İlişkilerde Yaş Farkı: Aşk Bir Sayıdan Fazlasıdır

Mart 17, 2020
Aralarında büyük yaş farkı olan bireylerden oluşan çiftler hala eleştiri ve şüphelerin odağı olmaktadır. Bu yazımızda aşkın sayılardan daha fazlası olduğunu keşfedeceğiz.

Gerçek aşk yaş farkı üzerinde düşünmez; tutku, çekim ve aynı değerler ve hayat planını paylaşmak ile ilgilidir. Birçok insan büyük yaş farkı olan çiftlerin ilişkilerini eleştirir. Ancak bu ilişkilerin birçoğu son derece güçlü görünmektedir.

Romantik ilişkilerde büyük bir yaş farkı olması hala çoğunlukla eleştirileri çeken bir şeydir. Birbirini seven iki insan arasındaki yaş farkı dikkat çekmeye ve bazı çirkin yorumlar almaya devam etmektedir.

Bu ilişkileri eleştiren kişilerin birçoğu bunun gerçek aşk olduğundan şüphe duymaktadırlar. İlişkinin bir ya da diğer tarafının art niyetleri olduğunu düşünüyorlar.

Aralarında Yaş Farkı Olan Ünlü Çiftler

Emmanuel Macron ve karısı Brigitte, Harrison Ford ve Calista Flockhart, Michael Douglas ve Catherine Zeta-Zones, Hugh Jackman ve Deborra-Lee Furness… Bunlar, yaş farkları güçlü ve mutlu ilişkileri olmasını engellememiş olan bazı ünlü çiftlere örnekler.

Ancak, toplumsal değerlerdeki belirgin olan ilerlemeye rağmen bu çiftler asla eleştiriden muaf tutulmamaktadır.

Bunun bir örneği, eğer bir yaş farkı olmak zorundaysa, insanların hala erkeğin daha yaşlı olmasının daha iyi olacağını düşündüğü gerçeğidir.

Bu konuda yapılan araştırmalar sosyal anlamda reddedilmenin ağırlığının bu ilişkilerde sık sık bir ayrılık sebebi haline geldiğini göstermektedir.

Aşkın gözü kördür ve yaştan anlamazAncak, ortak bilinç dışımız söz konusu olduğunda hala aşk tanrısının oku eğer vurursa, bunun benzer yaştaki biri ile olması gerektiğini düşünüyoruz.

“Aşk gözler ile değil zihin ile bakar ve bundan dolayı da kanatlı Cupid kör bir şekilde resmedilmiştir.”

– William Shakespeare, A Midsummer Night’s Dream

Macron ve karısı.

İlişkilerde Yaş Farkı Gerçekten Önemli Midir?

Partneriniz ile aranızda büyük bir yaş farkı olması çoğunlukla büyük bir zorluktur. Bunun nedeni genellikle bu durumun arkasında yatan stigma ve kişilerin çevrelerindeki insanlardan algıladıkları onaylanmama durumudur.

San Diego Üniversitesinden Brian Collisson ve Luciana Ponce De León tarafından son zamanlarda yürütülmüş çalışmalar aşağıdaki şeylere işaret etmektedir:

Aralarındaki yaş farkı 15 ila 20 yaş olan iki kişi arasındaki ilişkide eşitsizlik algısı olarak bildiğimiz durum yaşanır.

Eşitsizlik algısı kavramı sosyal ön yargılar üzerine kurulmuştur. İnsanların en sık düşündüğü şey, yaşlı olan insanın bu ilişkiyi kullanmak suretiyle belli bir statüye ulaşmaya çalıştığıdır. İnsanlar bu kişinin etrafındaki insanlar tarafından beğenilmek istediğini düşünürler. Bu özellikle de erkekler söz konusu olduğunda geçerlidir. Bir açıdan, daha genç bir partnerleri olması bir bakımdan bir fetih duygusuna işaret edebilir ve benlik saygısını arttırabilir.

