Duygusal Bilgelik İçin 3 Adım

21 Ocak, 2018

İçimizde çürüyen çiçekler gibi bir duygu yeşerir ise ne yapmamız gerekir? Öfkemizi, gergin olduğumuzu veya kızgın olduğumuzu hissetmek, hissettiğimiz şeyleri kontrol altına almak isteyen, içgüdüsel tepkilerin ortaya çıkmasını sağlar. Ancak, bizler için tam tersinin meydana gelmesi çok sıra dışı bir durum değildir. Dolayısıyla, bu ve duygusal iç dünyamızın diğer hareketlerinden haberdar olmak, duygusal bilgeliğe giden harika bir yola çıkmamıza olanak sağlayacaktır.

Duygusal bilgelik sayesinde, duygularımızı daha iyi yönetebiliriz. Bu şekilde, uygun olmayan durumlarda, gereksiz duygu patlamalarını engelleyebiliriz. Ve bazen de, içimizde yüzen bu duyguların, bizleri boğmasının da ya da aşık birinin içinin kıpır kıpır olmasının olumsuz yanlarının önüne geçebiliriz.

“Duygusal bilgelik hayatımızdaki başarıyı belirler.”

– Daniel Goleman

1. Duygularınızı Bir Kutuda Saklamayın

Siz küçükken etrafınızdaki büyükler size hep ne söylerdi? Şu cümleleri elbet en az bir kere duymuşsunuzdur: “kes artık ağlamayı! Senin yaşındaki bir çocuk öyle her şeye ağlamaz”, “Sinirlenince çok çirkin oluyorsun”… Aslında genellikle ebeveynlerimiz tarafından iyi niyet ile dile getirilen bu masum yorumların tümü, maalesef duygularımızı bastırmamıza sebebiyet vermiştir.

Bütün bunların yanında, “erkekler ağlamaz” ya da “kadınlar çok duyarlı ve kırılgandır” gibi diğer etiketlerle büyüdük hepimiz. Bu yaklaşım türleri, diğerlerinin yanı sıra, aslında yapmak istedikleri tam olarak bu olmasa da, bizleri, hissettiğimiz duygulardan uzaklaştırmıştır.

adamın elinde mavi bir kelebek var

Dizginlerinizi, hislerinize bırakmanın ne zaman en doğru seçenek olduğunu bilmek önemlidir. Diyelim ki, çok önemli bir pazarlığın ortasındasınız. Freni olmadan, kontrolsüz bir şekilde, tüm yönetim hakimiyetini öfkenize veya gözyaşlarınıza bırakmak, pazarlığın doğası için en iyi seçenek değildir. Ancak, daha sonrasından bir duygu boşalması yaşamayacağınız ya da pazarlığa helal getirmeden öfkenizi ifade edemeyeceğiniz anlamına gelmemeli bu durum.

“Duygusal olarak zeki birer insan olmanın yollarını bize öğretmeyen bir toplumda yaşıyoruz.”

– Daniel Goleman

Duygularınızı uygun bir şekilde ifade etmenin de yolları mevcut. Eğer herhangi bir durum ya da insan, sizin canınızı sıkıyor, işinize gelmiyorsa, sizi sinirlendiriyor ya da genel olarak bir şeyler kabul edemiyorsanız, bunu söyleyin o zaman! “Az önce dediğin laf çok ağrıma gitti” gibi ifadelerle, sizi meşgul eden bu tür duygulara bir nebze olsun hava aldırabilirsiniz. Aynı zamanda, karşınızdaki insana da, kendiniz ile ilgili biraz daha bilgi verebilirsiniz. Bundan yola çıkarak, artık çevrenizdeki insanlar “Artık böyle laflar etmemeliyim” diyeceklerdir.

2. Her Zaman Aynı Kontrol Seviyesinde Kalmayın

Bazen, duygularınızı başkalarına ifade etmemek ile kalmaz, aynı zamanda, bu duygularda herhangi bir yanlışlık olmasa da, onları kontrol altına almaya çalışırsınız. Yani, diyelim ki evde tek başınıza otururken, ağlamamak için kendinizi hiç kastığınız oldu mu mesela? Eğer cevabınız evet ise, serbest bırakılsa daha yararlı olacak bir duyguyu, içinize hapsetmeye çalışıyorsunuz demektir.

