Hollywood Dizisi: Bilinen Tarihi Hayal Etmek

Ocak 9, 2021
Hollywood, eleştirmenlerin hakkında ortak bir noktada buluşamadıkları serilerden biridir. Bilinen hikayeler ve insanların yeniden hayal edilmesini içeren bu dizinin değeri, dönemin basmakalıp rollerini bulanıklaştıran şiirsel adalettir.

Bu yedi bölümde Hollywood dizisi, tarihi yeniden yazmayı başarmıştır. Ian Brennan ve Ryan Murphy’nin yarattığı bu yeni Netflix dizisi, eleştirmenleri tamamen ikiye bölmüştür. Eleştirmenler ya çok sevmiş ya da nefret etmiştir. Birçok kişi, yüzeysel olduğunu ve cazibe ve eşitsizlikle tanımlanan bir çağın sanrısal yeniden yazımı olduğuna inanır.

Hollywood dizisi sizi, sinemanın en yüksek eğlence biçimi olduğu yıldızlar kentinin altın çağına götürür. Sizi 1940’larda ve 1950’lerde Hollywood’a, film şeritlerinde hayallerin gerçeğe dönüştüğü ve yıldızların tanrılar gibi olduğu yere gitmeye davet ediyor.

Ancak o yıllarda, tüm ışıltı ve çekiciliğin arkasında bazı karanlık gerçekler vardı. Dizi başlar başlamaz, sizi acımasız, geçici ve adaletsiz bir dünyaya davet ediyor. Tarihi gerçekten yeniden yazabilseydiniz, Oscar’ın şimdi nasıl olacağını hayal ediyor. Rüyalar şehrinde, herkes farklı bir dünya hayal edebilir.

Yazıldıkça silinen tarih: gerçekler ve yalanlar

Hollywood dizisi, gerçek bir arkaplan üzerinden yeni bir hikaye yazar. Bu nedenle yazıldıkça silinme konsepti (palimpsest), buna çok uyar. Yazıldıkça silinmek, üstüne daha fazla yazılabilmesi için silinmek demektir, fakat silinmesine rağmen orijinal içeriğin bazı izlerini taşır.

Düşününce gerçek olaylardan esinlenilmiş her hikaye, bir miktar yazıldıkça silinme elementine sahiptir. Sonuçta gerçek bir arkaplan hikayesi, kurgu ya da hayal gücünün önüne geçemez. Hollywood dizisi durumunda, tekrar anlatılan dönemi açıkça görebilirsiniz. Güzel bir surat ve iyi görüntünün, iyi bir aktör ya da aktrist olmanın önüne geçtiği bir zamandır. Rock Husdon ve Vivien Leigh gibi iyi bilinen karakterler vardır. Gördüklerinizin çoğu ise safi kurgudur.

Peri masalı sonu

Ryan Murphy hayranları, senaristin Hollywood’un altın yıllarını çok sevdiğini bilir. Senarist, özellikle aktrist Bette Davis’i çok beğenirdi. Hatta 2017’de en ünlü Hollywood kan davalarından birini Feud: Bette ve Joan dizisinde beyaz cama getirdi.

Bazı izleyicilerin ve eleştirmenlerin “altın çağ” ve film endüstrisi hakkında daha sert eleştiriler beklemesinin nedeni bu olabilir. Feud: Bette ve Joan’da Murphy, sahne ve oyuncularıyla eğleniyor, ancak doğrudan kan davasından sorumlu olanlara işaret ediyor. Dizi, sektöre karşı sert bir eleştiri özelliğindedir.

Hollywood ise öyle değildir. Tarih sayısız yolla tekrar yazılabilir. Gerçekten olan pek çok şeyi dahil edebileceğiniz gibi bazı şeyleri sıfırdan yazabilirsiniz.

Bu anlamda Hollywood dizisi muhtemelen birçok insana son Tarantino filmi Once Upon a Time in Hollywood‘u hatırlatıyor. İkisi de film endüstrisiyle ilgili oldukları için değil, her ikisi de trajik, gerçek bir hikaye ile başladıkları ve ona bir peri masalı sonu verdikleri için.

Hollywood dizisi bundan başka bir şey değil: bir peri masalı. Geçmişle ilgili yaptığı eleştiri incelikli ve dolaylı. Eleştiri, hikayenin geçmişi değiştirmesinde yatıyor; şimdiki zamanımızı sonsuza dek değiştirecek olan şiirsel adalet içinde. Dizi çok fazla tartışmaya neden olurken, eleştirmenler ve izleyiciler atmosferini ve sahnelemesini alkışlama eğiliminde.

hollywood dizisi

Ya öyle olmasaydı

Ya bazı şeyler farklı olsaydı, eş cinsellik bir sorun olmasaydı, yıldızlar hayatlarını birtakım sonuçlar olmadan yaşayabilseydi ve ırkçılık var olmasaydı?

Belki bugünün izleyicisi için bir filmde olmak, imkansız bir hedef değil ve yıldızların hayatları süper idealize edilmiş değil. İnsanların özel hayatlarıyla ilgili her şeyin oldukça açık ve ortada olduğu bir dünyada yaşıyoruz. İdollerimizin mükemmel olmadığını ve kusurlarından bahsetmeye zaman geçtikçe daha da fazla istekli olduklarını biliyoruz. Yıldızlar etki güçlerini ruhsal hastalıklar ve yeme bozuklukları ve benzeri konularda bir farkındalık yaratmak için kullanıyor. Öte yandan 50lerde filmler, en popüler eğlence kaynağıydı ve böylece norm oluşturmak için kullanılan bir platformdu.