Diğer yandan, genç olan insan da aynı eşitsizlik algısını dolayısıyla insanların eleştirilerinin kurbanı olur. İnsanlar bu kişinin sadece güvende hissetmek ve bir anne ya da baba figürünün yokluğunun üstünü kapatmak istediğini söylerler. Yaygın olan bir diğer varsayım ise daha genç olan partnerin yaşlı partnerin finansal statüsünden etkilendiği varsayımıdır.

Bu Stigma Güç Kaybediyor

Büyük bir yaş farkı bulunan bazı durumlarda sadece kendileri için orada olan insanlar olabildiği doğrudur – bu insanlar, diğer şeylerin yanında, statü, finansal güvenlik ve koruma arıyor olabilirler.

Ancak, jenerasyonları aşan bir aşk, düşündüğümüzden sık gerçekleşen bir durumdur. Beklenmedik şekillerde başlayan bu romanslar genellikle ilişki sağlam hale gelene kadar bu sosyal stigmalardan kaçınmayı başarır.

Yaşlı bir erkek ile genç bir kadın arasındaki ilişkiler giderek daha da kabul edilir hale gelmektedir. Ancak, genç erkekler ile yaşayan yaşlı kadınlara karşı hala biraz stigma bulunmaktadır. Aynı şey gay ve lezbiyen çiftlerin de başına gelir, ki onlar için bu ön yargılar ortalamaya vurulduğunda heteroseksüel çiftlerin yaşadıklarının iki katıdır.

Aşkta Önemli Olan Sayılar Değil Değerlerdir

Sosyal stigmaların ötesinde bu çiftlerin genellikle yüzleştikleri zorluk iki farklı jenerasyona ait oldukları gerçeğidir. Sosyal yetiştirilmelerindeki bu farklılık zaman zaman partnerlerden birinin diğerinden son derece farklı olan değerleri ve eğitimsel bir arka planı olduğu anlamına gelebilir. Ayrıca kişiler son derece farklı olan arkadaşlara da sahip olabilir ve partnerlerinin zaman geçirdiği yerlerde bulunmak istemeyebilirler.

Bu tip şeyler genellikle yaş farkı 20’ye yaklaştığında ya da 20’yi geçtiğinde gerçekleşir. Ancak, bu zorlukların tamamı zaman ile aşılabilir. Bunun ön şartı partnerler arasında uyum olması ve partnerlerin her ilişkinin dört temel köşe taşına saygı duymalarıdır:

  • Hayatta aynı hedeflere ve aynı bakış açısına sahip olmak.
  • Aynı değerleri paylaşmak.
  • Tatmin edici bir cinsel hayat sahibi olmak.
  • Birbirini tamamlayan nitelikler içeren kişiliklere sahip olmak.
Aralarında yaş farkı varmış gibi görünen bir çift.

Sonuç olarak, romantik partnerler arasındaki yaş farklarını birçok durumda ikisinin aralarında çizilmiş olan bir köprü ile karşılaştırabiliriz. Bu köprü sosyal ön yargıların ve yararı olmayan yorumların üzerinden geçmelidir.

Aşkın asla kolay olmadığı doğrudur. Aşılması gereken engeller, üzerinde çalışılması gereken zorluklar ve karşılaşılması gereken problematik durumlar vardır. Ancak eğer kişiler bunlar ile birlikte yüzleşir, ve birbirlerine olan bağlılıklarını güçlü tutarlarsa işte o zaman istedikleri herhangi bir şeyi başarabilirler.

  • Collisson, Brian, and Luciana Ponce De Leon, “Perceived inequity predicts prejudice towards age-gap relationships,” Curr Psychol (2018), https://doi-org.libproxy.sdsu.edu/10.1007/s12144-018-9895-6.
  • Lehmiller, Justin J., and Christopher R. Agnew, “Commitment in Age-Gap Heterosexual Romantic Relationships: A Test of Evolutionary and Socio-Cultural Predictions,” Psychology of Women Quarterly 32, no. 1 (March 2008): 74–82.
  • The marital satisfaction of differently aged couples. Wang-Sheng Lee y Terra McKinnish. Journal of Population Economics 2017 doi.org/10.1007/s00148-017-0658-8