Duygusal Diktatörler: Sağlığımızın Düşmanları

· Aralık 13, 2017

Duygusal diktatörün anahtar kelimesi “Ben”dir. Bu insanlar her durum tamamen onların denetimi altındaymış gibi hissetmek ister. Bu şekilde olmadığında da büyük bir hayal kırıklığı ve tahammülsüzlük hissederler. Bu kalıtımsal bir kişilik özelliği değildir, kişinin ailesinden ve toplumdan geçmiş sosyal kuralların bir ürünüdür.

Bu kişilik özellikleri sebebiyle bu insanlar, kontrol etme eğilimlerinde istikrarlı ve tutarlı kişiler olarak tanımlanır. Otoriter kişiler, bütün insanları etkisi altına alarak bu davranışsal modeli sergiler. Örneğin, çalışanları üzerinde hakimiyet kuran bir kişi muhtemelen partnerine ve çocuğuna karşı da aynı tutumu gösterir. Aynı şey zayıf gördükleri insanlar için de geçerlidir.

biri sinsi diğeri umutlu iki kadın

Bu kişileri ayırt etmek kolaydır çünkü ne düşündüklerini doğru kelimeleri aramadan söylerler. Başkalarını incitmeyi önemsemezler ve samimiyetlerini överek kendilerini haklı çıkarırlar. Fakat bu samimiyet gerçekte, dürüstlük adı altında gizlenmiş otoritedir. Hatta başkalarına ayıracak pek vakitleri yoktur, kendi hedefleriyle daha çok ilgilenirler.
Duygusal diktatörler, insanlar tarafından yapılan hataların cezasını kendinden başka birinin vermesine izin vermez. Eğer her şey istediği gibi yapılmazsa kendilerini bir saldırının kurbanı gibi görürler. Kendini kandırmak ve haklı çıkarmak, bu kişilik türünü sürdüren ve şekillendiren özelliklerdir.

“Her duygunun ait olduğu bir yer vardır, fakat bu, uygun davranışı göstermenizin önünde engel oluşturmamalıdır.”

– Susan Oakley Baker

Duygusal diktatörlerin duyguları

Diktatörler despottur. Emirler verir ve bunların hemen gerçekleşmesini beklerler. Duygusal bir diktatör, kendi sisteminin yalnızca en iyisi değil aynı zamanda da kendi içerisinde tutarlılık içeren tek sistem olduğunu bir gerçekmiş gibi kabul eder. Genellikle güçlü bir kişiliğe sahiptir ve herkesi çok iyi kontrol eder. Her anlamda rekabetçidir.

Duygusal bir diktatör iltifatları ve muhabbeti çok sever, özellikle de kendisi ve nitelikleri hakkında ise. Kendisine karşı gelindiğinde agresif ve serttir. Ayrıca devamlı psikolojik olarak başkalarını taklit etmeye çalışır. Güç gösterisinin kontrol sahibi olmanın bir yolu olduğunu ve aynı zamanda bir uyarı görevi gördüğünü bilir.

elinde dünyayı tutan adam

Bütün bu duygusal “niteliklere” bakıldığında, yoluna çıkan insanların sinirini bozmaları, bağırarak, öfkeyle ve küstahça baskı kurmaları garip karşılanmaz. Bu kişilerin duygusal zekalarını geliştirmeleri hayati önem taşır. Bu şekilde duygusal diktatörler, hissetme, anlama, bu duygu durumlarını kontrol etme ve düzeltme, başkalarınınkileri de anlama kapasitelerini geliştirebilirler.

“Dugusal zeka hayattaki başarının yüzde 80’ini yansıtır.”

– Daniel Goleman

Duygusal diktatör türleri

Bütün duygusal diktatörlerin arasında birkaç tür görebiliriz. Bazıları başkalarının özsaygısını kontrol etmeyi amaç edinir, şüphe uyandırır ve bazen üstün hissetmek için başkalarını küçük gösterir. Diğerleri güçlü olma hedefiyle başkalarını terörize ve felç etmek için korkuyu kullanır.

Bir de kıskançlığı kullanarak, insanları kaynaklarından, kriterlerinden ve duygusal dengelerinden mahrum etmek için stratejik bir şekilde manipüle edenler vardır. Bitmek bilmeyen açıklamalarda bulunmanızı isterler, hep itiraf ve özür beklerler. Duygusal diktatörler, kendi hayal kırıklıkları, öfkeleri veya hırslarına bir anlam kazandırmak için diğerlerine suçluluk duygusu yüklerler.

ateşi söndüren kadın

Bu insanlar diğerleriyle empati kurmayı bilmezler. Başkalarını anlamaya çalışmak için efor sarfetmek ya da kendini başkalarının yerine koymak onlar için gerçekten çok zordur. Duygusal diktatörler genellikle kendilerine ve kendi ihtiyaçlarına odaklanırlar. Çoğu zaman başkalarından beklentileri çok sabittir. Yıkıcı eleştiriye sebebiyet veren prensiplerinde ve normlarda esneklik kabul etmezler.

Bu insanlarla etkileşim içinde olmak çeşitli sosyal, ailevi ya da duygusal problemlere yol açabileceği için bu tarz davranışların farkında olmak duygusal sağlığımız için önemlidir. Eğer bunlardan biri çok yakınımızdaki bir kişiyse ona psikoterapiye başlamalarını önerebiliriz, böylece bu şekilde davranmalarına sebep olan hayal kırıklıklarının, öfkelerinin ve hırslarının üstesinden gelebilirler.