Hayatta Doğru Cevaplar Yoktur: Sadece Eşsiz Hikayeler Vardır

06 Haziran, 2017

İnsanların düşünceleri ve anıları vardır. Bizler, yaşadıklarımızı anlamlandırmaya çalışan canlılarız. ‘Kim’ ve ‘ne’ olduğumuz soruları arkasındaki “neden” ve “nasıl” soruları ile içli dışlıyız. Hem kendimizi hem de başkalarını merak ederiz. Diğer insanların öyküleri ile yaşarken, kendi deneyimlerimizin bize daha az yabancı gelmesini hissedebilmek için bir benzerlik bulmak için uğraşıyoruz.

Örneğin bazı psikoz hastaları, dünyanın tamamen değiştiğini ve herkesi kendilerini al aşağı etmek için çalıştığı şeklinde bir “çılgın hayal dünyası” yaratır ve bunun içinde yaşamaya başlar. “Normal” ve “anormal” arasındaki çok ince bir çizgi vardır ve sadece çok ufak bir hareketle bile bu ayrım ortadan kalkabilir.

Dolayısıyla, yalnızca çevremizdeki hikayeleri değil, aynı zamanda düşünce çıkmazlarımıza veya sorunlarımıza mantıklı çözümler arayışı içerisinde buluyoruz kendimizi. Sorularımıza cevap bulmaya, sorunlarımıza çözüm aramaya ve hayatımızın, başkalarının hayatları ile kesiştiği noktalara doğru hareket ediyoruz.

Hikayemiz ve durumumuz

Fakat, kendimiz ile ilgili en derin sorularımızın cevaplarını başkalarında bulamıyoruz. Hayatınızda meydana gelen her şey, sizin için, mükemmel bir şekilde şekillendirilmiş belirlenmiştir. Tam da bu yüzden, yaşadıklarınız başkasının değil sizin başınızdan geçer. Ortega ve Gasset, 1914 yılında yayınladıkları “Meditations on Don Quixote” (Don Kişot üzerine Düşünceler) adlı harika kitapta, koşul konsepti (çevrenin bedenimiz ve zihnimiz üzerindeki etkisi) fikrine atıfta bulunarak, konuyu derinlemesine analiz etmiştir.

Hepimiz bu dünyaya bir beden ve belirli bir tarihsel bağlamla geliyoruz ve sonunda her şey sizin bağlamınızla etkileşime girip, en nihayetinde çeşitli etkileşimler ile olmak istediğiniz şekle bürünüyorsunuz. 

“Mevcut koşullar, sizin nereye gidebileceğini belirlemez; onlar sadece nerede başladığınızı belirler.”

– Nido Qubein

Eğer herkes de aynı kişisel özelliklere ve aynı hayat şartlarına sahip olsaydı, belki dünyada daha az adaletsizlik olurdu, ancak hikayelerimizin özgünlüğü de büyük ölüde azalacaktı. Kuşaklardan kuşağa aktarılan hayallerin yer aldığı o güzelim romanlardaki hikayeler uçup giderdi.

Gerçek hikayelerin ve yanlış cevapların harikası

Kuşkusuz, bazı soruların kesin cevapları vardır. Toplama ve çıkarma gibi matematik işlemleri ya da dünyanın güneşin etrafında dönmesi, herkesi ikna etmek için kullanılan gerçeklerdir. Bununla birlikte, herkes için hayata ve karar vermeye dair kişisel bir seviyede geçerli cevaplar bulmak çok daha zordur.

Koşullar, evrensel yanıtlar değil, eşsiz hikayeler yaratır.

İnsanlar, yaşadıkları hayatlar boyunca edindikleri öykülerden oluşurlar. Bir insanın, diğeri ile karşılaştırıldığında yaşadığı şey, şekil olarak benzer olabilse de, fakat özünde aynı değildir. Her insanın başına gelen her olay kendisi için, başka kimsede olmayacak etkiler bırakır.

Örneğin, üniversiteden mezun olan öğrencilerin bazıları, özgürlük ve tatmin dolu bir duygular yaşarken, kimileri için ise bu durum, kendilerini kararsızlığa ve hüzne sevk ettiği için çok rahatsız edici bir olaydır. Bu örnekten yola çıkarak, sahip olduğumuz tek ortak noktanın, iyi hissetme arzusu olduğunu görebiliriz; ancak, iyi hissetmek, her birimiz için farklı anlamlara gelmektedir.

İşte bu yüzden hayatta cevaplar yoktur, sadece hikayeler vardır. Yaşadığımız hayatları boyunca biriktirdiğimiz birkaç ipucu vardır ancak bunlar da sadece… birer ipuçlarıdır. Bazen başarılı oluruz ve başka zamanlarda ise başarısız, bazen başkalarını memnun etmek için, kendi arzularımızı hiçe sayarız.

Hikayemiz kendimiz için geçerli bir cevaptır

Öyleyse, hayatınıza bir maddiyat değer vermeye ve onu başkalarıyla karşılaştırmaktan vazgeçin. Aksini yaptığınız her an, kendinizden vazgeçersiniz.

Aynı yargı değerleri ile farklı olaylar üzerinde yorumlarda bulunmak, her birinin, kendine has belirgin koşullarını görmezden gelmektir ve bu, yaşadığımız toplum üzerinde kesin bir sonuç doğurmaktadır.Böylelikle, empati eksikliği ve düşüncelerimizi sığ bir hale getiren ve hayatlarımızı umutsuzluğa iten tek bir düşünce modeli varsayımı yaratılmış olur.

Haksızlığa ve fırsat eşitsizliğine karşı savaşmak toplumsal bir görevdir. Durumunuz ne olursa olsun, bazen yapmanız gereken tek şey dünyada bir değişim yaratmak için kendiniz olmaktır.