Duygular Dillendirilmezse, Acısını Kalbiniz Çeker

Nisan 9, 2017

Hiç kimse kendi içine dönüp bir boşluk göremez çünkü hepimizin içindeki boşluğun bile bir dibi vardır. Hepimiz, her gün bizi olduğumuz kişi yapan insanlar, anlar ve küçük detaylarla doluyuz. 

Bütün bu ufak şeyler, hatta bunların yokluğu bile hayatımızın belli zamanlarında bizi büyütmüştür. Çünkü yokluklarla dolu bir hayat yaşamış kişiler tanıyorum ve onların hayatları bile dolu görünüyor. Mesele şu ki canımızı yakan duygularla doluyuz, ve onlar hakkında konuşmadığımızda kalbimiz yoluna devam edemiyor.

Kendine kulak ver, sana zarar veren şeylerden kurtul

Bizi diğer hayvanlardan farklı kılan şey, konuşma kabiliyetimizdir. Söz, en ayırt edici ifade aracımız olmasının yanında, bazen de iç benliğimiz için en iyi ilaçtır. Konuşmak, hissettiklerimizi kelimelere dökmek, onları yerine koymak demektir.

Bu bakımdan, daha iyi hissetmenizi sağlayacak şeylerden biri, kendinizi ifade etme fırsatı için minnettar olmaktır. Canınızı yakan şeyleri yüksek sesle ifade edebilmek, içinizi dökmek ve bu acıların sizi bırakmasını sağlamak. Hissettiklerimizi ifade etmek, kendimizi özgürleştirmenin bir yoludur.

Tıpkı bir yere gitmek için tek yönlü bilet almak gibi; duygularımızı ifade etmek, kalbimizi mutsuz eden her şeyin çıkış kapısıdır.

“Ağlamak istiyorum çünkü içimden böyle yapmak geliyor, çocuklar gibi ağlamak. Çünkü ben bir adam ya da şair veya yaprak değil, eşyanın diğer yüzünü görmüş acılı bir nabızım.”

– Federico García Lorca

Kalkan kuşanmak sizi daha güçlü yapmaz

Hayat bize kapısını kapayınca, kim olduğumuzu göremeyebiliriz. Kontrolü yeniden ele geçirmenin tek yolu, kendinize kulak vermektir. Kendi sesinizi duymak için gerekiyorsa çığlık atın.

Biliyoruz ki bazen ağlar, kendimizi incitir, hatta kendimizden nefret ederiz. Sanki tıkanmış olmamız, kendimizin suçuymuş gibi davranırız. Sanki dilimizi tutan, ellerimizi bağlayan bizden güçlü bir şeyler vardır. Tam olarak ne olduğunu anlatamasak da, o şey oradadır.

Çünkü bu yazının başlığında söylediğimiz gibi acı dillendirilmezse, acısını kalbimiz çeker. Kalbimiz acır çünkü her şey hala içeridedir. Ellerimizde toplu iğneler varmış gibi kendimize her dokunduğumuzda, daha çok zarara uğrarız.

“Kışın en sert günlerinde nihayet öğrendim ki içimde yenilmez bir kış varmış.”

– Albert Camus

Ne var ki, içimizde her şeyin üstesinden gelebilecek bir benlik olduğunun farkında değiliz. İnsanın kalbi arada sırada dışarı çıkmalı ama biz bunu unutuyoruz. Kalbimize pencereler açıp onu dinlemeliyiz ki iyileşebilsin.

İfadesi en güç tebessüm, kalbin tebessümüdür

Kalbin kapanmasına müsaade etmez ve başkalarına, nihayetinde dünyaya içimizi açarsak, rahatlama ve gitgide artan bir tatmin duygusu yaşarız. Bu öyle hoş bir duygudur ki gelecekte de aynı şekilde davranmaya çalışırız.

Yavaş yavaş ilerlemeye başlayınca, yüzünüzde oluşan tebessümü fark edeceksiniz. Bu tebessüm, herkesten iyi biliyorsunuz ki size çok pahalıya mal olmuştur. Ama şimdi kendinizi çok iyi hissediyorsunuz. Bunu başarmanız, göz yaşlarına, acıya ve büyük bir kişisel çabaya mal oldu. 

“Ve belki yüzünüzdeki gülümseme içinizden geliyorsa, soğukkanlılığınızı kaybetmeden, üzülmeden ya da kendinizi boş hissetmeden ağlayacaksınız. Ağlayın, sadece ağlayın. Sonrasında, gülümsemeniz hala oradaysa, bir gökkuşağına dönüşecektir.”

– Mario Benedetti

İçimizdeki koyu renklerden kurtulduk. Bunu gerçekleştirince, gökkuşağını tekrar görebiliriz. Tıpkı yağmur yağdığı zamanlardaki gibi. Zira, gökyüzünün en güzel halini görebilmemiz için yağmurun yağması gerek.

Başka bir deyişle, ifadesi en güç tebessüm, kalbin tebessümüdür. İfade edilmediği için gerçek varlığımızın ışımasına izin vermeyen bir şey vardır içimizde. Bunu ifade ettiğinizde, kendinizi sevdiğinizi ve sınırlar ya da fırtınalar olmadan dünyanın tadını çıkarmak istediğinizi keşfedersiniz.