Çocukluk Dönemindeki Şiddet Beyni Etkiliyor

04 Nisan, 2020
Çocukluk çağlarında görülen şiddet, bir insanın hayatı boyunca psikolojik sağlığını bozan en etkili ve açık nedenlerden biridir.

Psikologlar, nörologlar ve psikiyatrlar, çocukluk çağlarında görülen şiddet ve istismarın beyin üzerinde etkilerinin bulunup bulunmadığını tartışıyorlar. Bazı psikologlar, organik problemler ve rahatsızlıklar gibi diğer disiplinlerden kaynaklanan etkilerden elde edilen verilerin psikolojik tedavide dikkate alınmaması gerektiğini savunuyor. Bu gruba dahil olan uzmanlara göre, psikolojik tedavi yöntemlerinin sorumluluk alanında organik faktörlerin bulunmaması gerekiyor.

Ancak mümkün olduğunca çok sayıda değerli bilgiyi bir araya getirerek değerlendirmek başlıca görevlerimiz arasında bulunmaktadır. Örnek olarak, eğer çok sayıda çalışma çocukluk döneminde görülen şiddetin motor kabiliyetleri üzerinde çeşitli değişimlere yol açtığını gösteriyorsa, bu bilgi bazı durumlarda belirli bir takım davranışları anlamamız açısından çok değerli olabilir.

Büyük olasılıkla, otonom bir yaşantı tarzına giden yol belirli organik ya da nörokimyasal rahatsızlıkları bulunan insanlar için farklı bir yaşam yolculuğu gerektirmektedir. Örnek olarak yapılan farklı çalışmalar, çocukluk döneminde kötü davranışlara maruz kalan ya da suistimal edilen kişilerin motor becerilerinde çeşitli değişimler yaşandığını göstermektedir.

Kötü davranılan bir çocuk

Çocukluk Döneminde Şiddete Maruz Kalanlara Yönelik Çalışmalar: DNA ve Beyin Üzerinde Yarattığı Etkiler

Geride bıraktığımız dönemde yapılan çeşitli bilimsel çalışmalar, çocuğa yönelik şiddetin ve kötü muamelenin DNA ve beyin üzerinde olumsuz etkiler bıraktığını ortaya koymaktadır. Ancak bu çalışmalar, olumsuz etkilerin geri döndürülemez izler bırakıp bırakmadığı konusunda herhangi bir yargıya yer vermemektedir. Çünkü bu değerlendirme daha sonra yapılması gereken araştırma ve tedavilerin çalışma alanına girmektedir.

Bu bağlamda, konuyla ilgili yapılmış olan en önemli çalışmaları kısaca inceleyeceğiz. Son olarak 2019 yılında yayımlanmış olan son çalışma ile bu konuda şimdiye kadar elde edilmiş olan verilerin tamamının derlenerek bir araya getirildiğini göreceğiz.

Çocukluk Döneminde Görülen Şiddet: 2009 Yılında Kanada’da Yapılan Araştırmalar

2009 yılının Mart ayında Montreal’de bulunan McGill Üniversitesinde görevli bir grup bilim insanı tarafından Science et Vie adlı dergide, çocuğa yönelik cinsel istismarın genetik sonuçları konulu bir makale yayımlanmıştır. Bu makalede, çocukluk çağlarında karşı karşıya kalınmış olan cinsel istismarın yetişkinlik döneminde depresyon riskini önemli oranda artırdığı ifade edilmiştir.

Sadece psikolojik özellikler taşımayan bu hassas durumun genetik olduğu, daha da özelde bir epigenetik karaktere sahip bulunduğu ortaya konmuştur. Bu bulguya, McGill Üniversitesinde konuyu araştıran ekip tarafından intihar etmiş 24 kişinin beyinlerinin incelenmesi sonucu ulaşılmıştır. Bu kurbanlardan 12’sinin çocukluk döneminde cinsel istismara maruz kaldıkları ortaya çıkmıştır.

Bu gruptaki kişilerin tamamında NR3C1 genlerinde belirli bir düşüş gözlenmiştir. Bu gen, stresli durumlara verilen reaksiyonla ilgilidir. Bu durum, kırılganlık ve intihara daha fazla meyilli olma durumunu açıklayıcı bir nitelik taşımaktadır.

Yaşadığımız çevrenin genlerimiz üzerinde etkili olduğunu daha önceden de biliyorduk. Ancak bu sürpriz çalışma ile travmatik durumların doğrudan DNA’yı etkileyerek genetik kimliğimizi değiştirdiğini ilk kez öğrenmiş oluyoruz.

Çocukluk Döneminde Görülen Şiddet: 2012 Yılında İsviçre’de Yapılan Araştırmalar

2012 yılında Cenevre Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Bölümünden Alain Malafosse ve ekibi, çocuk istismarının DNA üzerinde çeşitli izler bırakabileceğini göstermişlerdir.

Yapılan çalışmalar, çocuk istismarı nedeniyle ortaya çıkan stres, glukokortikoid reseptör geni (NR3C1) seviyesinde genetik metilleme (epigenetik modifikasyon) adı verilen durumun ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Genetik metilleme, hipotalamik – hipofiz – adrenal ekseninde işlevsel hale gelmektedir.

