Beyin Hakkında Doğru Olduğunu Düşündüğünüz 5 Efsane

· Haziran 11, 2018

Eğer bir düşünce toplumumuza yerleşmişse ve biz de buna hep inanmışsak, beynimize yüklediğimiz bu düşünceyi “geri almak” çok zor olur. Beyin demişken – bu organla ilgili bir sürü yanlış düşünce var. Sosyal iletişim platformları bir sürü “beyin efsaneleri” ile dolu ve biz de buradan öğrendiğimiz “sözde gerçek” olan inanışları, arkadaşlarımızla ya da ailemizle buluştuğumuz zaman bilgeliğimizle hava atmak için onlarla da paylaşıyoruz.

Filozof Elena Pasquinelli bir kitabında tamamen bu beyin efsanelerini ele alıyor. (Eğer Fransızca’ya hakimseniz, bu konu hakkında daha fazla bilgi edinmek için Le Pommier yayınevine ait “Mon cerveau, ces héros, mythes et ráéalité” kitabını okuyabilirsiniz.) Bilim artık çok popüler hale geldi ve bugünlerde hepimizin aklına gelebilecek her konu hakkında az çok bilgi sahibi olma imkanı var. Elena’ya göre bilim ve toplum ikilisi söz konusu olduğunda hala merak konusu olan daha bir çok konu bulabiliriz. İnsanlar arasında bazen şüphe ve güvenmeme hakim olurken, bazen de söylenenlere tamamen inanmaya meyilli insanlar görürüz. Konu ne olursa olsun, görünüşe göre insan beyni bu tartışmaların çoğunun merkezinde bulunuyor.

Haydi, daha fazla uzatmadan bu efsanelerden 5 tanesine birlikte bakalım.

Beyin efsaneleri

1. Beynimizin sadece %10’unu kullanırız

Bazı insanların sanki beyinleri hiç yokmuş gibi davrandıkları bir gerçek, fakat “%10 efsanesi” en eskiden beri bilinen ve hala gizemini koruyan bir beyin efsanesi. Bu önermenin ilk nereden çıktığı bile zaten bir muamma – kimse bunun nasıl yayıldığını bilmiyor.

Günümüzde beyin taraması teknikleri beynimizin tamamını kullandığımızı bariz bir şekilde gösteriyor. Beynimizin her kısmı, çoğu sıradan işimizi yaparken bir şekilde aktif hale gelir. Hepimizin beynimizi farklı yollardan kullandığı ve bazı bilişsel becerilerin bazı insanlarda diğerlerine göre daha gelişmiş olduğu doğru. Ancak, herhangi bir zamanda beynimizin ne kadarını kullandığımızla bunun hiçbir ilgisi yok. Bu tamamen mantıksız bir efsanedir.

2. Bir sol beynimiz bir de sağ beynimiz vardır

Bu en çok bilinen beyin efsanelerinden biridir, genellikle tuhaf grafiklerle resmedilir. Hatta bu efsane toplumun içine o kadar işledi ki bilim dünyasının kayda değer bir kısmını da bir süre meşgul etti. Hiçbir mantığı olmamasına rağmen üzerine en çok yazı yazılan efsane bile olabilir. Beynin sadece bir tarafına ait olduğu sanılan görevlerde aslında beynimizin tümünü nasıl etkin olarak kullandığımızı birazdan öğrendiğimiz zaman, bu inanışın ne kadar saçma olduğunu da göreceğiz.

beynin sağ ve sol yarım küresi

Bazı fonksiyonların bir yarım küreye diğerinden daha fazla bağımlı olduğu doğru olsa da beynin iki “kısmı” arasındaki bağlantılar o kadar çeşitli ve güçlüdür ki, biri diğerinden bağımsız ve ayrı olarak hareket edemez. Her iki yarım küreden birinin kullanımı, kişinin öğrenme stillerini ya da kişiliğini belirlemez çünkü hiçbir zaman sadece bir tanesini kullanmayız.

3. Kadınların beyni erkeklerinkinden farklıdır

İki cinsiyetin beyinleri arasında bazı anatomik farklar vardır. Ancak bu diğer organlar ya da fiziksel özellikler için de geçerlidir, örneğin boy gibi. En son yapılan ve çok konuşulan bir araştırmaya göre erkekler bir yarım kürenin belirli bölgelerinde daha fazla bağlantıya sahipken, kadınlarda iki yarım küre arasında daha çok bağlantı vardır. 

