyi bir gün olmasını dilemezsek, her yeni günün yarattığı harikalıkları da göremeyiz. Günün nasıl başlayacağını biliyor olabiliriz fakat nasıl biteceğini bilemeyiz.
güne başlamak

İlk zamanlarda, gerginlik, korku ve şüphe hissetmemiz de mümkündür. Fakat belki bu hislerden de bir şeyler öğrenip gelişmeye devam edebilmek için belirsizliklerimizi en aza indirgemek için bunları birer araç olarak kullanabiliriz.

Hadi ilklerle dolu bir gün yaratalım kendimize. Her andan olumlu bir şey çıkaralım. Sihri yaratma ve her şeyi ilk kez yaşıyor ve son kez olacakmış gibi bir tutkuyla yaşama gücüne sahibiz. Bir şeyi üçüncü, dördüncü hata onuncu kez yapıyor olsak da, ilk anlarda midemizde uçuşan kelebekleri ve o anların belirsizliğini yitirmeyelim.