Daha önce ifade ettiğimiz tüm bu duygusal baskılar, “duyguların yutulması” olarak adlandırabileceğimiz bir alanın oluşmasına sebebiyet verir. Bu durumla, duygusal bilgelik bile başa çıkamaz. Ne kadar çok duygunuzu içinizde tutarsanız, bu alan o kadar çok genişler. Ve er ya da geç, bir gün o alanın sınırları, içinizi yıkıp geçer. Bu yıkımın sonuçları ise, geri dönülmeyecek kadar büyük olabilir.

el arabasında kalp taşıyan kadın

Hiç olmadık durumlarda, kendisine ve çevresine büyük oranda zarar vererek duygu patlamaları yaşayan birilerini elbet tanımışsınızdır. Hatta bu kendiniz bile olabilirsiniz. Gerçekten aşırı derecede saldırganlık, öfke veya kişinin çektiği acının seviyesini gözler önüne seren bir olaydan bahsediyoruz. Bu tür durumlarda, uzun bir süredir içinde tuttukları ve bir yumru gibi taşıdıkları kederlerden ve duygulardan kaynaklanmaktadır.

Tek bir duygu patlaması, kontrol altında tutmaya çalıştığınız her şeyin birden elinizden kaçıp gitmesine neden olabilir. Ancak, ironik olarak, bu durumu da kontrol edemezsiniz. Duygularınızı içinizde tutaraktan, sadece kendinize zarar veriyorsunuz. Size hiç ama hiç mi bir iyiliği dokunmayan bir hatıralar ve yaşanmamışlıklar müzesine dönüşüyorsunuz. Artık bu ‘eserlerin’ dışarı çıkmaları gerektiğinde, onları dışarı çıkarması gereken de yine sizsiniz.

3. Duygu Sahibi İnsanlar Olaraktan, Onlarla Nasıl Başa Çıkacağımızı da Öğrenmek Zorundayız

Duygusal bilgelik, sadece duygularınızı kilit altında tutmamayı öğütlemez. Aynı zamanda, çok önemli bir şeye de odaklanır: bunu nasıl yapacağınızı da öğrenmek. Her duygunun tetiklediği başka bir duygu vardır. Gerekli olan, çok fazla ileriye gitmeden önce, bu duygular zincirini yorumlamayı bilmektir. Aslında, bir kez duygularımızı dinleyip, ne istediklerini anladığımızda, duygularımız, bize enerji katarak, yapmak istediklerimiz için yürümemiz gereken yolu aydınlatırlar.

Yani, mevzu bahis, duygularımızı bir düşman olarak görmek ya da halının altına süpürmek değildir. Eğer duygularımıza bu şekilde davranırsak, büyük olasılıkla buna olumsuz tepki verirler. Ve bunun sorumlusu da, davranışlarımızdan ötürü bir oluruz. Daha somut bir manada, duygularımız, onlardan beklediğimiz her şeyi yapacaklardır. Öfkemizin, bir doğum günü partisini mahvedeceğini sezersek, kesinlikle öyle olacaktır.

Diğer bir taraftan ise, gözardı ettiğimiz bir duygu, zaman içerisinde önemini kaybedebilir. Fakat bu durum aynı zamanda, bu duygunun her an yeniden ortaya çıkma riski taşıdığı anlamına da gelir. Üstelik, daha güçlü, daha yoğun ve en zayıf olduğumuz anda… ve en önemlisi, biz bu olaydan bir ders almadan.

“Ne düşündüğümü ve ne hissettiğimi ifade ettiğimde, aklımı özgür bırakıp, bedenimi temizlemiş olurum.”

Ne hissettiğimizi kontrol etmeye ve bu hisleri kontrol altına almaya çalışırken, yıllarımız boşa gider ve bedenimiz bir şeylerin yanlış olduğunu gösteren işaretler vermeye başlar. Yani, bedenimiz, duygularımızı bir vücuda erdirecektir. Kendimize böyle bir zarar vermekten kaçınalım. Artık acı çekmeyelim ve duygularımız istediği zaman, ne hissettiğimizi ifade etmeye başlayalım. İnanın, kendimizi çok daha iyi hissedeceğiz.