Carl Rogers’ın Hümanist Psikolojisi

· Ekim 19, 2018

Carl Rogers’ın hümanist psikolojisi öyle saygın bir noktaya ulaştı ki, döneminin insanları tarafından bir devrim olarak görüldü. Bize hayalini kurduğumuz insan olmayı hakettiğimizi göstermek için temel optimizmini psikoterapiye getirdi. Samimi ilişkilerden ve insanoğlu olarak tam potansiyelimize ulaşmak için gelişme ihtiyacımızdan bahsetti.

Psikolojide birçok kişilik teorisi bulunmaktadır. Fakat hepsinde fikirlerin ve odak noktaların kesiştiği ortak temel kavramlar bulunduğuna değinmek gerekir. Bu geniş çeşitlilikteki teorileri kısaca gözden geçirirsenizi Carl Rogers’ınki öne çıkacaktır. Teorisi ve pozitif görüşü psikoterapiye gerek duyduğu değişikliği getirmiştir.

“En ilginç ikilem; ancak kendimi olduğum gibi kabul ettikten sonra değişebilmemdir.”

– Carl Rogers

Psikanaliz tarafından oldukça vurgulanan pasif, determinist vizyon ve hümanist psikolojisi tarafından geride bırakılan davranışsalcılık ile tüm zamanların en etkili psikoterapisti olarak görüldü. Aslında bahsettiği şey insanın özgürlüğüydü. İlerleyerek daha iyi bir dünya kurabilme yeteneğimizi vurguluyordu. Kendi sorumluluğumuzu üstlenmemiz ve deneyimlere kendimizi açmaya cesaretlendiriyordu. Bunu, bize daha çok kendimizi tanıma imkanı veren güdümsüz terapi sayesinde yapabileceğimizi düşünüyordu.

Carl Rogers’ın hümanist psikolojisinin aslında son derece önemli ve somut bir amacı vardı: yardım etmeyi kolaylaştırmak. Öyle ki, II. Dünya Savaşından sonra savaş sırasında sakatlanan veya travma geçirmiş tüm askerlere bizzat psikolojik yardım önerdi. O zamanlar bu genç erkeklerin aldıkları tek tedavi doktorlardan tarafından uygulanıyordu. Amerika Birleşik Devletlerinde hiç kimse fiziksel yaralanmaların ötesine geçerek duygusal yaralanmaları analiz ve tedavi etmemişti.

Çok geçmeden Japonya teknikleri ve yardım etme yöntemini Japon psikologlara öğretmesi için onu davet etti. Fark etmeden Rogers tüm dünyayı büyüleyen yeni bir tip psikoterapi yaratmıştı. Bu Nobel Barış Ödülü’ne adaylığını koymasının yolunu bile açtı.

carl rogers ve hümanist psikoloji

Carl Rogers’ın Hümanist Psikolojisi

Carl Rogers’ın kişisel hayatı teorisinin en iyi bilinen parçalarından birini yansıtmaktadır. Bu prensip, hedeflerimizin peşinde koşarken bizi tanımlayan şeyleri gitgide keşfetmek için özgerçekleştirim ve kendimizi tatmin etmek için devamlı bir çabadır. Ne kadar garip görünse de psikolojiden çok farklı bir kariyer yolu ile başlamıştı. Tarım ile başlamıştı kariyerine.

Devamında, Doğu ve Batı dinlerine ilgi duydu. Sonrasında ise Tarih ve Teoloji diplomalarıyla mezun oldu. Fakat sonrasında psiko-pedagoji ve karmaşık bir süreç olan benliğimizi bulma dünyalarına doğru ilerledi. İşte burada kendi kahramanlarından John Dewey’nin teorilerini öğrendi. Dewey’den öğrendiği şey eğitimin sadece zihinsel bir kademede gerçekleşmediği, buna ek olarak deneyime de açık olmanız gerektiğiydi.

Varoluşçuluk’tan da etkilenen Rogers, klinik psikoloji dalında bir eğitmen olarak görev alana kadar kitaplar, çalışmalar ve incelemeler yayınladı. Danışan odaklı terapisi sayesinde hümanist psikolojinin mihenk taşı haline gelmesi çok da uzun sürmedi. Pasif bir özne olarak “hasta” düşüncesini geride bıraktı. Bunun yerine bize insanların kendi kişisel gelişimleri ve hayat çizgilerinin uzmanları olabileceğini gösterdi.

“Danışan” kelimesi hümanist psikolojide çok belirgin bir sebepten ötürü ortaya çıktı. Çünkü bu kelime insanları terapistleriyle (psikanalizin aksine) eşit şartlar altında değerlendiriyordu. İnsanların pozitif bir biçimde değişebileceklerine, psikolojik güç kazanabileceklerine, savunma mekanizmalarını yıkabileceklerine ve kendilerini gerçekleştirmek için kullanabilecekleri temel içgüdülerine şekil verebileceklerine duyduğu mutlak inancı göstermek istiyordu.