Bu bulgulara, sonuçları önyargılı bir şekilde yorumlanmaya açık istatistik yöntemler kullanılarak ulaşılmıştır ve bu iddianın ortaya atılmasındaki en önemli amaç da dikkat çekici bir başlık yazmaktır. Beyin efsaneleri işte bu şekilde kolayca yayılır. Bu araştırmanın bulduğu farklar aslında erkeklerin ve kadınların farklı beyinlere sahip olduğunu göstermiyor. Sadece farklı bağlantılara sahip olduğunu söylüyor. Ayrıca bu bağlantıların nasıl çalıştığı, kişinin cinsiyetinden ziyade yaptığı aktivitelere bağlıdır.

4. Nöron esnekliği sayesinde her şey mümkün

Beynimiz esnek ve dinamik olmasının yanı sıra, özellikle zamanımızın çoğunu adadığımız aktivitelere karşı oldukça duyarlıdır. Örneğin, Londra’daki taksiciler arasında yapılan bir araştırmada, taksicilerin beyinlerinin değiştiği, daha fazla bağlantı oluşturduğu ve beyinlerindeki uzamsal oryantasyondan sorumlu bölgelerin büyüdüğü anlaşıldı.

spor yapan beyin

Ancak bu esnekliğin de bir sınırı var. Özel uzmanlık alanımıza göre kendimizi geliştirdikçe bu sınıra da yaklaşmamız mümkün. Büyük bir şehirde taksicilik yapsak da başka bir meslekte çalışsak da bu böyledir. Esneklik, beynimizin belirli bölgelerini daha fazla ön plana çıkarırken diğer bölgelerini de ikinci plana atar.

Bu esneklik, yaptığımız aktiviteye bağlı olduğu gibi bulunduğumuz koşullardan, uyarıcılardan ve kişinin içinde bulunduğu genel fiziksel ve bilişsel durumdan da etkilenir. Her insanın beyni kişiliğine ve yaptığı eylemlere göre şekillenir, en sonunda da kişiye özgü bir yapıya ulaşır. Ancak, hepimize sınırlar koyan da bu yapıdır ve hayatımız boyunca bu sınırların izin verdiği kadarıyla yaşarız.

5. Beynimizin kapasitesini “beyin egzersizi” ile geliştirebiliriz

Burada ince bir çizgiden geçmemiz gerekiyor. Genel olarak herhangi bir hafıza veya hızlı hesaplama egzersizi ya da dikkati geliştiren herhangi bir aktivite anında pozitif bir etki yaratır. Ancak asıl soru bunun sebebindedir. Bu gelişim gerçekten de egzersizin bir sonucu mu yoksa sadece biraz önce yaptığımız aktiviteyle alakalı bir plasebo etkisi mi?

Bu etkinin genellikle aktiviteyi sonlandırdıktan sonra pek uzun süre devam etmediğini de hesaba katarsak sorumuz daha da önem kazanıyor. Diğer yandan, çoğu durumda pratik yapmanın mükemmelliğe yaklaşmamızı sağladığı da bir gerçek. Bu durumda asıl sorumuz şu: geliştirdiğimiz becerilerimiz mi yoksa stratejilerimiz mi?

Örneğin, uzun bir süre satranç oynarsak, oynayarak kazandığımız deneyim esnasında bazı stratejilerin diğerlerinden daha iyi olduğunu fark edip ona göre stratejiler geliştirmemiz normaldir. Fakat, hafızamızın satrançla ilgili daha çok bilgi toplamış olması bu temel psikolojik sürecin geliştiği anlamına mı geliyor? Yine de yaşlanmanın getirdiği doğal bir süreç olan beyin gerilemesini bilişsel egzersizlerle yavaşlatmak mümkün. 

Demans vakalarında kanıtlanmış sonuçlar

Demans gibi dejeneratif bir hastalığa sahip olan hastaların beyin egzersizleri sayesinde gelişme gösterdiği kanıtlanmış bir bulgudur. Egzersizin, herhangi bir konuda bir süre aktif olmadıktan sonra temel seviyeye yeniden ulaşmak için oldukça faydalı olduğu görülmüş. Eğer bu mantık çerçevesi içindeki sonuçların dışına çıkarsak bulduğumuz sonuçlar en azından sorgulamaya açık hale gelir.

Bu yazımızda beyinle ilgili en yaygın efsaneleri listeledik. Ancak bizim değinmediğimiz ve henüz keşfetmediğimiz daha birçok efsane bulmak mümkün, çünkü bilim henüz bunları açıklamanın bir yolunu bulmayı başaramadı. Her halükarda, bildiğimiz en harika ve mükemmel teknoloji olan beynimizi anlamaya çalışmak her zaman heyecan verici bir konu olmaya devam edecek.