Bu eksen, stres yönetimi sürecine etki eder ve değiştirildiğinde yetişkinlik döneminde stres yönetimi becerilerinin durmasına neden olur. Bu durum, Borderline Kişilik Bozukluğu (BKB) gibi çeşitli psikopatolojik sorunların (ruhsal problemler) gelişimine neden olabilir.

Beyin stresini düzenleyen mekanizma, tekrarlayan çocuk istismarı durumunda kalıcı bir biçimde değişime uğrayabilir. Bu yüzden yaşanan travma, hücrelerimizde bulunan genomun bir parçası haline gelir.

Çocukluk Döneminde Görülen Şiddet: 2012 Yılında Almanya ve Kanada’da Yapılan Araştırmalar

Berlin’de bulunan Vakıf Üniversitesi Hastanesi Tıbbi Psikoloji Enstitüsü Başkanı Profesör Christine Heim ve aynı üniversitede Yaşlanma Çalışmaları Merkezi Başkanı Profesör Jens Pruessner öncülüğündeki bir grup bilim insanı 2013 yılında bir çalışma gerçekleştirmiştir.

MR verileri kullanılarak yapılan bu çalışmada farklı türlerde çocuk istismarı mağduru olan 51 kadın incelenmiştir. Bilim insanları, bu kişilerde beyinde tüm duyguların işlenmesinden sorumlu olan serebral korteks kalınlıklarını ölçmüştür.

Elde edilen sonuçlara göre belli bir istismar ile korteks kalınlaşması arasında bir korelasyon bulunduğu ortaya çıkarılmıştır. Kalınlaşmanın olduğu bölgelerin özellikle istismar algısının yer aldığı beyin bölgeleri olduğu ortaya çıkarılmıştır.

Çocukluk Döneminde Görülen Şiddet İle Uyuşturucu Kullanımı Arasındaki İlişkiye Yönelik Güncel Bir Araştırma

Dr.Martin Teicher ve arkadaşları, yaşları 18 ile 25 arasında olan toplam 265 kişinin MR bilgilerini bir araya getirmişlerdir. Daha sonra deneklerle, TAI mülakatı ve CTQ çocukluk travma anketi gibi çeşitli inceleme tekniklerinden elde edilen bilgileri derleyerek farklı sonuçlar elde etmişlerdir. Araştırmacılar, yaptıkları değerlendirmeler sonucunda 123 kişinin fiziksel, duygusal ya da cinsel istismara maruz kaldığı sonucuna ulaşmıştır.

Araştırmacılar, istismara uğrayan kişilerin MR sonuçlarını, bu grubun dışında kalan 142 kişinin sonuçları ile karşılaştırmışlardır.

Yapılan analiz, istismar ya da kötü muamelenin kortikal ağın yapısında meydana gelen değişiklikler ile bağlantılı olduğunu göstermiştir. Genel olarak değişimlerin, sol anterior singulat (duygu düzeni ve dürtülerden sorumlu bölüm), sağ anterior insula (duyguların subjektif algısı) ve sağ precuneus (benmerkezci düşünme) bölümlerinde olduğu görülmüştür.

Anterior insulanın aktivasyonunda görülen bu artış aynı zamanda kişinin sonuçlarını düşünmeden mantıksız ve kontrolsüz bir biçimde uyuşturucu madde kullanma isteğinin ortaya çıkmasına da yol açmaktadır.

Uyuşturucu kurbanı üzgün kadın

Çocukluk Döneminde Görülen Şiddetin Diğer Sonuçları

Çocukluk çağlarındaki şiddet, hafızayı etkilemekte, dikkat eksikliğine yol açmakta ve kişinin kendini tanıması konusunda çeşitli sorunlara neden olmaktadır. Bu tür bir şiddete maruz kalan kişinin beyninde orta frontal girus etkilendiği için, bu kişilerde şu olumsuz sonuçların ortaya çıkabileceğini söyleyebiliriz:

  • Hayatlarının bazı bölümlerine ilişkin küçük hafıza kayıpları.
  • Düşüncelerde, isteklerde ve inançlarda karmaşıklık ya da tutarsızlıklar.
  • Duygusal anlamda aşırı reaksiyon göstermelerine yol açan bilişsel ve algısal problemler.
  • Sakarlık yapmalarına ya da vücutlarını kontrol etmede kimi zaman başarısız olmalarına neden olan motor koordinasyon becerileri ve sensör algılarında ufak bozukluklar.

Duyguların içsel anlamda farkındalığını izlemekle görevli bölümler, yapılan aktiviteler ile son derece sıkı bir bağlantı içine girer ve böylece davranışlar üzerinde daha fazla etkin bir hale gelir. Aynı zamanda, dürtüleri kontrol eden bölgeler bağlantılarını yitirir ve beyin içindeki ağ sisteminde üstlendikleri rol daha az merkezi bir özelliğe bürünür.

Tüm bu değişimler uyuşturucu madde kullanımı ve diğer mental rahatsızlıkların görülmesi riskinin artmasına yol açan bir temel oluşturur.