Sonuç olarak film yıldızları kendileriyle ilgili sosyal standartların dışında kalan her şeyi saklamak zorundaydı. Örneğin cinsel yönelimlerini. Güzellik standartları hala oldukça kısıtlı olsa da, empoze edilen idealleri yıkmak amacıyla başlamış bir harekete tanık oluyoruz.

Bu nedenle, Hollywood dizisi her şeyin gizlendiği bir geçmişte geçmektedir. Eşit fırsatların filmlerde bile asla görmediğiniz bir hayalden ibaret olduğu bir dünyada.

İlginç olan şu ki, pek çok kişi gibi hayaller dünyasında kendine de bir yer olduğunu düşünen genç bir adamın hikayesini anlatır. Genç adamın adı Jack’tir, kendisi bir harp gazisidir ve karısı ikizlere hamiledir. Öte yandan, Jack karakterini idealize etmenin yakınından bile geçmeyiz, büyük bir yıldız olma hayalleriyle para problemlerinin nasıl keskin bir şekilde zıtlaştığını görürüz.

Savaşlar, müşterilerinin ve hayatlarının sahibi olduklarını düşünen menajerler ve kocalarının gölgesinde yaşayan kadınlar arasında, dizinin karakterleri tüm endüstri standartlarına aykırı bir proje için mücadele etmek zorunda.

Hayalperestler tarafından yapılmış bir film

Projenin adı Peg, daha sonra Meg, Afrikalı Amerikalı bir adam tarafından yazılan bir film. Hikaye, Hollywood gibi, Hollywood tabelasının H’sinden atlayarak intihar eden başarısız genç aktris Peg Entwistle’ın gerçek hikayesine dayanan bir palimpsest.

Endüstri standartlarını doğrulayan ve Hollywood’un en karanlık tarafını gösteren bir proje. Baş aktris Camille’in siyahi olduğunu belirtmek de gerekli. Bu filme kadar siyah ten rengi, Camille’in her zaman hizmetçi veya uşak rolünü oynaması gerektiği anlamına geliyordu.

Bu kavram, dizide mükemmel bir şekilde tasvir ediliyor ve izleyiciye Gone with the Wind filmini, siyahi aktörlerin ve aktrislerin hizmetkâr rollerini oynamaya nasıl zorlandığını düşündürüyor. Daha da kötüsü, rollerinin karikatürize versiyonlarını oynamak zorunda olmaları.

Hollywood dizisi: şiirsel adalet

Hollywood şiirsel adalet duygusu taşıyan bir peri masalıdır. Kötülüğü cezalandırmak ve adaleti ve eşitliği ödüllendirmek için tarihi yeniden yazmaktadır. Dizide, hayatını açıkça yaşayabilen Rock Hudson’ı görüyoruz. Başrolüyle Oscar alan siyahi bir aktris ve prestijli bir stüdyoyu yöneten bir kadın.

Aynı zamanda, Asya kökenli olan, ancak çok az “Asyalı gibi görünen” genç bir film yapımcısı olan Raymond’la olan ırk konusuna da değiniyor. Tarafsız görünümünün bir sonucu olarak, Raymond diğer Asyalıların sahip olmadığı bazı ayrıcalıklara sahip.

Seks işçiliği konusunu düşünmek de ilginç. Filmler ve diziler genellikle erkek seks işçilerini komedi olarak ele alır. Seks işçileri kadın ise sorun daha da ciddileşir.

hollywood dizisinden bir sahne

Dolayısıyla, Hollywood erkek seks işçileri konusunu “hoş” bir şekilde ele aldığı için saygısız görünebilir, ancak konuyu çekincesiz sunmasının nedeninin, trajedi ve komedinin aşırılıklarından kaçınmak olduğunu unutmayın. Başka bir deyişle, rolleri yeniden yazın ve birçok film yıldızı için zirveye ulaşmanın tek yolunun vücutlarını seks için satmak olduğunu kabul edin.

Hollywood’un Hollywood eleştirisi

Hollywood bir peri masalıdır, ancak bu eleştirilerden kaçındığı anlamına gelmez. Örneğin seks işçiliğine ve oyunculuk ajanslarına değiniyor. Öne çıkanlardan biri, herkesin bildiği Sheldon Cooper’dan uzaklaşarak, tarihsel bir geçmişe sahip olmanın yanı sıra çağdaş terimlerle size Harvey Weinstein’ı hatırlatan bir adamı gösteren Jim Parsons.

Genel mesaj, geleceği değiştirecek tek şeyin harekete geçmek olduğudur. 1950’lerde Hollywood, Meg gibi bir projeyi başarıya ulaştırabilseydi, bugünümüz çok farklı olabilirdi.

İster sevin ister nefret edin, Hollywood fantezi dünyası, izleyicilerine kavganın bitmediğini hatırlatıyor. Yapılacak çok şey var ve eşitlik için mücadeleyi ön planda tutmak önemli. Herkesin aynı fırsatlardan ve refahtan yararlanmasının tek yolu budur.