Başkalarıyla Bağlantı Kurmak: Yeni İletişim Biçimleri İçin Bir Zorluk

· Haziran 23, 2018

İletişim açısından bakıldığında, teknoloji, davranışlarımızın sahip olabileceği dualiteyi en iyi temsil eden şeylerden biri. Bir yandan bizlere yeni deneyimler yaşatıyor. Öte yandan bizi deneyimlerden uzak tutarak ciddi bir tehlike yaratıyor. Bu yüzden, başkalarıyla iletişim kurmak hem kolaylaşıyor hem de zorlaşıyor.

Örneğin sosyal ağlar bizi yakınlaştırıyorlar. Binlerce kilometre uzakta olan insanlarla iletişim kurmak göz kırpmak kadar zaman alıyor. Bunun yanı sıra nereleri ziyaret ettiklerini, nelerden hoşlandıklarını, hobilerinin neler olduğunu veya sosyal çevrelerinin nasıl geliştiğini görebiliyoruz.

Tehlike, ekranın başında yaşananlar, geleneksel iletişim biçimlerinin yerini alınca ortaya çıkıyor. Başkalarıyla iletişim kurmak paylaştıkları bir şeyi “beğenmekten” çok daha fazlası. Yüz yüze konuşmak, “whatsappta” kaybolup giden pek çok ayrıntıyı fark etmemizi sağlıyor. Fotoğraflar, nadiren gerçekliği eksiksiz olarak yansıtabiliyorlar veya en azından bizim bir kişide görebildiklerimizin tamamını görmemizi sağlıyorlar.

birbirlerine sarılırken telefonlarına bakan çift

Sosyal ağlara bağımlı hale gelme ve insanlarla bakışarak, mimiklerimizi kullanarak iletişim kurmayı unutma riskimiz var. Ayrıca fotoğraflardaki sözsüz dili yorumluyoruz. Bazen bu fotoğraflar, biz istemesek de, tüm dünyaya nasıl hissettiğimizi gösteriyorlar. Anahtar, yeni teknolojilerin çoğundan faydalanmak ancak onlara tamamen bağımlı hale gelmemek.

Zorunda olduğumuz için mi yoksa istediğimiz için mi iletişim kuruyoruz?

Hayatlarımızı, onu sosyal ağlara günbegün yükleyerek tanımlıyoruz. Çoğu zaman, sosyal medyada “yayınlanmayan” bir deneyime geçersiz gözüyle bakılıyor. Bir etkinliğe katılmak, onun keyfini çıkarmak yeterli olmuyor. Başkalarının bunu bilmesine ve onların da katılmasına ihtiyaç duyuyoruz.

Wisconsin, Haverford, Northwestern ve Toronto üniversiteleri tarafından ortaklaşa yapılan bir çalışma sosyal ağlarda daha çok paylaşım yapan çiftlerin en mutsuz çiftler olduğunu ortaya koydu.

Genel olarak, dış dünyanın onayına (paylaşımlarının “beğenilmesi”, profillerinin ziyaret edilmesi v.b.) en çok ihtiyaç duyan insanların iç dünyalarında en fazla yoksunluk çeken insanlar olduğu söylenebilir. Kendine yeterince saygı duyan biri, fotoğrafları, seyahatleri, partnerleri veya arkadaşları konusunda başkalarının onayına ihtiyaç duymayacaktır. Sosyal ağları, yalnızca gerek duyduklarında, zaman zaman iletişim kurmak için kullanacaklardır.

manzara fotoğrafı çeken çift

Biriyle sohbet etmenin veya konuşmanın ekrana bakmaktan veya mesaj yazmaktan çok daha fazlası olduğunu unutmayın. Fotoğraflara bakmak da yeni yerleri gerçek hayatta görmek gibi değildir. “Beğenmek” fikrinizi beyan ediyor olduğunuz anlamına gelmez sadece buradayım ve seni takip ediyorum demiş olursunuz.

Hafızamızdaki kamera telefonumuzdaki kameradan çok daha iyi

Günlük hayatımızın esas özü hafızamıza kaydedilir ve bir akıllı telefonla onun değerini azaltmak iyi değildir. Tek bir an, eğer ona bakmak için yalnızca kamera kullanırsak, içinde barındırdığı tüm duygusallığı yitirebilir.

Bir süreliğine telefonunuzdan vazgeçmelisiniz (telefonunuzu bir defalığına evde bırakmaktan hiçbir şey olmaz). Bir kahve içmek, sosyal bie etkinliğe katılmak, seyahat etmek, birine sarılmak, gülümsemek, el ele tutuşmak ve gerçek hayatı yaşamak için zaman ayırın.

erkek arkadaşının elinden tutan kadın

Belki de bu karmaşayı yaşayan sadece biz değilizdir, bu doğru. Pek çok insan dijital ile yüz yüze iletişimden birinin tarafını seçmiş gibi görünüyor. Onlarla zaman geçirebilmek resmen bir mucize. Bu yüzden, eğer onların izini kaybetmek istemiyorsanız, zamanlarının çoğunu harcadıkları yer olan dijital dünyaya girmekten başka seçeneğiniz yok.

Gerçek hayatlar sosyal medyanın arkasında gizli. Her profilin arkasında bir hayat var. Biz bir resimden veya kontaktan daha fazlasıyız. Her birey sosyal ağında kendini bir parça yansıtabiliyor. Bu yüzden başkalarıyla bağlantı kurmak aynı anda “çevrimiçi” olmaktan çok daha fazlası. Ekranınızı arkanızda bırakın ve gerçeğin sizler için neler sakladığını gözlerinizle görün.