Carl Rogers’ın hümanist psikolojisinin kilit noktaları

Hepinizin kendinize bir noktada sorduğu bir soru vardır. “Bu neden benim başıma geliyor?” Carl Rogers’ın hümanist psikolojisinin ilk yapacağı şey sizinle samimi bir empati kurmaktır. Danışan ile bağ kurmaya çalışacak ve yaşadığı durum ile ilgilenecektir. Tek bir ortak amacı olan, bir insanın bir diğer insanla buluşma noktasıdır. Hedef daha tatmin edici kararlar vermenizi sağlamak için gerçek “ben”inizi keşfetmektir.

Carl Rogers’ın hümanist psikolojisinin en önemli noktalarından bazılarına bir göz atalım.

“Kişilere olan ilişkilerimde öğrendiğim şey, olmadığım bir şey gibi davranmamın uzun vadede fayda etmediğidir.”

– Carl Rogers

İşlevsel bir kişilik geliştirme ihtiyacı

  • Hepimizin hedefleri ulaşabileceğimiz mesafededir. Refah bulmak ve tam potansiyelimize ulaşacak şekilde kendimizi geliştirmek de öyle. Fakat Rogers birçoğumuzun bunlara ulaşılamaz idealler veya tam anlamıyla fantezi olarak baktığını söyler. Refah bir hedeften fazlasıdır aslında. Burada-şimdi çaba göstermeniz gereken, aralıksız bir süreçtir.
  • Tam anlamıyla işlevsel bir kişilik geliştirmek için deneyime açık olmalısınız. Sadece pozitif duygularınızı kabul etmekle kalmayıp, negatif duygularınızdan kaçmak yerine onlara göğüs de germelisiniz.
  • Hayatınıza anlam katmalısınız. Hepimiz kendimizden sorumluyuz. İşte bu yüzden, kendi gerçekliğiniz içinde tatmin edici bir anlam bulabilmek için aktif, yenilikçi ve yaratıcı bir tavır benimsemek önemlidir.
  • Carl Rogers’ın hümanist psikolojisindeki bir diğer kilit nokta özgüvendir. Bu paha biçilemez değer sıklıkla içimizde yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bu yüzden kendi ölçütlerinize güvenmeyi, büyük kararlar verebilecek kadar cesur olmayı ve diğer insanların ne söyleyeceği veya düşüneceğiyle alakalı daha az endişe duymayı öğrenmelisiniz.
  • Kriz anları yeni bir imkanları arayabileceğiniz, hissedebileceğiniz ve yakalayabileceğiniz anlardır. Bu aynı zamanda, kişisel gelişiminiz için kesinlikle temel bir düşüncedir.
hümanist psikolojiyi anlamak

Carl Rogers’ın hümanist psikolojisini daha iyi anlamak

Son olarak, Carl Rogers’ın hümanist psikolojisine dair daha iyi kavramak için kesinlikle düşünmeye değer bir boyut daha vardır. Bu, onu hem diğer terapistlerden ayıran şey olmuştur hem de en etkili psikologlardan biri haline getirmiştir. O her zaman probleme değil kişiye odaklanmayı tercih etmiştir.

Danışanlarına hakiki bir noktadan bakan kişi olmuştur. Onları asla yargılamamıştır, stratejilerini onlara zorla kabul ettirmeye çalışmamıştır ve onlarla asla karşı durmamıştır. Terapisinin amacı dinlemek, duygularını tanımalarını onlar için kolaylaştırmak ve kendi kişiliklerini tanımlamalarına yardımcı olmaktı. İşte bu yüzden stratejilerinin birçoğu el kitaplarında bulunmaz ve net bir metodolojiye sahip değildir. Fakat günümüzde bile travma ve bağlanma sorunlarıyla ilgilenilirken Rogers’ın psikolojik odak noktası hala en iyi stratejilerden biridir.

Kaynakça

  • Rogers, C. (1961). On Becoming a Person. Boston: Houghton Mifflin.
  • Rogers, C. (1977). A Personal Message from Carl Rogers. In Contributions to Client-Centered Therapy and the Person-Centered Approach. Herefordshire: PCCS Books.
  • Rogers, C. (1951). Client-centered therapy: Its current practice, implications and theory. London: Constable.
  • Rogers, C. (1959). A theory of therapy, personality and interpersonal relationships as developed in the client-centered framework. In (ed.) S. Koch, Psychology: A study of a science. Vol. 3: Formulations of the person and the social context. New York: McGraw Hill.