Hiper-Romantizmin Açtığı Yaralar

Nisan 6, 2017

Hangi kadın bir prenses gibi hissetmeyi istemez? Aşk tarafından terk edildiğinde kanayan yaraları yüzünden öleceğini düşünmemiş bir erkek var mıdır? Ömrü boyunca Beyaz Atlı Prensini bekleyenler yok mudur?

İnsanların elinde adına hayal gücü denilen iki ucu keskin bir kılıç vardır. Hayal gücümüz sayesinde keşiflerde bulunabilir, muhteşem hikayeler ve şarkılar yazabiliriz.

Ama çoğu kez bazı hayali fikirlere inanma hatasına düşeriz. Sanki bu fikirler tamamen doğru ve gerçekmiş gibi davranırız. Oysa durum böyle değildir ve asla böyle olmayacaktır.

Hayal gücümüz masallar söz konusu olduğunda harika bir araçtır fakat gerçek hayat, masallara benzemez.

Aşk ve hayal gücü

Günümüzde aşk konusunda bir sorun yaşıyoruz. Aşkı bulmanın hayatımızdaki en önemli hedeflerden biri olduğuna ve aşk olmaksızın asla mutlu olamayacağımıza kendimizi inandırmışızdır.

Mutluluğu, romantik aşkla, ‘gerçek aşk’ duygusu yani “sensiz ben hiçim” düşüncesiyle birleştiriyoruz.

İçinde yaşadığımız toplum ve kültür, ruh ikizimizi bulmaksızın bütün olamayacağımızı, eksik kalacağımızı söylüyor. Buna göre şanssız insanlar, mutsuzluk ve yalnızlığa mahkum oluyor. Sorun şu ki biz de bu düşüncelere inandık ve bu nedenle, aşk yüzünden bu kadar acı çekiyoruz.

Yanız kalmaktan, bizi şartsız koşulsuz seven biriyle olamamaktan öyle korkuyoruz ki bize ve partnerlerimize acı veren bazı mantıksız ve zararlı davranışların tuzağına düşüyoruz.

Aşk uğruna kendimizi terk edebiliyor, kendimize saygısız davranıyor, kendi onurumuza, bireysel özgürlüğümüze, isteklerimize ve hayallerimize zarar veren eylemlerde bulunuyoruz.

Bu hiper-romantik fikirler nereden kaynaklanıyor? 

Film ve kitaplarda insanlar aşk için kendi hayatlarını bile feda ederler. Sanki mutluluğun tek kaynağı buymuş gibi düşünmemiz istenir.

Çocukluktan itibaren Beyaz Atlı Prens’in gelip kendisini mutsuz bir hayattan kurtarmasını bekleyen prensesleri görmüşüzdür.

Prens gelmediği takdirde, prenses hayatın tadını asla çıkaramayacaktır. Bu mesaj nedeniyle zihnimiz, başkalarına bağlı olma şeklindeki zararlı fikirle dolar.

Şarkılar da bu duruma örnek verilebilir. Neredeyse her şarkı, romantik aşk hakkındadır ve şöyle sözlerle doludur: “Beni hayata döndür”, “Sensiz yaşayamam”, “Beni bırakırsan, nefes bile alamam” vs.

Bunların hepimizin severek dinleyeceği güzel şarkılar olduğunu inkar etmiyorum ama hayal gücümüzün sınırlı olduğunda ısrarlıyım.

“Seni seviyorum çünkü seni sevmek istiyorum, çünkü seni seçtim ve yanında olmayı seviyorum; mutlu olmak için sana ihtiyacım olduğundan değil. Sana muhtaç değilim, seni tercih ediyorum…”

– Walter Riso

Bizler ne prens ne de prensesiz. Hem ayrıca, masallarda da yaşamıyoruz. Gerçek hayat bu ve hayatta mutlu olmak istiyorsak, etrafımızdaki şeylere tutunmalıyız.

Aşk, bir grup kimyasal tepkilerin birleşiminden ibaret ve istesek de istemesek de günün birinde sona erecek. Bu iyi ya da kötü bir şey değil, normal bir şey.

Duygular, sonsuza kadar sürmez; şarkılarda söylendiği gibi ebedi değildir. Sonsuz, tükenmez ve mükemmel aşk, var olmayan bir şeydir. Bu fikri takıntı haline getirdiğimiz takdirde ilişkimizde herhangi bir sorun yaşadığımız ilk anda son derece acı çekmeye mahkum oluruz.

Bu fikirler nedeniyle duygusal bağımlılık, akıl dışı kıskançlık ve depresyon gibi sıkıntılarla karşılaşmamız muhtemeldir.

Aklımız bize mutlu olmak için birine ihtiyacımız olduğunu söylüyor. Arzuyu ihtiyaçtan ayırmayı bilmiyoruz ve bunun sonucunda çok kötü iki şey yaşıyoruz:

  • ‘Bizi derinlerden çekip çıkaracak’ o özel kişiyi ararken büyük endişe yaşarız. Bunun sonucunda hayal kırıklıkları ve başarısızlıklarla boğuşur, kendimizi şanssız hissederiz.
  • Eğer o özel kişiyi bulduysak, onu kaybetme korkusuyla yaşarız. Bu da ilişkimizin tadını çıkarmamıza engel olur.

Peki, nasıl davranmalıyız?

Şunun farkına varmalıyız: Mutlu olmak için kimseye ihtiyacımız yok. Olgun, uzun süreli ve sağlıklı ilişkiler, birbirlerine sonsuza dek beraber olacaklarını, aksi halde ilişkilerinin bir başarısızlık olacağını söyleyen kişilerden oluşmaz.

Birbirlerinden hoşlanırlar, birbirlerini isterler ve birbirlerini severler ama birbirlerine asla muhtaç değillerdir. İşler yarın iyi gitmezse, hayat onlara daha binlerce fırsat sunacaktır.

Gerçek aşk budur ve kendimize şunu söylemeliyiz: “Seni seviyorum ama sana muhtaç değilim. Seni özgürce seviyorum çünkü seninle olmaktan hoşlanıyorum, çünkü birlikte çok eğleniyoruz. Beni tamamlaman için sevmiyorum seni, çünkü ben bütün kusur ve erdemlerimle zaten bir bütünüm.”

“Burada olup olmaman önemli değil. Sana muhtaç değilim, sen seviyorum, hepsi bu.”

Seni seviyorum ama benim için en önemli kişi, yine benim. Sana çok şey vereceğim ama bu süreçte kendimi kaybetmemeye dikkat edeceğim. Yan yana yürürken, birbirimize yardım edip destek olurken mutluysak, harika bir şey bu. Ama böyle yapmıyorsak da sorun değil.

Her sabah uyandığımda ve her akşam uyumadan önce seni öpmek, doya doya sarılmak istiyorum. Senin yanında bir gelecek kurmak istiyorum. Dudaklarından “seni seviyorum,” cümlesini duymak istiyorum. Birlikte seyahat edelim, hayatın tadını çıkaralım istiyorum…

Bunu istiyorum, hepsi bu… ama buna hiç ihtiyaç duymuyorum.