Ayrılık Bir Başarısızlık Değildir

Ağustos 30, 2017

Belki de, binlerce tereddütten, defalarca küsüp barışmalardan ve atlatması imkansızmış gibi gelen üzüntülerinizden sonra nihayetinde sevgiliniz sizden ayrıldı. Bir ayrılık, karışık duyguların bir araya gelişi olarak nitelendirilebilir, sadece arada daha az ya da çok aşk olduğundan da değil üstelik, bunun nedeni hayatınızın önemli bir aşamasını artık arkanızda bırakıyor oluşunuzdur. Ne yazık ki, ortaya çıkan bu duygulardan biri de başarısızlık hissi olarak kendini göstermektedir.

Bu nedenle, kaybettiğimiz şeyler için nostaljik hissetmek ve hayatımıza zarar veren bir duruma karşı harekete geçmenin verdiği cesaret ve heyecanı bir arada yaşamak garip bir şey değil. Dolayısıyla, bu karmaşık duygular, bir adım geri, iki adım ileri, derken tekrar bir adım geri derken nihayet yolumuzu bulana kadar var olmaya devam ederler.

Dahası, bir partner ile ayrılmak, istikrarın ortadan kalkmasıyla aynı şey gibidir; çünkü diğer kişinin güvenilirliği ne seviyede olduğu fark etmeksizin, ilişkimiz boyunca onlara güvenmekten bir an bile vazgeçmeyiz. İlişkinin sona ermesiyle birlikte yok olan bu güven; diğer insanlara olan güven olarak yeniden ortaya çıkacaktır. Ancak bu durumu ya başkaları ile ya da kendi başımıza çözmek zorundayız.

Ayrılık sonrasında gelen başarısızlık hissi

Bir ilişkiden yeni çıkmış olan insanların en sık yaşadığı duygulardan biri de başarısızlık hissidir. Bu insanlar iyi günde olsun, kötü günde olsun, birbirlerini sonsuza kadar seveceklerine yemin ederler. Derken ayrılık ile aniden kendilerini bir boşlukta bulurlar. Bu, korkunun ve aynı zamanda öfkenin yankılarıdır.

Bir ilişki yeni başladığında, en sık yapılan şey genellikle bu iki kişinin çok sık bir araya gelip hızlı ve bir o kadar da güçlü bir şekilde bir bağ oluşturmaya çalışması olur. Bu umutlar, detaylar ve birlikte vakit geçirme arzusu üzerine kurulu bir yatırımdır.

Zaman geçtikçe, ilişkinin durumu daha stabil bir hale gelir ve ikili gevşek olan kordonları çekmeye başlar ve ilk gerginliğe neden olurlar. Yukarıda tanımladığımız ilk aşamada hiç kimse uzun süre ayakta kalamaz, çünkü bu hayatımızın tamamen dengesiz olduğu bir döneme denk geliyor. Çift, arkadaşlardan ve diğer kişisel girişimlerden uzaktır ve ilişkinin normalleşmesiyle kısmen kendine yeniden dönebilmek ve kaçırılan vakti telafi etmek için bir fırsat oluşur.

Ancak, ilişkinin bu ikinci aşamasında, birbirine olan düşkünlük ilk aşamadaki kadar yoğun olmasa da hala devam etmektedir. Çok fazla alıp verme şeklinde yürüyen bir aşamadan çıkılmıştır. Böylesine sıkıca inşa edilmiş karşılıklı bağlılığa ve sadakate dayalı bir ilişki ileride herhangi olası bir ayrılığı çok zor hale getirecektir. Bu zorlayıcı faktörler, bir ev, bir ödeme, yaz tatili için planlanmış bir seyahat, birlikte katılınacak bir evlilik töreni veya kişilerin aileleri olabilir.

Bu bağlardan kopmak, ayrılık sonrası vazgeçmek durumunda kalmak, başarısızlık duygusunu yoğunlaştırır ve en sonunda kişi kendini bir anda tuzla buz olmuş bir ilişkiye adamış ve bir sonuç alamamış gibi hissedecektir. Bu başarısızlık hissi, kişilerin ayrılık kararlarını çevrelerinden bir süreliğine gizli tutmalarına dahi yol açacaktır.

Ayrıca başarısızlık duygusu, benlik saygısına, özellikle de ayrılık kararını vermeyen tarafa, bir darbe olarak gelebilir. Diğer şahsın kendilerini eş olarak kabul edemeyecek kadar kötü olduklarını düşünür ve bu inançlarını hayatlarının diğer alanlarına da yansıtırlar.

İlişkiye başka bir şekilde bakarsak, başarısızlık hissi ortaya çıkmaz

Dolayısıyla, başarısızlık hissi bu şekilde bakıldığında oldukça mantıklıdır. Ayrılıklara, tarih boyunca toplum tarafından belli bir ayrımcılıkla bakılmıştır. Şu anki toplumun da belli bir ayrımcılık yapıyor oluşu şaşırtıcı olmuyor. Bu his aynı zamanda hayat tarzımızın bir parçasıdır. Hareketlerimizin birçoğu gelecekten olan beklentilerimiz tarafından kısıtlanmaktadır.

Bu gerçeğin farkında olmak, bizleri sadece başarısızlık hissinden kurtarmıyor, aynı zamanda gelecekte kontrol edebileceğimiz şeylere yoğunlaşma konusunda da bizleri teşvik ediyor. Bu şeyler, sevdiğimiz birine ceketimizi verip onunla ısınabildiğini görmek gibi küçük ama kontrolü bizde olan şeylerdir. Ve kuşkusuz ayrılık sonrası yolumuza devam etme kararı almak da yalnızca bizim elimizdedir.

Bu çok enteresan, çünkü zaman geçtikçe ve yasımızın üstesinden geldikçe, kötü olanlarla değil de ilişkideki iyi zamanları hatırlama eğilimindeyiz. Eğer daha önce böyle düşünebilmiş olsaydık bize çok yardımcı olabilecek bir anlam verebiliyoruz. Bu ne yazık ki ancak bir süre geçtikten sonra oluyor. Halbuki bir ilişki size o anda hissettirdiği şeyler için yapmaya değer bir nitelik kazanıyor, size ileride hissettirecekleri için değil.

Birlikte geçirdiğiniz yürüyüşler, sevgiyle pişirdiğiniz yemekler, en şapşal sürprizler veya kayınpederinizi tanımadan önce hissettiğiniz gerginlik için bile bu ilişkiye değer diye düşünülüyor. Muhtemelen her şeyin iyi gitmesini sağlamak için çok şey riske attınız, ancak verdiğiniz şeyi ilişkiden gerçekten de eşit derecede alıp alamadığınızı bir tekrar düşünün. Evet, ilişki, diğer kişi değil. Belki onlar sizin için bir sürpriz hazırlamamıştı, ama siz onlar için bir sürpriz hazırlarken bunun eksikliğini duymamıştınız. Belki sizi işten almak için hiçbir şekilde bir girişimde bulunmadılar, ama… siz bunu onlar için yaptığınızda bu hiç hoşunuza gitmemiş miydi?